ABD ve İran'ın misillemeleri savaşa dönüşecek mi?

Ürdün'deki ABD üssüne yapılan saldırıyı kendilerinin düzenlediğini reddeden İran, bu açıklamaların siyasi amaçlarla yapıldığını söylüyor. Bölgede gerilim tırmanıyor. Peki, İran ve ABD herhangi bir çatışmaya girer mi?
ABD ve İran'ın misillemeleri savaşa dönüşecek mi?

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), Ürdün-Suriye sınırı yakınındaki "Kule 22" adlı üssün insansız hava aracıyla hedef alındığını, saldırılarda 3 ABD askerinin hayatını kaybettiğini, 25 askerin de yaralandığını duyurdu. ABD Başkanı Joe Biden, saldırının "İran destekli radikal militan gruplar" tarafından yapıldığını öne sürdü. İran ise bu iddiayı reddetti, Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kenani, "Bu iddialar bölgedeki gerçekleri tersine çevirmek üzere siyasi amaçlarla dile getiriliyor" dedi. 

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Stratejik İletişim Koordinatörü John Kirby, açıklamaların ardından "İran'la bir savaş peşinde değiliz, rejimle askerî bir çatışma peşinde değiliz" değerlendirmesinde bulundu.

İsrail-Hamas Savaşı'nın başladığı günden yana, gerilimin bölgesel bir çatışmaya dönüşmesinden endişe ediliyor. Bölge ülkeleri İsrail-Hamas çatışmalarına doğrudan müdahil olmasa da yetkililerin açıklamaları ve bölgedeki saldırılar özellikle Hamas'a yönelik destekleri de ortaya koyuyor. ABD, 7 Ekim'den bu yana İsrail'e desteğini her fırsatta dile getirmesinin yanı sıra Yemen'deki Husilerin Kızıldeniz'de Hamas'a destek için düzenlediği saldırılara da yanıt veriyor. Buradaki etkinliğini yeniden artırmak istemediğini dile getirse de ABD'nin bölgedeki rolü, çatışmalarla dolu bir geçmişi olan İran'ı rahatsız ediyor. 

Öte yandan bu ilişkide karşılıklı rahatsızlıklar olduğunu söylemek de mümkün. Zira, İran'ın desteklediği bilinen Hamas'ın başlattığı saldırıların ardından devam eden savaşa, yine İran'ın desteklediği Yemen'deki Husilerin, Lübnan'daki Hizbullah'ın destek vermesi de İsrail ve ABD başta olmak üzere Batı ülkelerini rahatsız ediyor. 

ABD ve İran'ın bir dargın bir barışık ancak uzun süredir dargın ilişkisinin sinir uçları, uzun zamandır hiç olmadığı kadar gerilmiş durumda. Peki bu iki ülke de açık bir savaş ilanı olmadan süreci yönetebilecek mi? 

ABD ve İran ilişkisinin geçmişi 

ABD ve İran ilişkilerinde 1950'li yıllardan bu yana önemli kırılmalar yaşandı. Bunlardan ilki, 1953 yılında İran petrolünün millîleştirilmesi hareketine önderlik eden Başbakan Muhammed Musaddık'ın ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) tarafından tertip edilen ve "Ajax operasyonu" olarak adlandırılan darbeyle devrilmesi.

1957 yılında ise ABD ve İran, sivil nükleer işbirliği anlaşması imzaladı. Anlaşma, İran'a nükleer enerji sektöründe kullanması için, uranyum zenginleştirme taahhüdünü de içeriyordu.

Anlaşma kapsamında ABD, 1967'de İran'a nükleer reaktör başlığı verdi. İki ülke, 1 yıl sonra da nükleer silahların yayılmasının önlenmesi anlaşması imzaladı. Bu anlaşmaya göre, İran nükleer silaha dönüşmeyecek, sivil programa sahip olabilecekti.

1978'de İran'da muhalif hareketlerin güçlenmesiyle sürgündeki din adamı Humeyni, Şah'a karşı siyasal muhalif grupları biraraya getirdi. İslamcı, solcu ve liberal grupların ortaklaşa yaptığı ayaklanmayla Şah, ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. 1979 yılının 11 Şubat'ında ise Humeyni liderliğinde İran Devrimi yapıldı. 

Devrim taraftarları, 4 Kasım 1979'da ABD'nin Tahran Büyükelçiliği'ni basıp 52 çalışanını rehin aldı. 1980'de ABD, İran ile diplomatik ilişkilerini kesti. Dönemin ABD Başkanı Jimmy Carter'ın görev süresinde yapılan rehine kurtarma operasyonu başarısız oldu. İran, 1981'de Carter'ın makamını Ronald Reagan'a bırakmasından hemen sonra, 444 gün tuttuğu rehineleri serbest bıraktı.

ABD 1984'te İran'ı, terörü finanse eden ülkeler listesine aldı. Reagan, 2 yıl sonra ülkenin ambargo kararını delen ve tarihe İran-Kontra skandalı (Irangate) olarak geçen gizli silah anlaşmasını itiraf etti.

Basra Körfezi'nde 1988'de ABD'ye ait Vincennes savaş gemisi, 290 kişiyi taşıyan İran uçağını vurdu. Washington yönetimi, uçağın "yanlışlıkla" vurulduğunu ileri sürdü.

2002 yılında ise dönemin ABD Başkanı George W. Bush, bir konuşmasında Irak, İran ve Kuzey Kore'yi "Şeytan Ekseni" olarak tanımladı. ABD'li yetkililer İran'ı, gizli nükleer silah programını hayata geçirmekle suçladı. 6 yıllık duraklamanın ardından Bush, 2008'de ilk defa bir yetkiliyi, İran ile yapılan nükleer müzakereler için Cenevre'deki görüşmelere gönderdi.

Birleşik Krallık, Fransa ve ABD, 2009'da İran'ın Kum kentindeki tesiste gizlice uranyum zenginleştirildiğini tespit ettiklerini açıkladı. İran ve ABD'li yetkililerin, 2012'de nükleer program konusunda gizli görüşmeler yaptıkları ve bunun 2013'te de yoğun bir şekilde devam ettiği ortaya çıktı.

İran'da 14 Haziran 2013'te cumhurbaşkanı seçilen Hasan Ruhani, ülkesinin ekonomik ilişkilerini küresel ölçekte geliştirmek istediğini belirtti. Ruhani ve Obama, Eylül 2013'te bir telefon görüşmesi yaptı. Bu görüşme, 34 yıl aradan sonra iki ülke liderleri arasındaki ilk temas olarak kayda geçti.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin (BMGK) 5 daimi üyesi ABD, Birleşik Krallık, Çin, Fransa ve Rusya ve Almanya, Temmuz 2015'te İran ile nükleer anlaşmayı imzaladı.

ABD Başkanı Donald Trump, 2018'de İran'ın nükleer çalışmalarının kontrol altına alınmasını öngören anlaşmadan çekildiklerini ve askıya alınan yaptırımların "en güçlü şekilde" yeniden hayata geçirileceğini açıkladı.

Trump ayrıca İran Devrim Muhafızları Ordusu'nun ABD'nin yabancı terör örgütleri listesine eklendiğini duyurdu. İran Ulusal Yüksek Güvenlik Konseyi de CENTCOM'u terör örgütleri listesine aldığını bildirdi.

ABD, İran'ın petrol satışını engellemeye teşebbüs etti, bu sırada Basra Körfezi'nde bazı tankerlere saldırılar düzenlendi. ABD saldırılardan İran'ı sorumlu tutsa da Tahran yönetimi iddiayı kabul etmedi. İran, 2019 yılında ABD'nin İHA'sını düşürdü. Yine 2019'da Suudi Arabistan'ın petrol şirketi Saudi Aramco'ya ait iki tesise saldırı düzenlendi. ABD, saldırıyla ilgili yine İran'ı suçlarken İran suçlamaları reddetti.

Misilleme saldırıları devam etti. ABD'nin 2019 yılının son günlerinde yaptığı misillemenin ardından Şii milis güçleri, korunaklı Yeşil Bölge'de yer alan ABD'nin Bağdat Büyükelçiliği'ni bastı. Binaya zarar veren göstericiler, elçilik duvarına "Komutanımız Süleymani" yazdı. Kasım Süleymani bu olaydan 5 gün sonra, Cuma gecesi Bağdat Havalimanı'nda araç konvoyuna yönelik ABD saldırısında hayatını kaybetti.

Süleymani'nin ölümünden sonra Kasım 2020'de Joe Biden'ın ABD Başkanılığına gelmesiyle birlikte özellikle nükleer anlaşmasında ilerleme kaydedilmesi bekleniyordu, ancak böyle olmadı. İran'ın uranyumu zenginleştirme çalışmaları ABD-İran ilişkilerinin gerginleşmesine yol açtı. Bu nükleer gerginlik, ABD'nin yine İran'a yaptırım uygulamasına neden oldu ve Biden, İran uranyum çalışmalarına son vermediği sürece yaptırımların devam edeceğini söyledi.

Ya şimdi? 

Yukarıda da bahsettiğimiz gibi, İran-ABD ilişkisinde gerilim yeniden artıyor. İran'ın vekillerinin bölgedeki saldırıları çatışmanın genişlemesi korkusu yaratıyor. 

Öte yandan ABD'de Kasım'da düzenlenecek Başkanlık seçimlerinden önce, Biden'ın son dönemde bir hayli ilgili olduğu Ortadoğu'da ve İran'da ne gibi stratejilerle ilerleyeceği seçmenleri için de önem taşıyor. Özellikle Cumhuriyetçiler, ABD'nin "bir an evvel İran'a saldırması gerektiğini" savunuyor. Senatör Lindsey Graham, "İran'ı hemen vurun ve İran'a en şiddetli şekilde saldırın" ifadelerini kullanıyor. 

The Economist konuya ilişkin haberinde "Biden'ın ikilemi, mütevazı misillemelerin yetersiz görünmesine rağmen, ağır misillemelerin başka sorunlara yol açabilmesi" vurgusu yapılıyor. Askerî bir tepkinin kaçınılmaz olduğunu belirten, tek sorunun bu tepkinin ne kadar ileri gideceği olduğunu sorgulayan haberde, İran'ın vekillerinden ziyade direkt İran'a yönelik bir saldırı düzenlenmesi gerektiği, ancak 1980'deki başarısız rehine operasyonunun ardından ABD'nin hâlâ İran'a herhangi bir saldırıda bulunmadığının altı çiziliyor. 

Öte yandan İran'ın vekillerini kullanarak ABD'ye yönelik saldırılarını artırabileceğinin belirtildiği yazıda şu ifadeler yer alıyor: 

"İran'la açık bir çatışma Basra Körfezi'nden geçişin kesintiye uğraması veya İran'ın Suudi Arabistan petrol altyapısına saldırı düzenlemesi durumunda, petrol fiyatında artış anlamına geliyor. 

Son olarak saldırı, ABD ve müttefiklerinin İsrail-Hamas Savaşı'na ara verilmesi ve bir rehine anlaşması için pazarlık yapmaya çalıştıkları bir dönemde yapıldı. ABD ile İran arasında patlak veren şiddet olayları, Mart ayında başlayan Ramazan öncesinde sükunetin yeniden sağlanacağı umutlarını boşa çıkarabilir."

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

YAZARLAR

İlkim Emirler

Deputy editor @ Aposto

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

SpektrumSpektrum

HİKAYE

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Melisa Gülbaş

·

13 Tem 2026

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.

Uraz Kaspar

·

12 Tem 2026

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Yumuşak güç sertleşirken: 36. NATO Zirvesi'nde diplomasinin yeni kodları

Bu yılki NATO Zirvesi; semboller, anlatılar ve kültürel güçle örülen "yumuşak gücün" ortadan kalkmadığını; aksine yeni bir biçim kazandığını gösteren anlarla doluydu. Savunma sanayiinin ve caydırıcılığın öne çıktığı bir dönemde yumuşak güç de bu gerçekliğe uyum sağlıyor; daha sert semboller, daha karizmatik lider imajları ve daha gösterişli ritüeller üzerinden yeniden üretiliyor.

Nart Özel

·

11 Tem 2026

Yumuşak güç sertleşirken: 36. NATO Zirvesi'nde diplomasinin yeni kodları
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Görüş | Butlan krizi nasıl bir fırsata dönüştürülebilir?

Mutlak butlan kararı, yalnızca CHP iç dengelerini değil, toplumsal muhalefetin yönünü, enerjisini ve mücadele kapasitesini de doğrudan etkileyen bir kırılma noktası oldu. CHP’nin seçilmiş yönetiminin butlan tartışmalarına ayırdığı enerjiyi azaltıp odağını muhalefeti örgütlemeye ve CHP’yi de aşan geniş bir özgürlük cephesi kurmaya yöneltmesinin imkanları neler olabilir?

08 Tem 2026

Görüş | Butlan krizi nasıl bir fırsata dönüştürülebilir?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Trump’ın Türkiye’ye hediyesi: CAATSA yaptırımlarının kalkması ne anlama geliyor?

Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi aldığı için ABD’nin ulusal güvenliğine tehdit oluşturan devletleri ekonomik ve askerî olarak sınırlandıran CAATSA yaptırımlarına Aralık 2020’den beri maruz kalan Türkiye’ye ABD Başkanı Trump’tan müjde geldi. NATO Zirvesi için Ankara’ya gelen Trump, hediye paketini Erdoğan’a sundu: Yaptırımlar kalkacak, F-35 konusu ele alınacak.

Pelin Cengiz

·

08 Tem 2026

Trump’ın Türkiye’ye hediyesi: CAATSA yaptırımlarının kalkması ne anlama geliyor?