İstanbul'un kutularında yaşayanlar

Tersine göçebeler: İstanbul'da barınamayanlar anlatıyor
İstanbul, Türkiye'nin hem en çok göç alan hem de en çok göç veren şehri. Peki İstanbul’u hem bu kadar çekici hem de bu kadar itici bir güç hâline getiren ne? Bu şehirde ne umuyor ne buluyoruz? Ya da neyi bulamıyoruz da başka şehirlere göçüyoruz? Peki biz giderken bu şehir de arkamızdan geliyor mu? Göç edenlere sorduk.
Yazı: Melike Sönmezer
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Temmuz 2024’te yılın iç göç verilerini paylaştı. Rakamlar oldukça dikkat çekici: 2024 yılında Türkiye’de 2 milyon 682 bin 673 kişi iller arasında taşındı. Listenin zirvesinde hem en çok göç alan hem de en çok göç veren il olarak İstanbul var. En az göç alan il ise Ardahan.
- Peki İstanbul’u hem bu kadar çekici hem de bu kadar itici bir güç hâline getiren ne? Bu şehirde ne umuyor ne buluyoruz? Ya da neyi bulamıyoruz da başka şehirlere göçüyoruz? Peki biz giderken bu şehir de arkamızdan geliyor mu?
1950’li yıllardan itibaren hız kazanan sanayileşme, “taşının toprağının altın olduğu” söylentileriyle Anadolu’dan İstanbul'a büyük bir göç dalgası başlattı. Sadece İstanbul değil, çevre illerdeki fabrikalar da iş gücüne ihtiyaç duyuyordu. Fabrikalarla birlikte okullar, hastaneler, marketler derken, kentlerin ihtiyaç listesi de kabardı. Göç edenler arasında sadece köylerden gelenler değil; üniversite okumak isteyenler, sanatçı olma hayali kuranlar da vardı.
Bu hareketlilik 2020’lere kadar sürdü. Derken pandemi geldi ve düzen değişti. Camları açılmayan plazaların beyaz yaka çalışanları bir anda evden çalışmaya başladı. İnternetin olduğu her yerin ofis olabileceğini gördük. Her gün iki saati yollarda geçirmeye, sıkışık metro seferlerine gerek kalmadı. Evdeki bir köşe ya da küçük bir oda, kısa sürede home office’e dönüştü.
Bu yeni çalışma düzeni, İstanbul’dan taşınma fikrini de bir anda daha cazip hâle getirdi. Ege’nin veya Akdeniz’in sakin kasabalarında, bahçeli bir evden toplantılara katılmak birçok kişi için adeta nefes almak gibi oldu. Pandemi bitti ama şehirden kaçış isteği bitmedi. Bir yandan da İstanbul’da kiralar öyle bir seviyeye geldi ki çalışanlar, öğrenciler, emekliler hatta çalışan emekliler bile barınmakta zorlanmaya başladı.
2024 yılı boyunca İstanbul’da kiralar adım adım değil, koşar adım yükseldi. Artış oranı çoğu zaman yüzde 40-50 bandında seyrediyordu. Bazı sözleşme yenilemelerinde ise tavan zam, TÜFE’ye endekslenerek yüzde 60’lara kadar dayandı. Kadıköy’de yılın başında 33 bin TL olan ortalama kira, yıl sonuna yaklaşırken 48 bin TL’ye çıktı. Suadiye, Fenerbahçe, Caddebostan gibi gözde semtlerde bu rakam 100 bin TL’nin üzerine tırmandı. İstanbul genelinde ortalama konut kirası 23 bin 373 TL, metrekare başına kira fiyatı ise 234 TL olarak ölçüldü.
Bu sert yükseliş, dar gelirlinin umutlarını, orta sınıfın refah seviyesini, öğrencinin şehirde kalma hayalini, emeklinin huzur arayışını zora soktu. Kiralar yükseldikçe İstanbul’un kapıları birer birer kapanmaya; yolları ise yeni şehirlere, daha sakin ve yaşanabilir diyarlara açılmaya başladı. Böylece pandemiyle ivme kazanan göç, artık yalnızca bir tercih değil, pek çok kişi için zorunluluk hâlini aldı.
Eskiden koca konakların odalarının kiralandığı bu şehirde, şimdi 2+1 evleri üç-dört kişi paylaşmak sıradan bir durum. Mega kentin keşmekeşinden kendi isteğiyle ayrılanlar var ama bir de mecburen göç edenler…
Bu isimlerden biri de Bilge Sönmez. Hikayesini şöyle anlatıyor:
"İstanbul’a 2015 yılında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde edebiyat okumak üzere geldim. Çok heyecanlı, çok çocuktum. Öğrencilik hayatımı Mecidiyeköy ve Ortaköy’de öğrenci yurdunda; Gültepe ve Bahçelievler’de ise kendi öğrenci evimde, başımda kavak yelleriyle geçirdim.
İstanbul’un göbeği diyebileceğim bu semtlerde yaşarken kitabevinde çalışarak, yakın arkadaşlarımla dayanışarak, kendimizi geçindirecek kadar çalışarak bu şehirde barınmayı başardım. Kendimi, kendimce hiçbir şeyden mahrum etmeyerek (ve tabii ekonomik sınırlarımın farkında olarak) geçinebilmenin keyfini yaşadım.
İstanbul, sizi kendisine öyle bir çekiyor ki... Burada sürekli seyir hâlindesiniz, kolunuzda her zaman ikinci bir çantayla dolaşırsınız; yine de, tüm bu koşturmanın içinde, bulunduğunuz her yeri eviniz yapabilecek kadar sizi kabullenir. İçerisindeki tüm nimetleri sunarak insanları, kendisini yaşamaya davet eder. İstanbul’un kutularında yaşayan pek çok kişinin avuntusunun bu olduğunu zannediyorum."
Öte yandan bu aşk bir süre sonra karşılıksız kalmaya başlamış:
"Öğrenciliğin hengamesi ve zorluğu içerisinde bir şekilde geçinebildiğim, evlenip kendi evimi kurduğumda Kurtuluş’ta kiramı ödeyebildiğim, kendimi hiç kısıtlamadan sinemaya, tiyatroya, adalara gittiğim ve eğlendiğim, yeri geldiğinde etiket fiyatıyla kitap alabildiğim, Elmadağ yokuşunu hiç yüksünmeden çıktığım, Cadde-i Kebir'inde her gün inanılmaz bir keyifle yürüdüğüm, bana yaşamayı öğreten ve pek çok şekilde romantize ettiğim İstanbul, son zamanlarda en basit zevklerimi bile karşılayamayacağım bir pahalılığa erişti. Tekstil sektörünün çöküşü ve asgari ücret alıyorsak şükrettiğimiz yayıncılık sektörünün yetmeyişi dolayısıyla, hiç vakit kaybetmeden Alanya’ya dönmeye karar verdik.
NEREDE YAYIMLANDI?
Gazze'nin yeniden inşası, Mansur Yavaş'a soruşturma ihtimalleri, ayrımcılığı normalleştirmek, İstanbul'dan göç edenler.
17 Eki 2025

İLGİLİ OKUMALAR


