Arktik’ten İran’a enerji denklemi

ABD’de Donald Trump dönemi, dış politika ile bağlantılı savunma ve enerji tartışmalarında genellikle “öngörülemezlik” ve “irrasyonellik” üzerinden tanımlanıyor. Ne var ki örneğin ABD’nin Arktik’ten İran’a uzanan enerji politikası, Trump’la başlamış, Trump’la bitecek bir sapma değil; aksine uzun süredir devam eden bir stratejinin daha çıplak, daha gürültülü, daha şiddetli ve daha hızlı uygulanmış hâli.
Yazı: Utku Başar
ABD’de Donald Trump dönemi; dış politika ile bağlantılı savunma ve enerji tartışmalarında genellikle “öngörülemezlik” ve “irrasyonellik” üzerinden tanımlanıyor. Ne var ki bu tanımlama, yapanların asıl resmi görmesini de zorlaştırıyor olabilir. Örneğin ABD’nin Arktik’ten İran’a uzanan enerji politikası, Trump’la başlamış ya da Trump’la bitecek bir sapma değil; aksine uzun süredir devam eden bir stratejinin daha çıplak, daha gürültülü, daha şiddetli ve daha hızlı uygulanmış hâli.
Kuzey Geçişi’nin 10 yıl gibi kısa bir gelecekte tamamen geçişe açılması olasılığı ile tıpkı Maduro’nun kaçırılması sonrası Venezuela örneğinde olduğu gibi Amerikan’ın baskısı sonucu olası bir rejim değişikliğinde İran’ın Batı enerji piyasalarına olası dönüşü birlikte okunduğunda, Washington’un temel önceliklerinin uzun yıllardır şaşırtıcı ölçüde tutarlı olduğu görülüyor. Yani Trump bir yandan “deli kral” gibi davranırken diğer yandan aslında (ABD yönetişimini sürekli ve yekvücut olarak görmesek de) kendi oluşturmadığı bir politikayı kendi tarzında çok daha agresif bir şekilde devam ettiriyor.
Arktik’te enerji üzerinden ikinci Soğuk Savaş
Yine tıpkı Venezuela örneğinde olduğu gibi, çıkarma maliyeti yüzünden yeraltı kaynaklarının kullanıma açılmasını şimdilik bir kenara koyacak olursak Arktik hikayesinde ABD için mesele hiçbir zaman yalnızca ticaret yolları olmadı. Konu büyük oranda enerji arzının kim tarafından, hangi coğrafyadan, hangi hızla ve ne kadar kontrol edildiğiydi.
Bu nedenle Arktik’te eriyen buzlar, henüz 2000’lerin başında Washington’da romantik bir “yeni ticaret yolu” anlatısından çok, stratejik bir alarm zili olarak yankı buldu. Zira ABD ve Batı, bölgenin Rusya ve Çin kontrolüne girmesinden çekiniyor ve enerji arzı üzerindeki “kontrolü” yitireceklerinden endişeleniyordu. Hatta o dönemde bunun 2. Soğuk Savaş’ın başlangıcı olabileceği çok konuşuldu.
Rekabetin tarihsel kökleri
Aslında ABD tüm Soğuk Savaş boyunca, tarihsel kökleri ve Avrupa merkezli emperyalist müdahaleler dolayısıyla “geleneksel olarak istikrarsız” Ortadoğu’da en azından “anlaşabildiği” iktidarlar üzerinden o istikrarsızlığı “kontrollü” hâle getirmeye ya da “kontrollü istikrarsızlık” sağlamaya çalıştı. Bunu da uzun zaman boyunca diktatörleri destekleyerek yaptı.
Bu anti demokratikti, ama Amerikan çıkarlarına uygundu. Temel çıkar bu siyasi “istikrar" üzerinden petrol rejiminin kontrolünü elde tutmak ve petrol akışının istikrarlı şekilde devamını sağlamaktı.
- Zira petrol rejimi kontrolsüz üretim fazlası yüzünden kriz riski taşıyordu. Bağımsız üreticiler (kontrol edilemeyen ülkeler) kendi petrollerini satıp durdukça petrol fiyatları arza bağlı olarak düşüyordu.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
6 Şubat davalarının akıbeti, Trump'ın enerji politikası, Münih Güvenlik Konferansı, Riyad'da savunma sanayi buluşması, sürecin rotası, Boğaziçi'nde kampüs kültürü.
13 Şub 2026

İLGİLİ OKUMALAR


