Obur bir şehrin hafızası

Bir şehrin sofrası onun ekonomik ve ekolojik altyapısını, politik tercihlerini ve tarihsel belleğini de yansıtır. Kent planlaması, tarım politikaları ve tüketim kültürü sofranın kimler tarafından nasıl kurulduğunu belirleyen temel unsurlar. İstanbul özelinde bakıldığında ise bu ağ, giderek dışa bağımlı, dağınık ve kırılgan bir yapıya dönüşüyor. Peki kırılganlık nerede başlıyor?

Yazı: Candan Türkkan

Pandemi gıda sistemimizin hem ne kadar önemli hem de ne kadar kırılgan olduğunu göstermişti. Ne var ki, hızlı bir şekilde unuttuk. 6 Şubat Depremleri aynı gerçeği yeniden yüzümüze çarptı. Yine unuttuk.

Deprem bölgesine giden yardımlar, kurulan mutfaklar, sonrasında hasat zamanı tarım işçisi eksikliğinden yaşanan sorunlar, altyapı bozukluklarının yarattığı zayiatlar derken kırılganlığa tekrar tanık olup hatırladık. Ülkenin inişi çıkışı bitmeyen siyasi gündemiyle haşır neşir olurken biz bu kilit bilgiyi yine unuttuk.

Kır ve kent gıda sistemleri arasındaki temel farklar

Şimdilerde ABD’nin yeni uygulamaya koyduğu gümrük vergileriyle dünya tekrar gıda sistemini ve bu sistemin kırılganlığını konuşmaya başladı. Türkiye henüz kendi siyasi gündeminden kafasını kaldırıp bu değişimin sistemi nasıl etkileyeceğini konuşamadı. Ama tahminen etkilerinin bize varıp iyice hissedilir olduğu bir noktada gıda sisteminin kırılganlığını yine hatırlar, yine konuşmaya başlarız.

  • Eğer bu kırılganlığı dikkate alacaksak belki de çok temel bir kabulle başlamak lazım: Gıda sistemi hep çok hassas, hep çok kırılgan. Düşük nüfuslu ve yoğunluklu bir kırsal alanın gıda sistemi de yüksek nüfuslu ve yüksek yoğunluklu bir kentin gıda sistemi de farklı baskılar altında çalışmayabiliyor.

Düşük nüfuslu ve yoğunluklu kırsal alanlarda yaşayanlar genelde o bölgede üretilenlerle hatta kendi ürettikleriyle sınırlanıyorlar. Bu üretimde herhangi bir problem olması hâlinde yangın, sel benzeri felaketler ya da biraz fazla soğuk bir bahar veya kurak bir yaz gibi mevsimsel dalgalanmalar gibi sorunlar silsilesiyle baş başa kalıyorlar: Önce üretim düşüyor, üretim düşünce gıda azalıyor. Gıda azalınca insanların bağışıkları zayıflıyor ve hastalanmalar artıyor. Bu durum aktif işgücünü azaltıyor ki bu da üretimi gelecek sene daha da aşağı çekiyor.

Yazının devamı için


İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

apéroapéro

BÜLTEN SAYISI

🍽️ Birlikte düşündüğümüz sofralar

Bayram arasında sofraya, şehre ve yemeğin etrafında kurulan ilişkilere yeniden bakıyoruz. İstanbul’un mutfak geçmişinden natürel şaraba, yalnız yemek kültüründen Anthony Bourdain’e uzanan yazıları bir seçkide biraraya getirdik.

30 May 2026

İstanbul'un balık tarihi. Tasarım: Zeynep Gözütok.

İLGİLİ OKUMALAR