Tek kişilik bir masa

Tek başına yemek yemek, bir dışlanmışlık göstergesi mi, bireysel bir tercih mi yoksa toplumsal normlara karşı bir meydan okuma mı? Tarih boyunca bu deneyim bazen bir papa için devrim, bazen de kadınlar için bir özgürlük mücadelesi oldu. Peki bireysellik ile toplumsallık, özgürlük ile yalnızlık arasındaki bu denge bugün nasıl şekilleniyor?

Yazı: Reyhan Ülker

Yorgos Lanthimos'un 2015 yapımı filmi The Lobster'da bekar insanlar 45 gün içinde kendilerine romantik partner bulabilebilecekleri bir merkeze gönderiliyor ve verilen sürede partner bulamadıkları takdirde tercih ettikleri bir hayvana dönüştürülüyorlardı. Eş bulmanın hayata insan olarak devam edebilmek için tek yol olduğu bu dünyanın ilerleyen sahnelerinde tek başına yemek yemenin dehşet verici hüznü de perdeye yansıyordu. Bekar insanlar bir otelin balo salonunda toplanıp ilişkilerin avantajları üzerine propagandaları izlemeye zorlanıyordu.

  • İlk kısa filmin adı Adam Tek Başına Yiyor. Adamın boğazına bir lokma takılıyor ve boğulup ölüyor. İkinci film ise Adam Kadınla Yiyor. Adamın boğazına yine lokması takılıyor ancak bu sefer masanın karşısında Heimlich manevrası yaparak hayatını kurtaran bir kadın oturuyor. Son sahne izleyenlerden alkışlar topluyor.

Tek başına yemek yemek, çoğumuzun zihninde hüzün ve yalnızlıkla ilişkilendiriliyor. "Mutlu olmak için bir başkasına ihtiyacım yok" cümlesini kurduğumuzda birçok insan sırtımızı sıvazlayıp bizimle hemfikir olsa da toplumsal tabular halen halka açık bir yerde yemeğin tadını çıkarmak için başkalarına ihtiyaç duyduğumuzu fısıldıyor.

1984 yapımı The Lonely Guy filmindeki Steve Martin'i hatırlayın. Martin, kalabalık bir restorana giriyor. Akşam yemeğinde tek başına olacağını söylediğinde garson "Yalnız mısınız?" diye soruyor ve müzik, çatal-bıçak tıkırtıları, neşeli sohbetler, yani restoranın bütün sesleri aniden durup bütün başlar Martin'e çevriliyor. Uzun bir sessizlikten sonra garson sonunda "Beni takip edin efendim" diyor. Martin'in üzerinde beliren beyaz bir spot ışığı kalabalığın ortasındaki masasına varana dek onu takip ediyor, aynı esnada kalabalık da ona bakmaya devam ediyor.

Başkalarının bizi nasıl algıladığına dair kaygı görünüşe göre o kadar büyük ki bir grup araştırmacı Martin’in tek kişilik masa hüznünden esinlenerek The Lonely Guy: The Spotlight Effect adını verdikleri bir kitap yayımlamışlar. Cornell Üniversitesi'nde psikoloji profesörü olan Thomas D. Gilovich ve meslektaşları ise Journal of Personality and Social Psychology'de bir dizi çalışmanın ardından, insanların eylemlerinin ve nasıl göründüklerinin başkaları tarafından ne kadar fark edildiğini abarttıklarını yazıyorlar.

Yazının devamı için


NEREDE YAYIMLANDI?

apéroapéro

BÜLTEN SAYISI

🍽️ Birlikte düşündüğümüz sofralar

Bayram arasında sofraya, şehre ve yemeğin etrafında kurulan ilişkilere yeniden bakıyoruz. İstanbul’un mutfak geçmişinden natürel şaraba, yalnız yemek kültüründen Anthony Bourdain’e uzanan yazıları bir seçkide biraraya getirdik.

30 May 2026

İstanbul'un balık tarihi. Tasarım: Zeynep Gözütok.

İLGİLİ OKUMALAR