AB plastik regülasyonlarının diğer ülkelere yansımaları

AB üyesi olmayan ülkeler için stratejik adımlar
AB plastik regülasyonlarının diğer ülkelere yansımaları

Döngüsel ekonomiye geçiş süreci farklı ülke ve bölgelerin liderliğinde hız kazanmaya devam ediyor. Avrupa Yeşil Mutabakatı sayesinde tüm AB ülkeleri bu sürece isteyerek ya da zorla dahil olurken Hollanda, Fransa, Finlandiya gibi ülkeler bu geçiş sürecine liderlik ederek öne çıkıyor. Avrupa Birliği'nden çıkan Birleşik Krallık da döngüsel ekonomiye geçiş sürecindeki küresel liderlik pozisyonunu kaybetmemek adına çalışmalarına hızla devam ediyor.

Peki AB ülkeleri dışında döngüsel ekonomiye geçiş süreci nasıl işliyor? Daha önceki yazılarımızda Avrupa Yeşil Mutabakatı içerisinde entegre edilmiş olan AB Döngüsel Ekonomi Yol Haritasının AB üyesi olmayan ülkeler için ne anlama geleceğini tartışmıştık. Elbette AB’nin bu geçiş sürecine liderlik etmesinin diğer ülkeler üzerindeki etkisini ele aldığımızda AB odaklı regülasyonların dünyanın geri kalanını kapsayıp kapsamadığını ayrıca tartışmak gerekiyor. Sosyo-ekonomik durum göz önünde bulundurulduğunda AB üyesi olmayan ülkeleri yalnızca regülasyonlarla bu dönüşüm sürecine dahil etmek ne kadar doğru, bunu zaman gösterecek.

Bu haftaki yazımızda yukarıda yer verdiğimiz genel tartışma sorusunu biraz daha özele indirerek AB’nin plastik ambalaj ve plastik kullanımı ile ilgili regülasyonlarının AB üyesi olmayan ülkeler üzerindeki etkisini tartışmaya açacağız. AB tarafından belirlenen regülasyonlar ve stratejik yol haritalarının AB üyesi olmayan ülkeler için nasıl ele alınması gerektiği sorusu ana odak noktamız olurken United Nations Industrial Development Organization ve Chatham House tarafından hazırlanan THE EU’S CIRCULAR ECONOMY TRANSITION FOR PLASTICS AND TEXTILES raporu bizlere eşlik edecek.

AB üyesi olmayan ülkeler AB'nin plastik regülasyonlarına karşı ne yapmalı?

➡️ Geri dönüşümü önceliklendirmek

Yazılarımızı uzun zamandır takip eden okurlarımızın hatırlayacağı gibi döngüsel ekonomi içinde geri dönüşüm en son tercih edilen adım olarak konumlanıyor. Bunun temel sebebi oluşan atıkların yönetimi değil, atık oluşumunun önlenmesi prensibi. Yani atık oluşturmaya devam ettiğimiz bir sistem yerine, atık oluşumunu daha en başta, tasarım aşamasında önlediğimiz döngüsel bir sistem tasarlamamız gerekiyor. Ardından gelen diğer adımlar ise tamir & bakım & onarım, yeniden kullanım, yeniden üretim ve en son adım olarak geri dönüşüm.

Buna rağmen AB’nin “Ecodesign for Sustainable Products Regulation” ve “Packaging and Packaging Waste Directive” regülasyonları geri dönüşüm odaklı. Fakat burada geri dönüşüm kelimesinin özellikle Türkiye’deki kullanımı ile AB ülkelerindeki kullanımı arasındaki farkı belirtmekte fayda var. Mevcut teknolojiler dolayısıyla materyallerin %100 geri dönüşümü ne yazık ki mümkün değil. Bu da bir materyalin geri dönüşüm sürecine dahil olduğunda mevcut değerini kaybetmesine neden oluyor. Fakat geri dönüşüm kelimesi sadece değer kaybı odaklı bir dönüşümü ifade etmiyor. Geri dönüşüm gerçek anlamıyla materyallerin ekonomiye yeniden kazandırılması anlamına gelir. Yani bildiğimiz, değer kaybına neden olan geri dönüşümden önce materyallerin doğru stratejik adımlarla ekonomiye geri kazandırılması anlamını taşıyor.

Buradan çıkartılması gereken anlam, AB regülasyonları kapsamında ele alınan geri dönüşümün aslında AB üyesi olmayan ülkelerdeki plastik ambalaj gibi ürünlerde öncelikle çevresel ve sosyal etkileri azaltılmış, mümkünse ekonomiye geri kazandırılmış materyallerin kullanılması gerektiği. Özellikle Türkiye gibi AB ile yoğun ticari ilişkileri bulunan ülkelerdeki plastik ambalaj üreticilerinin yalnızca bizim bildiğimiz geri dönüşüm odaklı değil, tasarımı sayesinde atık oluşumunu önleyen, yeniden kullanılabilir, yeniden üretim süreçlerine dahil edilebilir ve en son noktada geri dönüşümü mümkün olan materyaller kullanmaları rekabet avantajını kaybetmemeleri için kritik önem taşıyor.

➡️ Geri dönüştürülmüş plastik talebi

İklim kriziyle mücadele kapsamında küresel çapta verilen mücadelenin çıktıları olarak özellikle geri dönüştürülmüş plastik malzemelerin kullanımına olan talep her geçen gün artıyor. AB’nin rPET olarak bilinen, geri dönüştürülmüş plastik materyal olarak tanımlayabileceğimiz materyale olan geçiş süreci AB üyesi olmayan plastik üreticileri için kritik önem taşıyor.

AB, çok yakın zamanda plastik kullanımını sıfırlama gibi bir taahhüt vermiş değil. Fakat geri dönüştürülmüş plastik malzeme kullanımı tüm AB tedarik zinciri boyunca ilgi gören bir malzeme hâline geldi bile. Özellikle gıda ürünlerinin ambalajlanması sürecinde kullanılan plastik ambalajların geri dönüştürülmüş plastik malzemeden yapılmış olması ve bunun gıda güvenliğiyle ilgili yasa ve regülasyonlara uygun şekilde yapılmış olması AB dışında plastik ambalaj üreten ülkelerin kendi tedarik zincirlerini de değiştirmelerini zorunlu hâle getiriyor.

Kritik olan bir diğer konu ise özellikle ülkemizde de zaman zaman gündeme gelen, yurt dışından atık plastik alıp bunları geri dönüştürerek çeşitli ürünler üretme süreci ile ilgili. AB artık üye olmayan ülkelerden plastik ambalaj tedarik ederken bu ürünlerin ham maddelerinin nasıl tedarik edildiğini de inceliyor. Örnek olarak Türkiye’de üretilen plastik ambalaj her ne kadar geri dönüştürülmüş bile olsa geri dönüşüm sürecine dahil edilen malzemelerin nasıl temin edildiğinin de şeffaf bir şekilde açıklanması gerekiyor. Bu da artık lokal atıkların geri dönüşüm süreçlerine dahil edilmesini çok daha önemli bir hâle getiriyor.

Bunun yanında AB’nin bugüne kadar atıklarını Türkiye ve benzeri ülkelere göndererek geri dönüşümlerini sağlama süreci de sona yaklaşıyor. AB ülkelerinde sayılarının hızlıca artırılması planlanan geri dönüşüm tesisleri sayesinde AB artık atıklarını diğer ülkelere göndermeden kendi içerisinde geri dönüştürebilecek. Yani ülkemize gelen AB kaynaklı atıklar azalırken, farklı ülkelerden gelecek atıkların da çevresel ve sosyal etkileri hakkında hesap verilmesi gerekiyor. Bu nedenle Türkiye özelinde konuşursak ülkemizde kurulacak plastik atık toplama ağı sayesinde hem güvenilir kaynaklardan temin edilen plastik atıklar geri dönüşüme girebilir, hem de bu sayede AB bünyesinde devreye girecek olan geri dönüşüm tesisleri ile rekabet edilmeye devam edilebilir.

➡️ Dijitalizasyon ve inovasyon

Plastik ve plastik ambalaj kullanımında geri dönüştürülmüş malzemeye olan talep artıyor olsa da bunun potansiyeli plastik üreticileri için yalnızca geri dönüşümle sınırlı değil. Döngüsel ekonomi alanında öncü olan ülkeler ve şirketler için biyo-bozunur, tek malzeme kullanılarak üretilen yenilikçi plastik ürünler de olağanüstü bir potansiyel taşıyor. Bu nedenle AB üyesi olmayan ülkeler için AB pazarındaki paylarını koruma ve artırma açısından inovasyon kritik önem taşıyor.

Bunun yanında endüstri 4.0 teknolojileriyle gündelik hayatta kullandığımız birçok ürün ve hizmetle ilgili tüketicilerden gelen şeffaflık talebi plastik ve plastik ambalaj ürünleri için de her geçen gün artıyor. Üretilen ürünlerin çevresel ve sosyal etkileriyle ilgili üstünkörü bilgi yerine daha detaylı, şeffaf bilgi talebi tüketiciler tarafından artarken, regülasyonlar da bu alanda üreticileri dönüşüme zorluyor.

Özellikle yaşam döngüsü analizi (LCA) kullanımı artarken tüketicilerin ürünlerin ham madde tedariki, üretim süreçleri, lojistik süreçleri ve hatta kullanım sonrası süreçleriyle ilgili bilgi talebi artmaya devam ediyor. AB üye ülkelerindeki tüketicilerin bu konulardaki bilinç seviyesinin AB’nin stratejik adımları ile artacağını öngörmek bu noktada çok da yanlış olmayacaktır. Bu nedenle AB üyesi olmayan ülkelerdeki plastik ve plastik ambalaj üreticilerinin mevcut iş modellerini sürdürebilmeleri inovasyon ve dijitalizasyon dahil edilmedikçe mümkün görünmüyor.

🔎 Döngüsel Ekonomi 101’in yorumu: AB’nin liderlik ettiği sürdürülebilirlik çalışmaları ve döngüsel ekonomiye geçiş çalışmaları özellikle AB ile ticari ilişkileri yoğun olan ülkeler için fazlasıyla önemli. Yine de iklim krizi, açlık, toplumsal cinsiyet eşitliği vb. konularda yalnızca AB stratejileri odaklı bir dönüşüm sürecinin küresel boyutta kabul görmesini beklemek çok da gerçekçi değil. Her ülkenin, her bölgenin kendi coğrafi, demografik, kültürel ve ekonomik yapısına uygun bir dönüşüm sürecini kendine uygun şekilde tasarlaması önemli. Bir diğer deyişle yalnızca AB’den gelen direktiflere göre değil, kendi ülkemizin sosyo-ekonomik yapısına göre belirlenmiş doğru bir strateji döngüsel ekonomiye geçiş açısından önem arz ediyor.

Döngüsel ekonomiye geçiş sürecinde regülasyonların ne kadar önemli olduğuna bir önceki yazımızda değinmiştik. Ülkelerin liderlik ettiği bu değişim sürecine ayak uydurmak ekonomik rekabet açısından kritik önem taşısa da yalnızca liderlik eden ülkelerden gelen talepler doğrultusunda değil, ülkelerin kendi karakteristik özelliklerine göre bir dönüşüm stratejisi belirlemesi döngüsel ekonomiye geçişin yerelleşme prensibi açısından da önemli bir yere sahip. Nasıl ki başka bir ülkede işe yarayan bir iş modeli Türkiye’ye direkt olarak uyum sağlayamaz, kültürümüze göre güncellenmesi gerekir, döngüsel ekonomiye geçiş sürecinin de direkt olarak dışarıdan gelen talepler ışığında doğru bir şekilde yönetilmesi mümkün olmayacaktır.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

Döngüsel EkonomiDöngüsel Ekonomi

BÜLTEN SAYISI

Plastik: AB regülasyonları ve dünyanın geri kalanı

♻️ AB'nin plastik regülasyonları diğer ülkeler için ne ifade ediyor? Bu ülkelerin takip etmesi gereken stratejik adımlar neler?

29 Ara 2022

unsplash.com

YAZARLAR

Döngüsel Ekonomi

Döngüsel Ekonomi Hakkında Her Şey!

İLGİLİ OKUMALAR