Anthony Bourdain'in izinde

Lüks restoranlardan çok sokak tezgahlarında, konforlu cevaplardan çok zor sorularda aradı gerçeği. Anthony Bourdain yemek aracılığıyla dünyaya bakan, hikayeleri iştahla anlatan ve bazen can yakıcı gerçekleri sofraya taşıyan bir anlatıcıydı. Ölümünün 7. yılında onu sadece bir şef değil, politik bir tanık ve kültürel bir gezgin olarak anıyoruz.

Yazı: Reyhan Ülker

Anthony Bourdain, bundan tam 7 yıl önce, hayatı yaşamaya değermiş gibi gösteren, hem kişisel hem kariyer hayatının zirvesi gibi görünen bir noktada yaşamını sonlandırdı. O gün 61 yaşındaydı. Ölümünün ardından geçen yıllar onu sadece bir şef ya da televizyon yüzü olarak değil; kültürel bir fenomen, bir anlatıcı, bir yol arkadaşı olarak hatırlayanların sayısını artırdı. Ölçülebilir başarıların ötesinde izleyicileriyle kurduğu duygusal yakınlık da klasik şöhret kategorilerine sığmayan türdendi. Bourdain, izleyicisiyle bir ekran figürü gibi değil çok sevilen bir arkadaş, hayranlık duyulan, içten içe yerinde olmak istenen o "havalı kişi" gibi ilişki kuruyordu.

Bourdain’in şöhreti, ışıltılı bir yaşam tarzı vaadiyle parlatılmamıştı. Daha çok, bir yere kadar hayatın kenarında kalmış ama tam da merkezinde yaşanmış bir gerçeklikten süzülüyordu. Kirli tabakların arasında geçen yıllar, başarısızlıklar, madde bağımlılığı, uyumsuzluk ve ardından gelen geç şöhret... Birçokları onu "usta şef" olarak tanımlasa da Bourdain’in asıl ustalığı kalemindeydi. Kendi deyimiyle vasat bir şefti belki ama iyi bir hikaye anlatıcısıydı. Kimi zaman sert, kimi zaman melankolik, çoğu zaman derinlikli anlatılarıyla mutfaktan edebiyata, habercilikten aktivizme uzanan bir yol çizdi. Şeflerin film yıldızlarından daha ilgi çekici sayılmaya başladığı çağın hem tanığı hem de mimarıydı.

Budapeşte, Tiflis, Dakar, Buenos Aires, Nashville, Roma, Gazze... Her yere gitti. Her şeyi tattı. Herkesle konuştu. Gittiği her yer onda iz bıraktı. Bourdain, yemeği yalnızca damak zevkinin değil insan hikayelerinin, politikanın ve kültürel temasın bir aracı olarak görüyordu. 2017’de verdiği bir röportajda "Dünyanın en iyi işine sahibim, buna şüphe yok" demişti. Fakat bundan tam bir yıl sonra Parts Unknown’un Fransa’daki bölümünün çekimi sırasında bu hayatı terk etmeye karar verdi. Geride onu anlamaya çalışan milyonlar, özleyen dostlar, ilham aldığı sokaklar ve renkli ekranda hâlâ yankılanan sesi kaldı. Bir de hepimizi dünyaya daha açık, birbirimize daha yakın olmaya çağıran şu sözleri:

"Eğer bir şeyin savunucusuysam bu hareket etmektir. Mümkün olduğunca uzağa, mümkün olduğunca çok. Okyanusun diğer yanına veya sadece nehrin ötesine. Başkasının ayakkabılarını giy veya en azından onun yemeğini ye. Bu herkes için bir artıdır."

Yazının devamı için


NEREDE YAYIMLANDI?

apéroapéro

BÜLTEN SAYISI

🍽️ Birlikte düşündüğümüz sofralar

Bayram arasında sofraya, şehre ve yemeğin etrafında kurulan ilişkilere yeniden bakıyoruz. İstanbul’un mutfak geçmişinden natürel şaraba, yalnız yemek kültüründen Anthony Bourdain’e uzanan yazıları bir seçkide biraraya getirdik.

30 May 2026

İstanbul'un balık tarihi. Tasarım: Zeynep Gözütok.

İLGİLİ OKUMALAR