Almanya’da Türk, Türkiye’de “Alamancı”

Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İkinci Dünya Savaşı’nda yerle bir olan Almanya, üretim odaklı bir ekonomi kurma arayışındaydı. Bu doğrultuda sanayisini geliştirmesi gereken ülke, işgücü açığı yaşıyordu. Ekim 1961’de Türkiye ile Federal Almanya Cumhuriyeti arasında imzalanan anlaşma ile Türkiye’den Almanya’ya işçi göçünün hukuki temeli atıldı.
Türkiye de bu anlaşmayla ülke içindeki işsizliği ve döviz açığını azaltmak istiyordu. İlerleyen yıllarda Almanya’dan dönecek işçilerin kalifiye eleman açığını kapatacağına ve ülkenin modernleşmesine katkı sağlayacağı düşünülüyordu.
Başlangıçta “gastarbeiter”, yani konuk işçi olarak adlandırılan göçmenlerin ülkede kalıcı olduğunun ayırdına oldukça geç varıldı. Almanya’nın Türkiye’ye geri dönüşü teşvik etme hamleleri karşılık bulmadı. Bugün, Almanya’daki Türk vatandaşlarının veya vatandaş olmasa da Türkiye kökenli olan insanların toplam sayısının 7 milyona yaklaştığı düşünülüyor. Yani Almanya nüfusunun %8’inin kökeni Türkiye’ye dayanıyor.
Paralel toplum
Uzun bir süre geçici oldukları varsayılan Türk göçmenlere yönelik entegrasyon politikalarının noksanlığı, gettolaşmayı beraberinde getirdi. Almanya’nın neredeyse her kentinde Türk mahalleleri oluştu. Özellikle göç eden ilk kuşağın çoğunluğu, Almanca öğrenemedi, Alman toplumuyla kaynaşamadı, Türk televizyonlarını izlemeye, gazetelerini okumaya devam etti ve izole oldu. Türkiye’den göç edenlerin kültürel ve dinî pratiklerinden vazgeçmeyişi, bu insanların “paralel toplum” oluşturduğu yorumlarını beraberinde getirdi.
Berlin’in Kreuzberg ilçesindeki meşhur “Kreuzberg’e hoşgeldiniz” tabelası, gettolaşmaya dair her şeyi özetler nitelikte zaten. Balkonlardaki Digiturk antenlerinden Türkiye kökenli insanların yoğunluğunun anlaşıldığı bu bölgede dükkanlar kapılarına sadece Türkçe olarak astıkları “eleman aranıyor” ilanıyla işe alım yapıyor. Yani Türkçe bilmeyene bu bölgede iş verilmiyor.
Yıllar süren ayrımcılık
Üniversitedeki Almanca hocam, Almanya’ya işçi olarak göç eden babasının uzun yıllar boyunca Alman işçiler tarafından “das Hund”, yani “köpek” diye çağrıldığını, Almanca bilmeyen babasının gördüğü bu ırkçı muameleyi hiçbir zaman anlamlandıramadığını anlatmıştı. Almanya’daki Türkler yıllarca en vasıfsız işleri sırtlanmış, en alt gelir grubunda yer almış, siyasal ve sosyal haklardan mahrum kalmıştı.
Eko Fresh lakaplı rapçi Ekrem Bora’nın Gastarbeiter isimli şarkısının sözleri, ilk kuşak göçmenlerin ruh halini oldukça güzel yansıtıyor:
"Hayatımız boyunca sert savaştık
Az kömürümüz olsa da devam ettik
Tekrarlıyorum: Konuk işçiyiz
Almanya'yı kalbimizde deli gibi seviyoruz
Ama ne yazık ki o hepimizi aynı şekilde sevmiyor
Kim akrabalarının hayal kırıklığına uğradığını görmek ister ki?
Bu, misafir işçilerin hikayesidir"
Ben de 2017’de Almanya’da eğitim için bulunduğum beş ay içinde iki kere sokakta Türkçe konuştuğum için kalabalık neo-Nazi gruplarının sözlü sataşmasına maruz kalmıştım. Açıkçası şaşırmıştım da. Almanlarla dolu bir barda insanlarla İngilizce konuşarak bira içtiğim için pek çok Alman’ın “sen nasıl bir Türksün?” sorusu, ırkçı olduğunu düşünmeyen insanlarda dahi aslında Türklere yönelik önyargı oluştuğunu gösteriyordu. Bu tecrübelerimi anlattığım bir Alman arkadaşım, “Almanların geneli bir Türkün kestiği döneri yemeyi çok sever de, dönerci adam mahallesinde cami olsun isteyince rahatsız olur.” yorumu yapmakla yetinmişti…
Kuşaklar arası farklar
Almanya’da tanıştığım ilk kuşak göçmenler, Türkiye’nin geneline göre çok daha milliyetçi ve dindardı. Diline, dinine, kimliğine saygı gösterilmeyen, içinde yaşadığı topluma davet edilmeyen ancak toplumun dışında kaldığı için de eleştirilen, kendini ait hissettiği Türkiye’ye uzak kalan bu insanlar, ister istemez huzuru etnik ve dinî kimliklerine sığınmakta bulmuştu. Almanya’da azınlık haklarını savunan sol partileri destekleyen bu insanların çoğunluğunun hâlâ Türkiye’de milliyetçi ya da İslamcı partileri desteklediği de seçim sonuçlarıyla sabit.
Göçmenlerin uzun yıllar boyunca yürüttüğü siyasi mücadele, özellikle sosyal demokrat parti SPD ile kurduğu ilişki, Almanya devletinin göçmenleri kalıcı bir nüfus olarak görmeye teşvik etti. Vatandaşlık gerekliliklerinden etnik Alman olmayı çıkaran ülkede bugün milyonlarca Türkiye kökenli insan vatandaşlık sahibi ve Almanya’da oy kullanıyor. Koç Üniversitesi’nden Prof. Dr. Şener Aktürk’ün “Almanya Rusya ve Türkiye'de Etnisite Rejimleri ve Milliyet” adlı doktora çalışması, Almanya’daki Türklerin vatandaşlığa giden yoldaki mücadelesinin, Almanya devletinin bu konudaki politika değişikliğinin anlaşılması için bulunmaz bir kaynak.
Bugün Almanya’daki genç Türkler, göçmen nüfusun üçüncü kuşağını oluşturuyor. Bu grubun Almanya toplumuyla bütünleştiği, geleceğini Almanya’da gördüğü ve Türkiye’ye duydukları aidiyet hissinin önceki kuşaklardan çok daha az olduğu yorumları yapılıyor. Ancak yine de ismi Mustafa ya da Ayşe olan bir kişi, duvarları “Türken raus”, yani Türkler dışarı sloganlarıyla süsleyen neo-Nazi AfD’nin toplumun %15’inden oy aldığı bir ülkede, o ülkenin tam anlamıyla bir parçası gibi hissedemiyor.
Almanya’da doğup büyüyen, annesi babası Türk vatandaşı bir arkadaşım, haliyle Almanya’dan “kendi ülkesi” olarak bahsediyor ve Türkiye’de turist gibi hissettiğini söylüyor. Ancak sokakta denk geldiği bir neo-Nazi’nin her zaman keyfini kaçıracak bir hareket yapabileceğinin farkında olduğunu, bunun da asla değişmeyeceğini bildiğini ifade ediyor.
Dahası, Almanya’da kimlik problemleri ile yaşayan bu insanlar, Türkiye’de de gurbetçi, hatta onlar açısından kırıcı bir şekilde “Alamancı” olarak tanımlanıyor. Aksanları belki de samimi bulunduğu için eğlence konusu oluyor. Yaşadıkları aidiyet problemleri, iki ülke arasında ekonomik karşılaştırmalar yapılarak susturuluyor ve dikkate alınmıyor. Hâlâ milyonlarca insan hem yaşadığı Almanya’da hem de kökeninin dayandığı Türkiye’de “yerli” hissetmiyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
YAZARLAR

Bartu Özden
Politics editor @ Aposto

Aposto Gündem
Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

İspanya, Arjantin'i tarihin en tek taraflı finallerinden birinde Ferran Torres'in golüyle yendi ve ikinci kez dünya şampiyonu oldu.

“Ama” bağlacı, dilimizde temel olarak karşıt anlamlı iki cümleyi veya sözcük grubunu birbirine bağlama görevini yapar. Tek başına bir anlamı olmayan bu sözcük, cümleler arasında kurduğu köprüler sayesinde cümleye çok çeşitli anlam ve işlev kazandırır. “Ama” bağlacını karşıtlık ve zıtlık ilişkisi kurmak, koşul (şart) anlamı kazandırmak, anlamı pekiştirmek ve güçlendirmek, dikkati çekmek, uyarı ve ikazda bulunmak, beklenmeyen bir durumu / istisnayı belirtmek için kullanırız.

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.





