Girişi kolay, çıkışı zor

Verim eğrisi kontrolü (YCC), merkez bankalarına belirli vadelerde faizi doğrudan sabitleme gücü veriyor ancak bu güç, taahhüt sorgulanmaya başladığında hızla bir tuzağa dönüşebiliyor. ABD’den Japonya’ya, İngiltere’den Avustralya’ya uzanan örnekler YCC’nin asıl sınavının girişte değil çıkışta verildiğini, başarının ise büyük ölçüde zamanlama, kademelilik ve iletişime bağlı olduğunu gösteriyor.
Yazı: Eren Kuru
Merkez bankalarının çoğu yalnızca gecelik politika faizini belirler, tahvil piyasasının geri kalanını serbest bırakır. Verim eğrisi kontrolünde (yield curve control – YCC) ise banka bir adım daha ileri gider: Belirli bir vadedeki (genellikle 3-10 yıl) devlet tahvilinin getirisine somut bir hedef koyar ve bu hedefi korumak için gerektiği kadar tahvil alıp satacağını taahhüt eder.
Bu, niceliksel genişlemeden (QE) farklıdır: QE'de banka "şu kadar tahvil alacağım" der, fiyatın nereye gideceğine piyasa karar verir; YCC'de ise banka "faiz şu seviyede kalacak" der, ne kadar tahvil alınacağına piyasa karar verir. İkinci yaklaşım, taahhüt inandırıcı olduğu sürece bilançoyu fazla şişirmeden faizi düşük tutabilir ama taahhüt bir kez ciddi biçimde sorgulanırsa banka kendini sınırsız alım yapmak zorunda hissedebilir. Bu yüzden YCC, para politikası tarihinde yalnızca dört ülkede ve genellikle olağanüstü koşullarda denendi.
ABD (1942-1951): Savaşı ucuza getirmenin bedeli
Modern YCC tartışmalarının referans noktası, 2. Dünya Savaşı dönemi ABD'sidir. Fed, Nisan 1942'de Hazine'nin talebiyle kısa vadeli bono faizini yüzde 0,375'te (3/8 puan), uzun vadeli tahvil faizini de yüzde 2,5'te sabitledi. Amaç netti: Devasa savaş harcamalarını piyasa faizinin çok altında bir faizle finanse etmek.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Kur Korumalı Mevduat hesapları sıfırlanırken TCMB, yaklaşık altı ay aradan sonra haftalık repo ihalelerine yeniden başladı. Karar, fiilî fonlama maliyetinin politika faizine yaklaşacağı beklentisini güçlendirdi.
28 Ağu 2026

İLGİLİ OKUMALAR


