Korkuya sığınmak

Ayağımızın altından hızla kayan tanıdık dünyaya tutunmaya çalışıp onunla beraber kati felakete savrulmaktansa bilinmeze doğru bir adım atıp yeni bir dünyanın temelini atmak mümkün, ona ayak basacak yeni bir “biz”i inşa etmek de...

Yazı: Batur Ozan Togay

Son yıllarda karşılaştığımız sarsıcı krizler, tecrübe ettiğimiz büyük dönüşümler ve bunların sonucunda kendimizi ortasında bulduğumuz kesif kargaşa, dünyaya dair inanç ve varsayımlarımızı kökünden zedeledi.

Bir sabah uyandığımızda Uzak Asya’da yeni türde bir virüsün peydah olduğu haberini aldık ve küresel salgın göz açıp kapayıncaya kadar hayatımızı paramparça etti; birkaç yıl sonra da neredeyse hiç yaşanmamış gibi sessizce geride bırakıldı. Yangın aleviyle kızaran gökyüzleri, sel suyunun bastığı şehirler ve yağmur suyunun terk ettiği tarım arazileri, daralan buzullar ve genişleyen çöller, ekolojik mülteciler ve muhtelif iklim krizi alametleri artık ekranlarımıza sığmaz hâle geldi.

2008 buhranının enkazı içinde büyüyen nesil, kendilerine vadedilen müreffeh geleceğin, iş ve barınma güvenceleriyle beraber buharlaştığını gördü; devraldıkları dijital çağda ise otomasyon ve yapay zekanın sınırsız tehdit ve beklentileri arasında ufuklarını kaplayan buharın sisi bir türlü dağılmadı.

Bugün dünya genelinde demokrasi gerilerken otoriter rejimler yükseliyor, popülist siyasi hareketler müesses kural ve kurumların kırılganlığını faş ediyor, liberal uluslararası sistem çözülüyor fakat can çekişen mevcut düzenin yerini neyin alacağını kimse bilmiyor. Bölgesel savaşların gölgesinde küresel nükleer yıkım tehlikesi gitgide tırmanıyor ve "kıyamet saati" artık saniyelerle ölçülüyor.

  • Bütün bu belirsizliğin ortasında bizi takip eden, yakamızı bırakmayan, içimize işleyen bir ruh hâlinde yollarımız kesişiyor: Anksiyete.

Çevremize, hayata ve geleceğe ait bildiğimiz veya bildiğimizi sandığımız her şeyin bu kadar ani, kökten ve kestirilemez biçimde değişebildiği bu koşullarda anksiyete; sınırları yalnızca psikoloji ve psikiyatri tarafından tayin edilen, bedensel ve biyolojik bileşenleriyle tanımlanan bireysel bir duygu veya duygudurum bozukluğu olmanın ötesinde yapısal ve kolektif bir varoluş hâline işaret ediyor.

İçinde bulunduğumuz belirsizlik çağının asli hâlet-i ruhiyesiyle kuracağımız ilişki de böylece psikoloji laboratuvarları veya terapi kliniklerinde çözülecek bir mesele olmaktan çıkıyor.

Anksiyeteden kaçınırken saptığımız yol: Kesinlik arzusu ve korku siyaseti

Ne var ki anksiyeteyi yaygın ve kaçınılmaz bir toplumsal hakikat olarak ele alırken dahi onu bir psikopatoloji olarak teşhis etmeye ve bu bozukluğa şifa aramaya meylediyoruz. Dolayısıyla anksiyeteyle ilişkimizi sıklıkla tek yönlü kuruyoruz. Ondan kurtulmak, onu savuşturmak istiyoruz.

Tehditkar ve müphem geleceğin, toptan pençesine düştüğümüz kaygı ve huzursuzluk hâlini yatıştırmak için aldığımız tedbirleri bir çırpıda altüst edebileceğini bilsek bile bize sunulan geçici çarelerin peşine takılıyoruz. Bu çarelerin başında ise benliğimizi bütünüyle kuşatan öngörülemez tehdit algısını sınırlayıp somutlaştıran yalancı kesinliklere sığınmak; anksiyetenin şekilsiz tedirginliğini, korkunun “savaş ya da kaç” netliğine indirgemek geliyor.

Anksiyetenin yapısal bir unsur hâline geldiği siyasal ve uluslararası düzlemlerde bu eğilim, genellikle ötekileştirici söylemler ve güvenlikçi politikalar üzerinden cereyan ediyor. Kendilerini uçsuz ve kahir bir belirsizlikle karşı karşıya bulan çağdaş toplumların kesinlik arzusu ve anlam arayışı, bilhassa popülist aşırı sağ partiler ve liderler tarafından umumi bir korku ikliminin inşasına kanalize ediliyor.

Bu bağlamda öncelikle varoluşsal boşluktaki kitleleri tarihî süreklilik vaatleri veya çalınan huzur anlatılarıyla teskin ve seferber eden muhafazakar veya reaksiyoner ideolojiler aracılığıyla günah keçisi işlevi görecek iç ve dış düşman(lar) mimleniyor.

  • Böylece bireysel ve toplumsal anksiyetenin alamet-i farikası addedilebilecek geleceğe yönelik odaktan yoksun huzursuzluk ve amorf tehlike algısı nihayet tecessüm ediyor, tehdit unsurları gün yüzüne çıkıyor, saflar ayrılıyor ve sıklaşıyor.

Korku siyaseti gütmek, liderler için tam da bu nedenle oldukça cazip bir usul. Dünyanın katışıksız müphemliğiyle cebelleşen yurttaşlarının varoluşsal imtihanlarına anksiyetenin billurlaştığı esasi düzlemde çözüm getiremeyen siyasetçiler, tesis ettikleri korku ikliminde ise adeta anksiyetenin açık uçlarını tıkayıp cevap anahtarını ellerinde bulundurdukları çoktan seçmeli sınavlar dağıtma fırsatını buluyorlar. Geçer nota uzanan yol da onların işaret ettiği şıklardan geçiyor: “Biz” bayrağı altında pekiştirdikleri kolektif öznenin varlığını tehdit eden “öteki” ile–doğrudan yüzleşilemeyen anksiyetenin aksine–yüzleşmek, ona karşı tedbir almak, onun kökünü kazımak.


YAZININ DEVAMI


NEREDE YAYIMLANDI?

SpektrumSpektrum

BÜLTEN SAYISI

⛑️ Gıda güvenliği, Epstein belgeleri

Gıda güvenliği önlemleri, çocuk adalet sistemleri, Şili seçimleri, Epstein belgeleri, Avrupa ve Türkiye'de göç olgusu, kolektif anksiyetenin çıktıları.

21 Kas 2025

⛑️ Gıda güvenliği, Epstein belgeleri

İLGİLİ OKUMALAR