Bir yaz rüyasının peşinde

Cruise 2027 koleksiyonları, modanın arşivine, şehirlerin hafızasına ve markaların kendi köklerine bir geri dönüşle şekilleniyor. Özgürlük ve kaçış fikri, silüetlere sinen rahat kesimler, akışkan kumaşlar ve neredeyse fark edilmeyen jestlerle konuşuyor. Sonuç, gösterişten çok hareketi ve hafifliği önceleyen çağdaş bir zarafet dili oluyor.
Yazı: Akgün Akdil
Cruise 2027 sezonu, büyük moda evlerinin arşivlerine ve kurucu hikayelerine döndüğü bir sezon olarak kayda geçti. Chanel’in Biarritz’te, Gucci ve Louis Vuitton’un New York’ta, Dior’un ise Los Angeles’ta sahnelediği şovlar; yeni kreatif direktörlerin markalarını yeniden tanımlarken şehirle doğrudan diyalog kuran koleksiyonlara yöneldiğini gösterdi.
Özgürlük ve kaçış fikri bu koleksiyonlarda silüetlere sinen bir tavır olarak öne çıkarken kumaşların akışı, kesimlerin rahatlığı ve jestlerin hafifliğiyle çağdaş bir zarafet dili yaratıldı.

CHANEL Cruise 2026/27: Biarritz'de bir denizkızının günlüğü
Atlantik'in kıyısında, Biarritz'in tuzlu rüzgarı, aynalarla çevrili salonun içine kadar sızıyordu. Le Casino Municipal'in art deco ihtişamı ile okyanusun mavi enerjisi arasında kurulan bu sahnede Matthieu Blazy, Chanel için hazırladığı ilk cruise koleksiyonunu sundu. Bu nostaljik defile, aynı zamanda başlangıç noktasına geri dönmenin verdiği tazeliği de taşıyordu.
Biarritz, Chanel tarihinde önemli bir adres. Gabrielle Chanel'in 1915 yılında couture evini kurduğu Atlantik kıyısındaki bu kasaba, aynı zamanda modern kadın gardırobunun doğduğu yerlerden biri. Chanel burada kadınları Paris salonlarının katı kurallarından çıkarıp güneşin, denizin ve hareketin dünyasına davet etti. Modayı yalnızca görülmekle ilgili bir mesele olmaktan çıkararak yaşamın içine taşıdı. O dönemde daha çok iç giyimde kullanılan jarse kumaşı gündelik hayata uyarlaması ise kadın bedenini korselerin ve ağır kuralların baskısından kurtaran sessiz ama radikal bir dönüşüm yarattı.
Matthieu Blazy de ilk cruise koleksiyonunda rotasını bu özgürlük fikrine çeviriyor. Ancak Biarritz'i romantik bir sahil kartpostalı olarak ele almak yerine farklı hayatların kesiştiği canlı bir sahne olarak düşünmüş. Koleksiyonun adı da "Sous le salon la plage" (Salonun Altında Plaj) bu yaklaşımın özeti gibi aslında. Bir yanda salonların rafine dünyası, diğer yanda denizin, rüzgarın ve açık havanın kayıtsız özgürlüğü.
Podyumda bu iki dünya sürekli birbirine karışıyor. Denizci çizgileri, iş kıyafetlerinden ilham alan fonksiyonel detaylar ve couture zarafeti aynı silüet içinde buluşuyor. Bir görünümde çalışma hayatının pratikliği hissedilirken diğerinde Riviera'nın ışıltısı beliriyor. Denizciler, işçiler, aristokratlar ve sanatçılar sanki aynı kıyı şeridinde yan yana yürüyormuş gibi koleksiyon boyunca birbirine temas ediyor.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Sörften orman banyosuna, stüdyo deneyiminden sinema salonuna en ilgi çekici havaalanı deneyimlerini inceledik. Bu yılın göz kamaştıran cruise koleksiyonlarına göz attık.
07 Haz 2026

İLGİLİ OKUMALAR


