
Dünyada ve Türkiye’de, farklı koşullar ve boyutlarda, birçok LGBTİ+ yetişkinin ve çocuğun adalet ve sağlık hizmetleri ile eğitim ve istihdama erişimlerinin ve siyasete katılımlarının ya mümkün olmadığını ya da bu alanlarda cinsel yönelim veya cinsiyet kimliğine dayalı şiddete maruz bırakıldıklarını biliyoruz, karşılaşıyoruz ve deneyimliyoruz.
Kitleleri etkileyen olaylar ve afetler esnasında, ayrımcılığın boyutları da değişiyor. Bunun bir örneğini 2020’de pandemi zamanında uzaktan eğitime geçilmesiyle birlikte evlerinde kalan çocukların gökkuşağı resmi çizdiği ve pencerelerine asarak “Evde kal” mesajını pencereden pencereye çocuktan çocuğa aktardığı günlerden hatırlıyoruz. Gökkuşağının LGBTİ+ sembolü olmasıyla birlikte bu akım, kurumlar ve kişiler tarafından LGBTİ+lara yönelik nefret söylemi ve ayrımcılığa dönüşmüştü. Bir yandan birçok kişi ve kurum akımı, LGBTİ+ hakları savunuculuğu olarak da sahiplenerek desteklemeye ve çoğaltmaya devam etmişti.
Maalesef, LGBTİ+ların hedef hâline geldiği birçok benzer örneğin bulunduğu ülkemizde, afetler gibi birçok temel ihtiyacın karşılanmasında eksik kalınan koşullar sırasında ve sonrasında, LGBTİ+ların karşılaştığı hak ihlallerinin sayısı da çarpan etkisiyle artarken, acil müdahale hizmetlerinde LGBTİ+’ların ihtiyaçlarının gözetilmediğini ve yok sayıldığını görüyoruz.
“Kalacağım bir yer yok, kalmak zorunda olduğum yerde güvende hissetmiyorum, kaldığım yerin yaşama koşulları yetersiz.”
“24 saat orda kalınıyor. Gece uyuyanlar oluyor. Orda uyku halinde güvende hissetmiyoruz. O nedenle kimliğimizi gizliyoruz.”
“Deprem Sonrası Geçici Barınma Mekanları/ Diyarbakır’da depremden hayatta kalan LGBTİ+’lar” başlıklı raporda yer alan deprem bölgesinden LGBTİ+ların alıntıları ve yaşanan hak ihlalleri özeti, mevcut durumu ortaya koyuyor. Rapora göre, LGBTİ+lar, afet sonrasında kaynaklara erişimde zorluklar yaşıyor. Barınma mekanı, sağlık mekanı, yeme-içme mekanı, tuvalet ve banyolar, güvenliğin sağlanması gereken alanların başında geliyor. Özellikle trans kadınlar ya barınma mekanlarına alınmıyor ya da her an tehditlere açık, güvensiz ortamlara mecbur bırakılıyor. Geçici barınma mekanlarında kalan LGBTİ+’lar kendi güvenlikleri için kimliklerini saklamak zorunda bırakılıyor. Barınma mekanlarında sınırlı çeşitlilikte ilaç temin edilebiliyor; ART, hormon vs. tedarik edilemiyor. Sağlık personeli, LGBTİ+’ların özgün ihtiyaçlarını karşılayamıyor veya onları uygun birimlere yönlendirebilecek farkındalığa sahip değil.
Yıldız Tar’ın kaleme aldığı “Depremde katmerlenen ayrımcılık: "Ağzımı yüzümü kapatıyordum trans olduğumu anlamasınlar diye"” yazısından bir alıntı sürecin tablosunu bize çiziyor:
“Yemek ve su dağıtılan bir yere gittiğimde insanların yüzündeki öfkeden korktum. Bana bakıyorlardı. Başıma bir iş gelmesin diye ancak yarım şişe su alıp geri döndüm. O anda cinsel kimliğini mi düşünecekler demeyin, maalesef düşünüyorlar. İnsanlar öfkelendiğinde, çaresiz kaldığında ilk hedefleri sen oluyorsun. Sana güçleri yetiyor.”
Ötekileştirilen tüm canlılar, hayvanlar, ağaçlar, kadınlar, çocuklar, mülteciler, engelliler, yaşlılar ve LGBTİ+’lar için acil durum önlemlerinin alınması, haklarının korunması bir lütuf değil, bir hak ve gereklilik.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
BÜLTEN SAYISI
eğitimde yirmi dördüncü hâlimiz: afetlerde LGBTİ+ yetişkin ve çocuk hakları hâli.
17 Mar 2023

YAZARLAR
İLGİLİ OKUMALAR

