
Yılmışlık, tükenmişlik ve çığlık atma isteğinin bana özel bir his olmaması beni rahatlatıyor.
Herkesin kazık bir sınav sonrası hissettiği yoldaşlığı, ara sıra ‘off’ çektiğimde hissediyorum. Hatta size, yaklaşık 4300 kilometre batımızda bulunan bir ülkeden örnekle geliyorum. İki hafta önce kadar rapçi Pablo Hasél’in tutuklanması ile İspanya’ da protestolar başladı. Bu tutuklama, rap müziğe ve konuşma özgürlüğüne verilen önemden çok gençlerin aylardır hissettiği gelecek korkusunun, hayatın manasızlığı düşüncelerinin ve zaman kaybının dışarı vurulmasıydı.
New York Times’ın gençlerin ‘toplu haykırışı’ olarak adlandırdığı bu gösteriler, aslında benim bahsettiğim elle tutulamayan yılmışlık hissini kelimelere ve harekete döktü. Röportaj yaptıkları yazar Enric Juliana, 50-60 yaşındakilere kıyasla genç nesillerin hayatlarında oturmuş bir düzen ve yaşam tecrübesi olmadığından, pandemiye teslim ettikleri her saatin onlara kaybettikleri bir ömür gibi geldiğinden bahsetti. Pandeminin ne zaman biteceği, bittikten sonra da hayata olan etkisinin ne olacağını tahmin edemeyen gençler için de hayata atılmak şaka gibi bir şey oldu.
Başka bir yazıya göre, gençlerin ruhsal sağlığı küresel bir çöküşte. ‘What's the point-çılık’ olarak adlandırdığım hayatın amacını sorgulama döneminin devam ettiği bu yıl birçok uzman tarafından sadece pandemi değil ruhsal sağlık açısından da riskli bir yıl kabul ediliyor. National Observatory of Student Life (OVE)’nin bir araştırmasına göre Fransa’da psikolojik sıkıntı içinde olan öğrencilerde %50lik bir artış bulunmakta.
Türkiye lensinden bakarsak, TÜİK'in Ocak 2021 verilerine göre genç nüfusta işsizlik oranı %24,7. Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü'nün (OECD)'nin 2020 raporuna göre ise okula ya da işe gitmeyen 15-29 yaş arası gençlerin oranı 28,8. 20-24 yaş aralığındaki gençlerin oranı ise 33,3. (Aynı rapor İsrail’den sonra en çok gelişme gösteren ülke olduğumuzu da söylüyor, sansasyonellik adına eksik bilgi verdi demeyin diye söyleyeyim dedim).
20lik olmanın durmadan bahsettiğim tuhaflıklarından biri de bu aslında. Başlayacağımız hayatın otobüsünü otogarda bekliyoruz ama otobüs yok, gelmiyor. Geç kaldık, geç kalıyoruz! Hayatımızın baharında, güzel yıllarımızı kaybediyoruz düşüncesini gerçekten çok hissedilebilir bir şekilde yaşıyoruz.
İçiniz tutuşuyormuş gibi geldiğinde inin boğaza, bakın suya. Boğaz, nehir, göl, deniz yakınında değilseniz, koyun bir bardak su önünüze. Bol zamanınız olduğunu ve bu günlerin de geçeceğini hatırlayın. Ayrıca ileride bu konular üzerine film yaptıklarında, sizden küçükler, gözleri parlayarak, deneyimlerinizi dinlemek isteyecek. Biz de ‘siz zorluk nedir bilmezsiniz, her şey elinize veriliyor.’ diyerek onları ezeceğiz. Mutlu hislere tutunamıyorsanız, küçük çocukları büyüleme hissine tutunun.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Yasmin Güleç
Anthony Bourdain'in #1 numaralı hayranı olmak dışında zamanımı genelde yazarak, yürüyerek, kahve içerek ve derin politik tartışmalara girerek harcıyorum.

20'lik
20’lik, kafada oluşan saçma soruların, açılmayı bekleyen ve bazen suratımıza çarpılan kapıların, gündem ile üzerimize çökebilecek fenalığın paylaşıldığı bir bülten.
İLGİLİ OKUMALAR




