
Hepimiz 6 Şubat sabahından bu yana zor bir dönemden geçiyoruz. Türkiye’nin uzun süredir devam eden yorucu gündemi, Kahramanmaraş merkezli depremle birlikte çok daha farklı bir boyuta evrildi. Depremden etkilenenler, depremde yakınlarını kaybedenler, yardım için canla başla uğraşanlar ve gündemi uzaktan takip etmek zorunda olup, yeterince yardım edemediğini düşünenler… Sosyal devletin teoride işlemesi gereken sisteminin Türkiye’de işlememesi, ülkenin iyi veya kötü dönemlerinde tüm süreçleri yürütmesini beklediğimiz için seçtiğimiz siyasilerin onlardan beklenen görevleri yerine getirmemeleri veya göz ardı etmeleri, toplumun büyük bir bölümünün bu felaket döneminde ezici bir sorumluluk hissetmesine neden oluyor.
Devletin görev ve sorumluluğuna giren birçok süreci, ülkece bireysel çabalarla yürütmek durumunda kalmamız bu sürecin en açık göstergesi. Buradan yola çıkarak, depremin etkilerini hâlâ daha yoğun bir şekilde hissediyor olsak da felaketlerin ardından iyileşme sürecinin de olabildiğince hızlı şekilde başlaması gerekiyor. Bu noktada yine devletin bu iyileşme sürecini koordine etmesini, ihtiyaç sahiplerini maddi ve manevi olarak desteklemesini bekliyoruz doğal olarak. Fakat biz ne kadar beklesek de kapsayıcı bir iyileşme planı olmadığının da farkındayız. Bu nedenle bu haftaki yazımızda felaket dönemlerinin ardından iyileşme sürecinin nasıl daha kapsayıcı şekilde yürütülebileceği sorusunu tartışmaya açıyoruz. Tartışmamıza Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (United Nations Development Programme, UNDP) tarafından hazırlanan “Guidelines for Community Participation in Disaster Recovery” raporu yol gösteriyor.
Kapsayıcı iyileşme planı
Deprem, sel veya salgın hastalıklar gibi afetlerin yaşanmasının ardından devreye sokulan iyileşme planları genellikle yukarıdan aşağıya doğru yürütülen, bu nedenle de aslında bu olaylardan etkilenen toplulukların veya daha özelde bireylerin istek ve ihtiyaçlarına tam anlamıyla karşılık gelmeyen planlar olarak karşımıza çıkıyor. Devlet kurumlarının, özel sektörün veya sivil toplum kuruluşlarının aktif rol aldığı bu iyileşme planları, genellikle kaybın maddi olarak hızlıca giderilmesi odağında kurgulandığı için özellikle bireylerin dahil edilmediği, manevi ihtiyaçlarının karşılanmadığı bir şekilde tasarlanıyor. Bu nedenle sahip olunan tecrübelerle birlikte direkt olarak bu olaylardan etkilenen kişiler odaklı tasarlanan iyileşme planlarının devreye alınması, etkilenen kişilerin ve toplulukların bilgi, beceri ve kapasiteleri üzerine inşa edilebileceği, kültürel olarak daha uygun şekilde tasarlanabileceği, benimsenme ve yetkilendirme sağlayabildiği için iyileşme sürecinin de daha verimli ve başarılı yürütülmesine olanak tanıyabilir. Sosyal entegrasyonun sağlanması, iyileşme planlarının afetlerden etkilenen topluluklar ve kişiler tarafından da daha kolay benimsenmesini sağlayacağı için yine iyileşme planının etkisini olumlu yönde artıracaktır.
Afetlerden etkilenen toplulukların ve bireylerin iyileşme sürecine aktif şekilde dahil edilmesi için, iyileşme planının bu kapsamda kurgulanması gerekiyor. Bunun için de raporda aşağıdaki mekanizmaların kurgu içinde unutulmaması gerektiği vurgulanıyor:
- Bilgilendirme: Etkilenen topluluklara, iyileşme sürecine dair alternatifleri, fırsatları ve/veya çözümleri anlamalarına yardımcı olacak nesnel bilgiler sağlamak.
- İhtiyaçları anlamak: Etkilenen toplulukların ve bireylerin gerçekten ihtiyaç duydukları iyileşme projelerini kurgulamak için geri bildirim mekanizmaları kurmak, coğrafi bölgeye, kültüre, demografik ve ekonomik yapıya uygun şekilde farklı alternatif iyileşme programlarını bu geri bildirimlerle kurgulamak ve topluluklardan alınan geri bildirime öncelik vermek.
- Dahil etme: Afetlerden etkilenen toplulukların ve bireylerin sahip oldukları endişeleri ve istekleri doğru şekilde anlamak ve iyileşme sürecini bu endişeler ve istekler doğrultusunda kurgulamak amacıyla bu süreçlere herkesi dahil etmek.
- İş birliği: İyileşme süreçlerinin planlamasında, uygulama sürecinde ve izleme adımlarında uygulanacak şekilde karar verme sürecinin her aşamasında topluluklar ve STK'larla ortaklık kurmak.
- Karar mekanizması: İyileşme sürecine dair tüm konu başlıklarında ve hayata geçirilecek uygulamalarda son karar aşamasına felaketlerden etkilenen toplulukları ve bireyleri dahil etmek, mümkünse son kararın etkilenen topluluklar ve bireyler tarafından verilmesini sağlamak.
Yukarıda yer verdiğimiz adımlar, iyileşme sürecine felaketlerden etkilenen toplulukların ve bireylerin direkt entegrasyonunu sağlamak için kritik öneme sahip. Üyesi olduğunuz bir sivil toplum kuruluşu olarak, belki bireysel olarak, belki de çalıştığınız firmada deprem felaketinden etkilenenlere destek olmak amacıyla yürütmeyi planladığını iyileşme projelerinin kurgusunda yukarıdaki adımları dikkate almanız uygun olacaktır. Dikkat edilmesi gereken bu adımlar genel yol gösterici olarak kabul edilse de yine de felaketlerden etkilenen insanların ve toplulukların teoride değil, gerçek hayatta iyileşme süreçlerine aktif dahil edilebilmesi için daha detaylı adımların da dikkate alınması gerekiyor.
İhtiyaç analizi
Giriş bölümünde de bahsettiğimiz gibi, yaşanan felaketlerin ardından hayata geçirilen iyileşme planları genellikle önceki tecrübelerden öğrenilmiş, etkilenen topluluk ve bireylerin maddi kayıplarını gidermeye yönelik planlardır. Devlet kurumları tarafından kurgulanan bu planlar yukarıdan aşağıya doğru bir kurguya sahip olduğu için etkilenen toplulukların ve bireylerin gerçek ihtiyaçlarına tam anlamıyla karşılık veremeyebilir.
Buradan yola çıkarak öncelikle iyileşme planı tasarım sürecinde ilgili topluluk ve bireylerin mevcut endişelerinin anlaşılması, gerçekten neye ihtiyaç duyduklarının onlardan duyulması ve iyileşme sürecine katkı sağlayabilecek mevcut özelliklerinin anlaşılması gerekiyor. Sivil toplum kuruluşlarının bu sürece aktif olarak dahil olması, özellikle dezavantajlı grupların da iyileşme süreçlerinde temsiliyeti açısından önemli bir unsur. İhtiyaçların anlaşılması sürecine dahil olan STK’ların iyileşme planını doğru şekilde kurgulama sürecine de elde ettikleri bilgilerle dahil olması önem arz ediyor. Felaketlerden etkilenen toplulukların ve bireylerin kendilerini rahatça ifade edebilecekleri tartışma platformları, haritalama amacıyla yapılacak görüşmeler ve gerekirse hane halklarına yapılacak anketlerle etkilenen grupların gerçek ihtiyaçlarını anlamak mümkün olabilir.
Planlama
Toplumsal yapıları ilgilendiren konuların o toplumu oluşturan tüm paydaşların süreçlere dahil edilmeden ele alınması mümkün değildir. Her ne kadar hem Türkiye’de hem de dünyada artık bireylerin veya toplulukların toplumsal konulardaki karar alma süreçlerine dahil edilmesi gerektiğini göz ardı ediyor ya da unutuyor olsak da demokrasinin en temeline baktığımızda tüm paydaşların karar alma süreçlerine aktif katılımının önemini bir kez daha anlamak mümkün oluyor.
Buradan yola çıkarak, iyileşme planlarının kurgu sürecine makro seviyede bakıldığında dahil edilmesi gereken devlet, özel sektör, STK veya akademi gibi paydaşların yanı sıra, mikro seviyede daha tabanda faaliyet gösteren toplulukları (kadın grupları, kooperatifler, yerel kuruluşlar vb.) karar alma süreçlerine dahil etmek gerekiyor. Özellikle felaketlerden etkilenen toplulukların ve bireylerin iyileşme sürecine katılımının kolaylaştırılması da bir diğer kritik adım olarak karşımıza çıkıyor. Burada katılımı artıran iletişim araçları konusunda uzmanlığa sahip kolaylaştırıcı kurum ve kuruluşlardan destek alınması da dikkat edilmesi gereken bir nokta. Özellikle dezavantajlı grupların kendilerini ifade etme, önyargılarla başa çıkabilme veya tepki almaktan korkma gibi endişelerin giderilmesi açısından bu kolaylaştırıcı kuruluşların süreçlere dahil edilmesi önem arz ediyor.
Uygulama
Felaket sonrası iyileşme planlarının hayata geçirilmesi yapılan tüm hazırlıkların doğru bir şekilde anlamlandırılmasını gerektiriyor. İhtiyaçları ve endişeleri doğru şekilde belirlenen toplulukların ve bireylerin iyileşme planlarına aktif katılımını sağlamak için uygulama süreçlerinin de tüm paydaşların dahil edildiği bir yöntemle kurgulanması önemli. Bu kapsamda öncelikle etkilenen toplulukların ve bireylerin ardından da toplumsal yapıları oluşturan diğer paydaşların organize edilerek harekete geçirilmesi, kurtarma hizmetleri ve projelerinin yönetimi konusunda sivil toplum kuruluşlarının liderlik rolünü üstlenmesi sağlanmalı.
Sivil toplum kuruluşlarının iyileşme planlarının yönetim süreçlerine aktif dahil edilmesine ek olarak elbette felaketten etkilenen toplulukların ve bireylerin de ilgili projelerin yönetim süreçlerine dahil edilmesi hem bu projelerin çok daha hızlı şekilde benimsenmesine hem de etkilenen toplulukların ve bireylerin iyileşme sürecinde sorumluluk alarak manevi olarak da desteklenmesine olanak tanıyacaktır.
İyileşme planlarının hayata geçirilmesinde dikkat edilmesi gereken bir diğer unsur da olaylardan etkilenen toplulukların ve bireylerin farklı yetenekleri kazanmalarına olanak tanıyacak, kişisel gelişimlerine destek olup iyileşme sürecinde farklı gelişim alanlarını keşfetmelerini sağlayacak kaynakların sağlanmasıdır. Yalnızca maddi kayıpların giderilmesi değil, kaybedilen gündelik ve profesyonel hayat imkânlarının da sürdürülebilir bir şekilde yönetilmesi ve yeni yeteneklerin kazandırılması ile hayata yeniden dahil edilmesi, felaketlerden etkilenen toplulukların ve bireylerin iyileşme sürecinde manevi olarak da katkı sağlayacaktır.
Takip ve denetleme
Felaket sonrası hayata geçirilen iyileşme planlarının en büyük eksikliği genellikle olayı takiben çok hızlı bir şekilde tepki verilerek, yoğun çalışmaları yürütülmesi fakat bu çalışmaların uzun soluklu olmaması dolayısıyla etkisini kaybetmesidir. Yaşadığımız deprem felaketinde de gördüğümüz gibi toplum olarak hızlıca arama-kurtarma, maddi destek gönderme ve felaketin yönetiminde alınabilecek diğer inisiyatifleri hızlıca gerçekleştirdik. Bu süreçleri her ne kadar devletin yürütmesi gerekse de STK’lar ve bireyler elinden geleni bir şekilde yapmaya çalışıyor. Fakat şu anda çok gündemde olmasa da bu yardımların uzun soluklu olması, felaketten etkilenen toplulukların ve bireylerin maddi ve manevi olarak sürdürülebilir bir şekilde desteklendiğinden emin olunması gerekiyor.
Bu kapsamda iyileşme planlarının yalnızca hangi alanlarda, nasıl yapılacağının değil, hayata geçirildikten sonra nasıl takip edilip her an iyileştirilmeye çalışılacağının da planlanması önem arz ediyor. Nasıl ki eğitim, iş veya özel hayatımızda bir proje yaparken etkisini anlamak, projenin çıktılarını değerlendirmek ve bu çıktılar doğrultusunda iyileştirmeler yapmayı planlıyorsak, felaketlerden etkilenen toplulukların ve bireylerin iyileşme süreçleri için hayata geçirilen projelerin de benzer şekilde belirli göstergeler odağında takip edilmesi ve denetlenmesi gerekiyor. Bu göstergelerin belirlenmesi sürecine diğer adımlarda olduğu gibi etkilenen toplulukların ve bireylerin de aktif bir şekilde dahil edilmesi, iyileşme projelerinin uygulayıcılar açısından değil, faydalananlar açısından etkilerini anlamamız açısından kritik önem taşıyor.
Felaketlerden etkilenen topluluklar ve bireylerden iki yönlü bir iletişimle geri bildirimlerinin alınması ve şikâyetlerinin uygun bir şekilde toplanması da aktif katılımın sağlanması açısından önemli bir uygulama. Takip ve denetim süreçlerine felaketlerden etkilenen toplulukların ve bireylerin dahil edilmesinin yanı sıra yine STK’ların bu süreçte aktif rol alması özellikle sosyal denetimlerin çok daha şeffaf ve güvenilir şekilde yürütülmesine olanak tanıyacaktır.
Toparlamak gerekirse, insan eliyle oluşan felaketleri bir kenara bırakırsak doğal afetler milyonlarca yıldır dünyada görülüyor ve bundan sonra da görülmeye devam edecek. Şu anda uzmanların uyarıları olası bir İstanbul depremini gündemde tutuyor. İstanbul depreminin gerçekleşmesi durumunda yaşanacak felaketin düzeyi tahmin bile edilemeyecek olsa da geçen haftaki yazımızda yer verdiğimiz gibi afetlere karşı dayanıklı bir toplum yaratılması için uygulanacak prosedürler sayesinde etkisini azaltmak mümkün olacaktır.
Doğal afetlerin gerçekleşmesini önlemek mümkün olmadığı için bu afetlere hazırlık olmak atılacak ilk adım. Fakat toplumları doğrudan etkileyen bu gibi olaylar, karmaşık bir yapıyı etkileme gücüne sahip olduğu için yalnızca öncesi veya sonrası olarak ayrı ayrı ele alınmamalı. Önleme ve etkileri azaltma çalışmalarının yanı sıra, felaketin ardından nasıl bir iyileşme planı olacağı, mevcut örneklerin aksine tabandan yukarı yani bireylerin ve toplulukların istek, ihtiyaç ve endişeleri göz önünde bulundurularak kurgulanmalı. Felaketlerden etkilenen toplulukların ve bireylerin aktif olarak dahil edilmediği bir iyileşme planının yalnızca teoride uygulanabilir olduğunu fark etmemiz gerekiyor. Özellikle çok farklı sosyal dinamiğe sahip olan toplumsal yapıların iyileşme planlarının da bütünsel olarak kurgulanması, uygulanabilir olması ve elbette devamlı takip edilerek her an iyileştirilecek, sürdürülebilir bir plan olarak tasarlanması gerekiyor.
Önümüzdeki dönemde fazlasıyla kritik öneme sahip olan, depremden direkt veya dolaylı olarak etkilenen tüm toplulukların ve grupların iyileşme süreçlerinin tasarlanması için alacağınız olası inisiyatifleri düşünürken veya denk geldiğiniz iyileşme planlarını incelerken bu haftaki yazımızda yer verdiğimiz kritik noktaları aklınıza getirmenizi ve herkesin benimsediği, gerçekçi, ihtiyaç odaklı planların tasarlanmasına katkı sunmanızı umuyor, yaşananları unutmadan, sorgulamaya ve hakkımızı aramaya devam ettiğimiz, umutlu günler diliyoruz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Döngüsel Ekonomi
Döngüsel Ekonomi Hakkında Her Şey!
İLGİLİ OKUMALAR



