Şüpheler ve gerçekler

ABD ve İsrail’in İran’ın Natanz nükleer tesisine yönelik yeni saldırısı nükleer tehlike endişelerini bir kez daha gündeme taşırken, İran’ın sahip olduğu nükleer kapasitenin boyutları ve daha da önemlisi İran’ın nükleer programının barışçıl olup olmadığına dair güvencenin olmaması, nükleer diplomasisinin ne kadar kritik olduğunu gösteriyor.
Yazı: Pelin Cengiz
İran Atom Enerjisi Kurumu’nun cumartesi sabah saatlerinde ABD ve İsrail’in Natanz nükleer zenginleştirme tesisine yönelik bir saldırıda bulunduğunu duyurmasının ardından savaşın nasıl bir nükleer tehlikeyi barındırdığı konusu tekrar gündeme geldi.
Natanz Şehid Ahmedi Ruşen Nükleer Merkezi, İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetleri açısından kritik önem taşıyor. İran Atom Enerjisi Kurumu, saldırıların ardından yapılan teknik incelemelere göre, nükleer tesiste herhangi bir radyoaktif sızıntının meydana gelmediğini ve bölgede yaşayan halk için tehlike bulunmadığını açıklasa da, uluslararası kamuoyunun endişeleri tam olarak giderilmiş değil. Yaklaşık 20 gün önce İsrail tarafından bu tesis iki kez daha hedef alınarak saldırıya uğramıştı.
12-24 Haziran 2025 tarihleri arasında 12 gün süren savaşta da Natanz nükleer zenginleştirme tesisi İsrail’in hava saldırıları ve bombardımanlarına maruz kalmış; tesisin yer altındaki ana bölümleri korunmuş olsa da giriş ve üst yapısı hava saldırılarında hasar görmüştü. 21 Haziran 2025'te ABD de hava harekatına katılarak ağır yer altı delici mühimmat (sığınak imha bombaları) kullanarak birçok tesisi vurmuştu. İran'ın nükleer tesislerinde meydana gelen hasara ilişkin bazı ayrıntılar ortaya çıktı, ancak hasarın tam boyutu bu zamana kadar tam olarak bilinemedi.
Birleşmiş Milletler bünyesindeki nükleer gözlem kuruluşunun üye devletlere dağıttığı gizli bir rapora göre İran, 12 günlük savaş sırasında İsrail ve ABD tarafından bombalanan nükleer tesislerine BM nükleer ajansının erişimine izin vermedi. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (IAEA) raporunda, "İran'ın zenginleştirme ile ilgili tüm faaliyetlerini askıya alıp almadığını" veya "etkilenen nükleer tesislerdeki İran'ın uranyum stokunun büyüklüğünü" doğrulayamadıklarının altını çizdi.
- İran'ın beyan edilmiş dört adet zenginleştirme tesisi bulunuyor, ancak raporda erişim eksikliği nedeniyle IAEA’nın “İran'daki zenginleştirilmiş uranyum stoğunun mevcut boyutu, bileşimi veya nerede olduğu hakkında herhangi bir bilgi veremeyeceği” uyarısı yapıldı.
İran, öteden beri nükleer programının barışçıl olduğunu savunuyor, ancak IAEA ve Batı ülkeleri Tahran'ın 2003 yılına kadar organize bir nükleer silah programına sahip olduğunu iddia ediyor. ABD, İran'ın nükleer programını sınırlayacak ve nükleer silah geliştirmesini engelleyecek bir önlemin peşinde.
Bahsedilen gizli raporda ayrıca, İran'ın Haziran 2025'ten bu yana yapım aşamasında olan Karun'daki enerji santrali hariç, etkilenmemiş nükleer tesislerin her birine “en az bir kez” IAEA müfettişlerinin erişimine izin verdiği de belirtildi. İran, Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması uyarınca Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) ile işbirliği yapma konusunda yasal olarak yükümlü olsa da, İsrail ile savaşın ardından bu konudaki tüm işbirliği askıya alınmış durumda.
ABD ve İran ilişkileri nasıl bu noktaya geldi?
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarında bugüne nasıl gelindi, hatırlamakta fayda var. İran'ın nükleer ve füze programlarına yönelik uluslararası inceleme, ABD'nin 2018’de İran nükleer anlaşmasından (Ortak Kapsamlı Eylem Planı - JCPOA) çekilmesinin ardından, 2024 sonlarında İran ile İsrail arasında yaşanan doğrudan askerî saldırılarla ve ABD Başkanı Donald Trump'ın yeniden seçilmesiyle yoğunlaştı.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Hürmüz'de kilitlenen ekonomi, sofraları vuran savaş, İsrail'in sorgulanmayan nükleer silahları, ABD sağında savaş anlaşmazlığı, Türkiye'de gazeteciliğin riskleri, hukuk öğrencilerinin 19 Mart yaklaşımı, boşanma düzenlemesi.
27 Mar 2026

İLGİLİ OKUMALAR


