
(Görsel: Shutterstock)
Avrupa Birliği'nin aday ülkelere ilişkin değerlendirmelerin yer aldığı 2022 Genişleme Paketi kapsamında Türkiye Raporu yayımlandı.
Genel olarak, birçok alanda, AB müktesebatı ile mevzuat uyumu konusunda önemli ilave çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Rapora göre tüm alanlarda, uygulama ve yürütme konusunda kayda değer iyileştirmeler gerekmektedir. Düzenleyici makamların bağımsızlığının sağlanması ve idari kapasitenin geliştirilmesi, Türkiye tarafından daha fazla ilerleme kaydedilmesi için kilit öneme sahiptir.
Türkiye'nin demokratik kurumlarının işleyişinde ciddi eksiklikler mevcuttur. Cumhurbaşkanlığı sisteminin taşıdığı yapısal eksiklikler devam etmektedir. Avrupa Konseyi ve ilgili organlarının kilit öneme sahip tavsiyeleri ise henüz yerine getirilmemiştir. Meclis, hükümetin hesap verebilirliğini sağlayacak gerekli araçlardan yoksun durumdadır. Anayasal mimari; yasama, yürütme ve yargı arasında sağlam ve etkili bir kuvvetler ayrılığı temin etmeden yetkileri Cumhurbaşkanlığında merkezileştirmeye devam etmiştir. Etkili bir denge ve denetleme mekanizması bulunmaması nedeniyle, yürütmenin demokratik hesap verebilirliği seçimlerle sınırlı kalmaktadır.
Öte yandan siyasal iktidarın muhalefet belediye başkanları üzerindeki baskısı, yerel demokrasiyi daha da zayıflatmıştır. Muhalefet partilerinin belediye başkanları, idari ve adli soruşturmalarla karşı karşıya kalmıştır. Güneydoğu'da yerel demokrasi ciddi şekilde engellenmeye devam etmiştir. Güneydoğu'da, zorla görevden alınan belediye başkanlarının yerine hükümet tarafından atanmış kayyumlar getirilmesine devam edilmektedir. Seçimler ve siyasi partilere ilişkin yasal çerçeve sorunu ise devam etmektedir. Seçim barajı yüzde 10'dan yüzde 7'ye düşürülmüştür ancak Türkiye, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı ile Venedik Komisyonu'nun diğer tavsiyelerini henüz ele almamıştır.
Türkiye, yolsuzlukla mücadeleye ilişkin hazırlıklarda halen erken aşamadadır ve rapor döneminde ilerleme kaydedilmemiştir. Ülke, uluslararası yükümlülüklerinin gereği olan yolsuzlukla mücadele birimlerini kurmamıştır. Yolsuzluk davalarının kovuşturulması ve karara bağlanmasında siyasi ve usule aykırı nüfuz kullanımının sınırlandırılması için yasal çerçevenin ve kurumsal yapının iyileştirilmesi gerekmektedir. Kamu kurumlarının hesap verebilirliği ve şeffaflığının iyileştirilmesi gerekmektedir. Yolsuzlukla mücadele stratejisi ve eylem planının olmaması, yolsuzlukla kararlı bir şekilde mücadele etme iradesinin bulunmadığını göstermiştir. Avrupa Konseyi Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubu'nun tavsiyelerinin birçoğu henüz yerine getirilmemiştir. Genel olarak, yolsuzluk hala yaygındır ve endişe kaynağı olmaya devam etmektedir.
Sivil topluma ilişkin konularda da, ciddi gerileme devam etmiştir. Sivil toplum kuruluşları artan baskıyla karşı karşıya kalmış ve ifade, örgütlenme ve toplanma özgürlüklerinin kısıtlanmasıyla özgür hareket etme alanı azalmaya devam etmiştir. Kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanının önlenmesine ilişkin yeni kanun, sivil toplum kuruluşlarına ek kısıtlamalar getirmiştir. Buna paralel, insan hakları ve temel haklar alanlarındaki kötüleşme devam etmiştir. Olağanüstü hal sırasında getirilen tedbirlerin birçoğu hala yürürlüktedir. Yasal çerçeve, insan haklarına ve temel haklara riayet edilmesine ilişkin genel güvenceleri içermektedir, ancak mevzuatın ve uygulamanın İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ve İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM) içtihadı ile uyumlu hale getirilmesi gerekmektedir. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi, Türkiye'nin insan haklarına, demokrasiye ve hukukun üstünlüğüne riayet edip etmediğini izlemeye devam etmiştir. Türkiye'nin özellikle Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala davalarında İHAM kararlarını uygulamayı reddetmekte ısrar etmesi, yargının uluslararası standartlara ve Avrupa standartlarına bağlılığı ve Türkiye'nin hukukun üstünlüğünü ve temel haklara saygı gösterilmesini güçlendirme taahhüdü hakkında ciddi endişeye sebep olmaktadır.
Son olarak Türkiye, iklim değişikliğine uyum ve etkilerinin hafifletilmesi açısından kritik çevre ve iklim sorunlarıyla karşı karşıyadır. Daha iddialı ve daha iyi koordine edilmiş çevre ve iklim politikaları oluşturulmalı ve uygulanmalıdır. Türkiye'nin halen iklim değişikliğine yönelik Paris Anlaşması'na katkısını artırması ve uygulaması ile iklim eylemi müktesebatına uyumunu tamamlaması gerekmektedir.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş


