Seyahatin yeni değer önerisi

Kültürel değer üretme biçimi değişiyor. Seyahat de bunun dışında kalmıyor. Seyahatin tarihsel işlevlerinden biri olan öğrenme, kültürel katılım ve karşılaşma, dijital çağın koşullarında yeniden görünür oluyor.
Yazı: Elif Bayram
Konuya bir top öneri ekonomisi, bir top deneyim ekonomisi, üzerine sosyal medya soslu bir anektodla başlayacağım. Geçen günlerde arkadaşımın evindeki bir sohbet kadehteki şaraptan Sifnos'a uzandı. Henüz hiçbirimiz gitmemiş olsak da adanın restoranlarını, manzaralarını ve rezervasyon bekleme sürelerini ezbere biliyorduk. Ardından Sri Lanka'dan Toskana'ya uzanan rotalar geldi. Farklı zamanlarda, farklı ülkelerde, neredeyse aynı seyahatleri yaptığımızı fark ettik. Şaşırmadık. Kaşlar hafifçe kalktı; şaşkınlıktan değil, iç sorgulamadan...
- Benzer sosyoekonomik ve sosyokültürel grupların farklı destinasyonlarda aynı rotaları izlemesi artık kimseyi şaşırtmıyor. “Gittim, gördüm, denedim" ekonomisinin ve algoritmaların bizi farklı şekillerde de olsa parmağında oynattığını zaten biliyoruz.
Sonra konu dolan kadehlerle şarap uzmanlık eğitimi olan WSET 3'e ve bu eğitimi hangi şehirlerde alabileceğimize geldi. Bu kez konuştuğumuz şey restoranlar değil; bağlar, üreticiler ve öğrenme. Sohbetin tonu değişti. Kişiselleşti. Bir arkadaşımın İtalyan mutfağını öğrenmek üzere farklı şehirlere seyahat ettiğini öğrendim. Öğrenmek derken damaktan mutfağa, sadece restorandan restorana değil. Pasta Grannies'ten ve Bologna'daki makarna dersinden konuştuk. Tam o sırada ağzımdan şu cümle çıktı:
"Yediğin içtiğin senin olsun; bana neye katıldığını, ne öğrendiğini anlat.”
Bu sohbetten sonra fark ediyorum ki o tek kaşımı kaldırmamın sebebi, yani mesele yalnızca aynı önerileri, aynı rehberleri ve algoritmaların yönlendirdiği benzer keşifleri tekrar etmemiz değil. Dua Lipa'ların haritalarının takip edildiği, okuduğu kitapların okunduğu, izlediği filmlerin izlendiği; zevkin de en az bilgi kadar dolaşıma girdiği ve kopyalandığı bir çağda yaşıyoruz. Seyahat yayıncılığının ve destinasyon pazarlamasının da bundan payını alması kaçınılmazdı.
Asıl soru şu: Her şeyi daha gitmeden gördüğümüz, denemiş kadar olduğumuz ve yine de aynı deneyimleri tekrar ettiğimiz bir çağda seyahatin değeri artık nerede üretilebilir?
Seyahat uzun zamandır "nereye gidilir?" sorusunun, "en" deneyimlerin ve önerilerin etrafında şekilleniyor. Belki de yanlış soruyu soruyoruz. Çünkü tarihin uzun bir bölümünde seyahatin asıl işlevi görülmesi gereken yerleri görmek ve tüketmek değil; öğrenmek, kültürel etkileşim kurmak ve kültürel sermaye edinmekti.
Grand Tour bugün olsaydı?
Seyahatin kültürel işlevinin, pazarlamasının ve yayıncılığının nasıl değiştiğine bakmak için kısaca bir tarih dersine uğrayalım. 17. yüzyılın sonlarından itibaren İngiliz aristokratlarının yaptığı Grand Tour, bugünkü anlamda bir tatil ya da seyahat değildi. Üniversite eğitiminin devamı sayılan bu uzun yolculukların amacı bir yer görmekten çok kültürel sermaye edinmekti. İnsanlar sanatçılarla tanışıyor, koleksiyonlarını inceliyor, doğayı keşfediyor, mektuplar yazıyor, diller öğreniyor, antik kentleri geziyor ve seyahatin kendisini bir öğrenme pratiği olarak yaşıyordu.
NEREDE YAYIMLANDI?
Avrupa'nın dingin kanallarında butik bir su yolculuğu vadeden barge cruise hareketini inceledik. Deneyim odaklı tatillerin yükselişini ve en ilgi çekici alternatifleri mercek altına aldık.
19 Tem 2026

İLGİLİ OKUMALAR


