Kalıcı işgal planları gölgesinde
İsrail’in Lübnan’a dair tarihsel retoriği çağın koşullarına uygun bir şekilde biçimlendirilebiliyor. Fakat coğrafi yayılım ve kontrol, sabit bir hedef olarak kendini gösteriyor. Bu da 1978’den bu yana Litani Nehri gibi Tel Aviv tarafından belirlenen sınırların ve Lübnan üzerinde kurulmak istenen tahakkümün gerçek hedef olduğunu gösteriyor.
Yazı: Kavel Alpaslan
ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a karşı başlattığı savaşta kırılgan bir ateşkes masası kuruldu. Pakistan’ın aracılık ettiği görüşmelerin yapılabilmesi için ilan edilen 3 haftalık ateşkeste ise ilk günden ciddi anlaşmazlıklar ortaya çıktı.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu "Lübnan’ı bu anlaşmaya dahil görmediklerini" söyledi ve yoğun bir bombardıman başladı. Başkent Beyrut da dahil olmak üzere yapılan yoğun hava saldırılarında çoğu sivil en az 300 kişi hayatını kaybederken savaşın başından beri yaşamını yitirenlerin sayısı 1.800’ü geçti.
Lübnan topraklarındaki işgalini genişleterek sürdüren Tel Aviv, Hizbullah’ın silahsızlandırılması, Litani Nehri'ne kadar olan bölgenin kontrolü, tampon bölge gibi talepleri dile getiriliyor. Netanyahu, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn’un Hizbullah’ı silahsızlandırma kararını memnuniyetle karşıladı. Öte yandan Lübnan, geçen haftalarda İran büyükelçisini "istenmeyen kişi" ilan etmiş; bu karar başta ülkenin Şii nüfusu içerisinde güçlü olan Hizbullah ve Emel gibi hareketlerin/partilerin tepkisine neden olmuştu.
Öte yandan İran ile başlayan savaşın ardından bugün İsrail, Lübnan’ı beşinci kez işgal ediyor. İsrail, işgale ve gün aşırı devam eden saldırılarına gerekçe olarak Hizbullah’ın varlığını gösteriyor. Buna karşın meselenin aslı bizi çok daha derinlere götürüyor.
Her şeyden önce Hizbullah, bu işgallerin sebebi değil sonucu. İşgal hep aynı bölgeyi hedef alırken örgüt isimleri yıllara göre farklılık gösterebiliyor.
Hizbullah’sız işgaller
1948 yılında İsrail’in devlet ilan edilmesiyle birlikte milyonlarca Filistinli çevre ülkelere göç etmek zorunda kalır. Birleşmiş Milletler (BM) bu mültecilerin geri dönüş haklarını tanısa da pek çok yerleşim yeri yok edilir. Ürdün, Suriye ve Lübnan gibi ülkelerde devasa mülteci kampları kurulur. İsrail de kuzeyindeki Lübnan’a yönelik ilk işgal ve saldırılarını Filistinli grupların varlığını gerekçe göstererek düzenler.
1950’lerden itibaren yer yer düzenlenen küçük çaplı sınır ötesi operasyonlar gelecek büyük işgallerin habercisidir. 1968 yılında Beyrut Havalimanı'ndaki sivil uçaklar bombalanır. Lübnan’da başlayan iç savaşla birlikte İsrail askerleri yaklaşık bir hafta sürecek ilk işgale girişirler.
- Bugün ismini sık duyduğumuz nehir, Litani’den adını alan saldırıda Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ve ona destek veren Lübnanlı sol-milliyetçi cephe hedef alınır.
İsrail ordusu Litani’ye doğru ilerledikten sonra sınır hattında işgal ettikleri bölgeyi bir kukla yönetim olan Güney Lübnan Ordusu’nun (GLO) kontrolüne bırakır. Tampon görevi gören GLO, Özgür Lübnan Devleti isimiyle Tel Aviv güdümünde bir ülke dahi ilan eder. Bu örgüt, İç Savaş sırasında Hiyam Hapishanesi’ndeki sistematik işkenceler ve infazlar gibi kanlı eylemlere imza atar. İsrail karşıtı direnişin Güney Lübnan’ı geri almasının ardından GLO’nun önde gelenleri, aileleriyle birlikte 2000’de İsrail’e sığınacaktır.
En uzun soluklu işgalin en güçlü yanıtı
Litani Operasyonu’nun ardından 1982 yılında en büyük İsrail işgali başlar. İsrail orduları Litani’ye varmakla kalmayarak Beyrut’a kadar ilerler. Beyrut’taki Sabra ve Şatilla isimli iki mülteci kampında İsrail askerlerinin gözetiminde yaşanan katliam, bu dönemin en çok duyulan olaylarındandır.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Eğitimde şiddetin nedenleri, ABD verileri, İran'a dönenler, Lübnan cephesi, ara seçim tartışması, Türkiye'de boşanma oranları.
17 Nis 2026

İLGİLİ OKUMALAR



