İran'da bir ayın ardından
Savaşın birinci ayının sonunda inisiyatifi ve karar önceliğini İran’a kaptırdığı artık açık olan ABD; kara harekatı söylentileri bir yana dünyanın geri kalanını batırma pahasına Hürmüz’le birlikte Babülmendep’in de kapanması riskini göze alabilir mi?
Yazı: Utku Başar
İsrail ve ABD’nin İran’a saldırısıyla başlayan savaşın birinci ayını geride bıraktık. İsrail’in nihai hedefinin istikrarsız ve zayıflamış bir İran olduğu artık netleşti.
- Üstelik bunu tüm dünyayı ekonomik krize sürüklemek, askerî olarak ateşe atmak ya da uluslararası alanda İsrail devletinin meşruluğunu sorgulatmak pahasına yaptıkları aşikar.
İsrail bunu yaparken bir yandan da Hizbullah’a karşı savunma alanı kurmak bahanesi ile İsrail’in kurucusu David Ben-Gurion’un hayalini gerçekleştirdi ve Lübnan’ın güneyini fiilen ilhak etti. Bu süreçte, Batı Şeria’daki Yahudi yerleşimci terörüyse hiç olmadığı bir seviyeye çıktı.
'Stratejik hedeflerin hepsi baştan itibaren açıkça saçmalıktı'
ABD ise savaşın başında stratejik hedef olarak belirttiği hiçbir sonuca şimdiye kadar ulaşamadı. Bunu ben değil, Trump’ın 2016’daki başkanlık kabinesindeki savunma bakanlarından biri olan “kuduz köpek” lakaplı, eski deniz piyadesi, emekli Orgeneral James Mattis söylüyor:
“15 bin hedef vurulmuş durumda. Sahada ciddi askerî başarılar elde edildi. Ancak bu başarılar stratejik sonuçlarla örtüşmüyor. Savaşın başında dile getirilen bazı stratejik hedefleri hatırlayalım: İran’ın koşulsuz teslim olması, rejim değişikliği, hatta bir sonraki dinî liderin kim olacağına Washington’un karar vereceği iddiası… Bunların hepsi baştan itibaren açıkça saçmalıktı. Gerçeklikle ilgisi olmayan, tamamen hayal ürünü hedeflerdi.”
Aslında Mattis’in kastettiği, iyi bir istihbarat çalışması ve yapay zeka desteğiyle oluşturulmuş bir hedef listesinin (aralarında bir kız ilkokulunun da olduğunu ve binanın birden çok kez vurulduğunu hep hatırlamak gerekir) üstün teknolojiyle vurulmasının askerî başarı sayılsa da hiçbir zaman strateji eksikliğinin yerini tutamayacağı.
Dahası Trump’ın bir giriş stratejisi olmadığı gibi, çıkış stratejisinin de olmadığı gün geçtikçe daha fazla anlaşılıyor. ABD’de şu sıralar savaşla ilgili en çok konuşulan konu bu.
ABD’nin askerî gücü neye yarar, neye yaramaz?
ABD’nin hava gücü şüphesiz tek başına bir “rejimi” deviremez. Ancak bugün ulaştığı hız, yoğunluk ve hassasiyet geçmişe kıyasla çok daha yıkıcı görünüyor. Birleşmiş Milletler’i ve pek çok müttefiki dikkate almayan bir yaklaşım ise Washington’un karar alma süreçlerini daha da hızlandırıyor.
Ne var ki bırakın savaşın başındaki stratejik hedeflere ulaşmayı; İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasına karşın ABD’nin boğazın açılmasını sağlayacak askerî gücü ya da caydırıcılığı olmadığı da net olarak ortaya çıktı. Diğer taraftan Trump’ın tüm tehditlerine rağmen uluslararası alanda müttefiklerini ve politika yapıcıları da Hürmüz’ün uluslararası bir çabayla açılması konusunda etkilemesi de şimdilik mümkün görünmüyor.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
ABD'nin Babülmendep sınavı, birinci ayın ardından savaşın kazananları, savaş teknolojisinin çıktıları, Fransa'da yerel seçimler, Türkiye'de kreş krizi.
03 Nis 2026

İLGİLİ OKUMALAR



