Toplum olamamanın anatomisi

Toplum, Ernest Renan’ın dediği gibi “her gün yenilenen bir plebisit”tir; mutabakatla beslenir. Bunun yokluğunda hayat, kültürel normlarla ikame edilir. Ancak bunlar kıymetli olsa da kriz anlarında kolayca dağılırlar. Peki biz neden bir türlü toplum olamıyoruz? Sorunun merkezinde, bizi birarada tutacak, kim olduğumuzu tarif edecek bir kanon eksikliği olabilir mi?
Yazı: Metin V. Bayrak
“Bizden bir şey olmaz” sözü, yalnızca bireysel bir bezginlik değil; kemikleşmiş bir sorun karşısında toplumsal ölçekte paylaşılan bir ikrardır. Güçsüzlüğü, çaresizliği, özgüvensizliği, özsaygı yoksunluğunu ve bunların sonucu olan boşvermişliği de beraberinde getirir. Belki de bu ifade, bireysel değil toplumsal başarısızlığın, yani ortak bir “biz” kuramamanın, toplum olamamanın kabulüdür.
Peki neden bir türlü toplum olamıyoruz? Sorunun merkezinde, bizi birarada tutacak, kim olduğumuzu tarif edecek bir kanon eksikliği olabilir mi?
Kanon, bir toplumu "biz" kılabilen; ortak referansları, ritüelleri ve kurucu metinleri içeren bir bütün, deyim yerindeyse iskelettir. Ortak kanon yoksa parçalar yan yana gelir ama bütün oluşturamaz; ritüeller parçalı, kurumlar süreksiz, normlar araçsallaşmış olur. Sonuçta "Bizden bir şey olmaz" klişesi, bilinçlere çakılmış bir çiviye dönüşür.
Türkiye’de halklaşma, milletleşme, toplumlaşma girişimleri sürekli kesintiye uğramış; kurucu metinler her seferinde yeniden yazılmış; çoğunlukla da iktidarların araçsallaştırmasına konu olmuştur. 1876’dan bu yana Anayasa tartışması bitmemiş; ne dinî ne millî kaynaklı ortaklaşma toplumsal çoğunluğu kuşatabilmiş; edebiyat ve sanat birleştirici kanon değil, kimliksel ayrışmanın zeminine dönüşmüştür.
Bir bina nasıl taşıyıcı sistemiyle ayakta duruyorsa toplumlar da kolonlarıyla var olur. Bu kolonların temeli eşit yurttaşlık ve hukuk devletidir. Liyakat, saydamlık, hesap verebilirlik gibi ilkeler ancak hukuk devleti içinde yeşerir. Kamusal kaynaklar “ganimet” değil “emanet” sayılır; devlet ve yerel yönetimler servet dağıtan değil, ortak yararı koruyan emanetçiler gibi davranır.
- Toplum, Ernest Renan’ın dediği gibi “her gün yenilenen bir plebisit”tir; mutabakatla beslenir, onu canlı kılan da içselleştirilmiş toplumsal normlardır.
Bugün Türkiye toplumunun kolonları ise ya eksik ya da taşıma gücünden yoksundur. Hayat, kültürel normlarla ikame edilir: Komşuluk, misafirperverlik, imece… Ancak bunlar kıymetli olsa da "kurucu norm" olamaz, çünkü kriz anlarında kolayca dağılırlar. Bu nedenle “biz”i kalıcı kılmanın yolu, bu normların kurumsallaştırılmasından geçer.
Biz olmak, aynı çatıya sığınmış bir kalabalık değil; aynı taşıyıcı sisteme güvenen yurttaşlar topluluğu olmaktır. Bu sistemin iki ana kolonu eşit yurttaşlık ve hukuk devletidir; onların üzerinde liyakat, saydamlık, hesap verebilirlik yeşerir.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Edirne Selimiye Camii’deki restorasyon projesiyle ilgili açılan davada yürütmeyi durdurma kararı verildi. Trump’ın Arap liderlere sunduğu Gazze planının ayrıntıları gün yüzüne çıktı.
28 Eyl 2025

İLGİLİ OKUMALAR


