Apolitik iddianın çöküşü

Yazı: Tuba Büdüş

76. Berlinale’ye gelindiğinde beklenti, festivalin önceki iki yılın gerilimlerinden ders çıkararak daha kapsayıcı bir politik zemin oluşturacağı yönündeydi. Ancak jüri başkanlığına beyaz bir Alman yönetmen olan Wim Wenders’in getirilmesi bu beklentiyi tersine çevirdi.

  • Wenders, saygın bir auteur olarak kabul edilse de açılış basın toplantısında yaptığı “Filmler dünyayı değiştirebilir ama politik değildir” ve “Festival, politikanın dışındaki sanatsal ifadeye odaklanmalı” açıklamaları hayal kırıklığı yarattı. Bu açıklamalar, benim ve birçok kişinin festivalin bu yıl daha kapsayıcı bir isim değil de Wenders’i seçmiş olmasının planlı olduğu düşüncesini kuvvetlendirdi.

Oysa önceki yıllarda yaşananlar, Berlinale’nin zaten fiilen politik bir alan hâline geldiğini göstermişti. Bu nedenle “apolitik” olma iddiası, sahada daha fazla politik tepki doğurdu; festival alanında bildiriler dağtıldı, protestolar yapıldı ve imza kampanyaları başlatıldı.

Türkiye'den festival filmleri

Bu atmosferde Türkiye’den beş film festival programında yer aldı. Ana yarışmada Emin Alper’in Kurtuluş ve İlker Çatak’ın Sarı Zarflar filmleri yer alırken festivalin diğer bölümlerinde Banu Sıvacı’nın Günyüzü; kısa film olarak ise Burak Çevik’in İki Labirentin Yorgun Saatleri ve Dalya Keleş’in Yerçekimi gösterildi.

  • Birçok başka yönetmen gibi ülkemizden katılan yönetmenlerin de festivalin tavrını eleştirdikleri bilinse de filmleri göndermeyi tercih ettiler; bu tercih, festivali “boş bırakmamak”, alanı içeriden dönüştürmeye çalışmak olarak okunabilir. Katılmamak bir politik tavır olabileceği gibi, katılıp söz üretmek de başka bir politik stratejidir.


YAZININ DEVAMI


NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende

BÜLTEN SAYISI

🌻 Masumiyet Müzesi, punk fanzinleri

"Masumiyet Müzesi" üzerinden aşkın karanlık ve patolojik yüzlerine baktık. Yeraltı müziği ve DIY estetiği üzerine çalışan Hüseyin Serbes'le Türkiye'nin punk fanzinlerini konuştuk.

20 Şub 2026

Nurus ile birlikte

İLGİLİ OKUMALAR