Eski Şark Eserleri Müzesi yeniden açıldı

Dört yıllık tadilatın ardından yeniden açılan Eski Şark Eserleri Müzesi, İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin geniş koleksiyonundaki hikayelerin peşine düşmek için İstanbullulara bahane oldu. Dört bin yıllık bir aşk şiirinden Assur’un süslü cinlerine, Midillili bir köpeğin mezartaşından müze bahçesindeki altı Bizans, üstü Osmanlı çeşmesine, bu kez hemen akla gelen başyapıtlarla değil, ilk bakışta gözden kaçabilecek ilginç hikayeler eşliğinde geziyoruz müzeyi.
Yazı: Deniz Kaynak
İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin üç ana biriminden biri olan Eski Şark Eserleri Müzesi, 2022’de başlayan kapsamlı yenileme çalışmalarının tamamlanmasının ardından yeniden ziyarete açıldı. Osman Hamdi Bey’in 1883’te Sanayi-i Nefise Mektebi olarak yaptırdığı tarihî binada Mezopotamya’dan Anadolu’ya, Mısır’dan İslamiyet öncesi Arap Yarımadası’na uzanan koleksiyon yeniden ziyaretçilerle buluşurken uzun süredir depolarda korunan bazı eserler de yeni teşhir düzeninde sergilenmeye başladı.
İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde başyapıt bulmak zor değil. Sayda Lahitleri’ni, İskender Lahdi’ni ya da Çinili Köşk’ü kaçırmanız neredeyse imkansız. Öte yandan dünyanın önde gelen imparatorluk müzeleriyle rekabet edebilecek çok geniş bir koleksiyona ev sahipliği yapan müzede yalnızca büyük kralların, savaşların ve imparatorlukların değil; âşıkların, katiplerin, antik dünyanın tanrılarının, cinlerin ve binlerce yıllık gündelik hayatın hikayeleri de var.
Bilhassa Eski Şark Eserleri Müzesi’nde adımları biraz ağırlaştırmak gerekiyor. Çünkü burada el kadar bir kil tablet, kırık bir kabartma veya birkaç satırlık çivi yazısı, yakından bakıldığında insanlık tarihinin en eski aşk hikayelerinden birini, binlerce yıl önce görülmüş bir cinayet davasını ya da bir alışveriş pazarlığını anlatıyor olabilir.
Yeniden açılan Eski Şark Eserleri Müzesi'ni görmek için gitmişken İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nde sergilenen eserlerin arkasında yatan en ilginç hikayelere de bakıyoruz.
Binanın kendisi de bir hikaye
İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin hikayesi aslında daha kapıdan içeri girmeden başlıyor. Kompleksin en eski yapısı, Fatih Sultan Mehmet’in 1472’de yaptırdığı Çinili Köşk. Osmanlı İmparatorluğu'nun eski eser koleksiyonu 19. yüzyılda burada sergilenmeye başlıyor ama kazılardan gelen eserler çoğaldıkça köşk yetmez oluyor. Hele Osman Hamdi Bey’in Sayda’da ortaya çıkardığı dev lahitler gelince, yeni bir bina artık elzem hâle geliyor. Bunun üzerine Alexander Vallaury’ye bugünkü ana bina yaptırılıyor ve müze 1891’de açılıyor.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Bu yıl "Kökler ve Göçler" temasıyla 8. kez düzenlenen Kaş Caz Festivali'ni Serdar Karatepe'yle konuştuk. Édouard Louis'nin Elena Ferrante sataşması üzerinden kurgunun tasfiyesi ve otobiyografinin yükselişine eğildik.
21 Ağu 2026

İLGİLİ OKUMALAR


