Çocukların korunmasında sorumluluk karmaşası üzerine

Çocukların korunması, suça sürüklenmelerinin önlenmesi ve haklarının gözetilmesi, yalnızca bireysel davranışların değil, toplumsal ve kurumsal sorumlulukların da eşgüdümlü olarak yerine getirilmesini gerektirir. Bu noktada tartışılması gereken esas soru şu olmalı: Cezaların artırılması gerçekten çocuk suçluluğunu azaltmada etkili bir yöntem midir?

Yazı: Kardelen Ateşçi

Günümüzde "çocuk suçluluğu" üzerine pek çok tartışma yapılıyor ancak süreç, toplumsal ve hukuki sorumluluklarımız üzerine bir tartışmaya kapı açmak çocukların yalnızca bireysel suçlular olarak ele alındığı bir eksende ilerliyor. Bu yaklaşım veri, hukuk, tarihsel süreç ve sosyolojik analizleri göz ardı eden politika ve uygulamaların şekillenmesine de yol açıyor.

"Bir çocuğu yetiştirmek için bütün bir köy gerekir, derler. Başka bir deyişle, bütün köy bir çocuğu ihmal ederse o çocuğun hayatı da mahvolabilir. Peki ya tek suçlu o çocuklar mı? Kimsenin onları eleştirmeye hakkı yok. Herkes suçlu.” ("Suça İtilen Çocuklar" dizisinden alıntı)

Suça İtilen Çocuklar dizisinde de vurgulandığı gibi, çocuk suçluluğunda sorumluluğun yalnızca çocuğa yüklenmesi mümkün değildir; toplumun tüm kesimleri, aile, eğitim kurumları ve sosyal hizmet sistemleri ile birlikte devletin de önemli yükümlülükleri vardır. Çocukların korunması, suça sürüklenmelerinin önlenmesi ve haklarının gözetilmesi, yalnızca bireysel davranışların değil, toplumsal ve kurumsal sorumlulukların da eşgüdümlü olarak yerine getirilmesini gerektirir. Ancak güncel tartışmalar, çocukların bireysel cezai sorumluluğunun artırılmasına odaklandığından, bu yazıda özellikle ABD örnekleri ve ilgili araştırmalar üzerinden çocuk suçluluğu ele alınacaktır.

Cezaların artırılması çocuk suçluluğunu önler mi?

Adalet Bakanı Sayın Yılmaz Tunç, 18.08.2025 tarihinde X hesabından yaptığı açıklamada, “Çocukların suça sürüklenmesini engellemek ve toplumumuzun huzurunu korumak amacıyla soruşturma, kovuşturma ve infaz aşaması ile ilgili olarak Türk Ceza Kanunu ve bazı kanunlarda yeni düzenleme ihtiyacı doğmuştur” ifadelerine yer verdi. Bakan ayrıca, 15-18 yaş grubundaki çocuklar açısından TCK’nın 31. maddesinde öngörülen ceza indirim oranlarının gözden geçirileceğini belirtti. Bu tespiti paylaşmakla birlikte, açıklamada öne çıkan düzenlemelerin çocuk suçluluğunu önleyici etkisi olacağı kanaatini taşımıyorum.

Bu noktada tartışılması gereken esas soru şu olmalı: Cezaların artırılması gerçekten çocuk suçluluğunu azaltmada etkili bir yöntem midir?

Uluslararası çocuk hakları normları, çocukların yetişkinler gibi yargılanmaması gerektiğini vurgulamaktadır. Araştırmalar ise yetişkin olarak yargılanmayan gençlerin yeni suç işleme olasılığının daha düşük olduğunu göstermektedir. Buna rağmen, ABD’nin bazı eyaletlerinde çocuklar yetişkinler gibi yargılanmakta; bu durum, çocuk suçları ve verilen cezaların yüksek kalmasına, çocuk suçluluğunun önlenememesine ve çocuk hakları uygulamalarının ciddi şekilde yetersiz kalmasına yol açmaktadır.

David Roodman, 2017 yılında ABD özelinde yaptığı çalışmada daha ağır cezaların suç işleme konusunda neredeyse hiç caydırıcı etkisi olmadığını; insanları hapsetmenin onları geçici olarak dışarıda suç işlemekten alıkoysa dahi tahliye sonrasında suç eğilimini artırdığını vurgulamaktadır. Roodman, cezaların ağırlaştırılması kısa vadede suçu azaltabilse de uzun vadede daha olumsuz sonuçlara yol açacağını belirtmektedir.

Roodman, çalışmasında Lee ve McCrary’nin Florida örneğini referans göstermiştir. Bu çalışmada, 18 yaşına gelmeyle birlikte uygulanan farklı ceza rejiminin gençler üzerindeki etkileri değerlendirilmiş; 17 yaşından önce en az bir kez tutuklanmış 64.073 kişiyi kapsayan eyalet çapındaki veri tabanı esas alınmıştır. Bulgular, 18 yaşına gelmenin tutuklanma olasılığında anlamlı bir düşüş yaratmadığını göstermektedir. Ancak ilk 17 yaş sonrası tutuklanmadan sonraki yeniden tutuklanma oranları, 18. doğum gününden hemen sonra önemli ölçüde düşmüştür (30 gün içinde %17,9’dan %8,4’e; 1 yıl içinde %54,7’den %47,0’e). Bu düşüşler, gençlerin hâlâ cezaevinde bulunmasıyla açıklanabilecek etkisizleştirme (incapacitation) etkisine bağlanmıştır.

  • Sonuç olarak, çalışmada 18 yaşındaki gençler için caydırıcılık etkisi gözlemlenmezken cezaevinde kalmanın suç işleme olasılığını azalttığı ortaya konmuştur. Bu etki ise kısa vadelidir. Zira cezaevinde kalmanın yalnızca tutukluluk süresi boyunca suç işleme olasılığını azalttığını ve ancak tahliye sonrasında gençlerin suç eğiliminde belirgin bir azalma yaratmadığını göstermektedir.

Anna Aizer ve Joseph J. Doyle ise çalışmalarında gençlerin hapis cezasının uzun vadeli etkilerini incelemiş. Araştırma, ABD’de büyük bir kentsel yönetim alanında 10 yıl boyunca 35.000’den fazla genç üzerinde yapılan değerlendirmeleri kapsamaktadır. Bulgular, gençlerin hapse girmesinin insan sermayesini artırmadığını, gelecekteki suç işleme olasılığını caydırmadığını, gençlerin hapse girmesinin lise mezuniyet oranlarını düşürdüğünü, yetişkinlikte yeniden hapse girme olasılığını artırdığını ortaya koymaktadır.

Çalışmada, elektronik izleme ve sıkı sokağa çıkma yasakları gibi alternatif yaptırımların, gençlerin geçici olarak toplumsal etkisizliğini sağlayabileceğini, aynı zamanda insan sermayesindeki kaybı ve yetişkinlikte suç oranlarını artırmadan uygulanabileceği belirtilmiştir. Ayrıca, gençlerin suç işleme eğilimi cezalar karşısında nispeten inelastik olduğundan, hapis cezalarının caydırıcı etkisi sınırlı olduğu vurgulanmaktadır. Bu bulgular, daha az kısıtlayıcı, destekleyici ve alternatif yaptırımlara dayalı gençlik ceza politikalarının, hem eğitim sonuçlarını iyileştireceğini hem de uzun vadede yetişkin suç oranlarını azaltacağını ortaya koymaktadır.


YAZININ DEVAMI


NEREDE YAYIMLANDI?

SpektrumSpektrum

BÜLTEN SAYISI

🤝 Zirvenin ardından, Bolivya'da solda gerileme

Rusya-Ukrayna müzakereleri, Bolivya'da solun gerileyişi, çocuk suçluluğu, otoriterliğin iklim kriziyle ilişkisi.

22 Ağu 2025

🤝 Zirvenin ardından, Bolivya'da solda gerileme

İLGİLİ OKUMALAR