
Başta kültürü olmak üzere, sinemasının da büyük hayranıyımdır Uzak Doğu'nun. Yönetmen olma hedefi ile çıktığım bu yolda beni derinden etkileyen birçok yönetmene de sahiptir bu topraklar. Hayao Miyazaki, Kim Ki-duk, Bong Joon-ho, Chan-wook Park, Ang Lee ve bambaşka bir kulvarda olan Akira Kurosawa... Liste uzar gider.
Tabii tüm Uzak Doğu bir yana, Japonya'yı sinema ve televizyonda farklı kılan bir kültür de mevcut. Manga ve anime.
Nedir bu manga?

Özetle Japon çizgi romanlarına verilen isimdir. Ancak ufak birkaç farklılık var bu "manga" ve çizgi romanlar arasında. Mangalar, sağdan sola okunurlar. Hem algımız gereği bildiğimiz son kısımdan başlar, hem de sayfalarda bulunan çizgi karelerini sağdan sola okursunuz. Çoğunlukla siyah beyaz olurlar.
Peki, anime?
Bu mangaların, Japon kültürüne özgü üslubu ile çizilmiş ve yine kendine özgü bir anlatım biçimi ile bezenmiş animasyon yapımlarına verilen isimdir. Genellikle mangaların canlandırması olsa da manga dışı birçok kaynağa da sahiptir. Çizgi film ile oldukça farklıdır. Yetişkinler içindir bir kere.
Öyle, "Amaan, animasyon film işte." deyip geçme şimdi. Hollywood'da bile böylesine derinliği yüksek, kurgu konusunda kusursuz ve yönetmenliği ile göz dolduran film sayısı, oldukça azdır. Hatta bu az sayıdaki filmlerin bir kısmı bile, bahsetmiş olduğum animelerden (ç)alınmıştır. Örnek mi istiyorsun?👇
Paprika (2006) - Inception (2010)
Paprika (2006) filminde terapistlerin, hastalarının rüyalarına giriş yapabilmesini sağlayacak bir cihazın gelişim aşamasındayken kimliği belirlenmeyen kişiler tarafından çalınması sonucu oluşan kötü kullanımlar sebebiyle dünya tehlike altındadır. Genç ve idealist terapist Paprika'ya düşen ise bu kabusu sonlandırmaktır.
Aslında Yasutaka Tsutsui tarafından 1993 yılında kaleme alınmış bir roman kendisi. 2006 yılında vizyona giren film ise Satoshi Kon tarafından senaryo haline getirilmiş ve yönetilmiştir. Inception'dan bahsetmeme pek gerek yok sanırım.
Bu iki film arasında ana hikaye dinamikleri, karakterler, Ariadne'nin (Ellen Page) kostümü, fiziğe meydan okuyan koridorlar, her biri bilinçaltının farklı bir katmanını temsil eden "rüya-asansörleri" ve düş dünyasının cam gibi parçalanma özelliklerine sahip görsel efektler olmak üzere birçok benzerlik, hatta eşitlik vardır.
Eleştirmenler tarafından büyük beğeni toplamış ve ABD'de bugüne kadarki en yüksek hasılatı toplayan anime filmi olmuştu.
Perfect Blue (1997) - Requiem For a Dream (2000)
Yine dillerden düşmeyen bir Hollywood yapımı ve esinlendiği bir Satoshi Kon filmi.
Bu iki film arasında anlatım biçimi, hikaye ya da kurgu ile ilgili herhangi bir benzerlik bulunmasa da Darren Aronofsky'nin yönetmenliğindek
Perfect Blue (1997) - Black Swan (2010)
Yine Perfect Blue ve yine bir Darren Aronofsky filmi, Black Swan.
Oldukça benzer bir konuya ve işenişe sahipler aslında. İki filmde de ün getirecek bir işin zorluğu ve bu zorluğun baskısı altında ezilen karakterin kişilik bozukluğu, kişilik bölünmesi gibi rahatsızlıkları üstüne gelişen olaylar işleniyor. Masumiyetin yok oluşu, kötüye açılan kapının eşiğinden geçme ve kirlenme... İkisi de başarılı yapımlardır; ancak yine de Perfect Blue'nun verdiği tadı alamamıştım Black Swan filminden.
Bu sefer çok daha derin benzerlikler bulunmasına rağmen Aronofsky, sorulan bir soru üstüne, "Asla. Asla bu filmimdeki hiçbir sahne ya da replik o filmden alınmadı." demişti. Ancak... Kandırmayalım birbirimizi hocam.
Princess Mononoke (1997) - Avatar (2009)
Hayao Miyazaki... Kendi alanında belki de en iyi isimlerin başında gelir. Bazı yönetmenlerin ondan esinlenmesi ise çok da şaşırtıcı değil; James Cameron olsanız dahi.
Doğayı koruma, doğanın tanrıları, doğa üstü yaratıklar ve insanın doğa ile olan savaşı noktalarındaki benzerlikleri oldukça fazla. Avatar, birçok Hollywood yapımında bulunan klişelerle bezenmiş bir film olsa da Miyazaki'nin ince dokunuşlarına sahip. Ufak tefek değişiklikler, kaliteli görsel efektler, ilerlemiş teknoloji, benzer savaşlar, gelişmiş silahlar. Bunlar bir nebze farklı olsa da savaşanlar... Onlar aynı.
Kimba the White Lion (1965) - The Lion King (1994)
Kaynak: Mashable India
Osuma Tezuka, Japonya'ya animasyonu ilk getiren isimlerden biridir ve ilk eserlerinden biri de Kimba the White Lion'dır.
The Lion King, 1994 yılında vizyona girdiğinde tüm Amerika ve Avrupa'nın takdirini kazanmış ve ödül yağmuruna tutulmuştu. Ancak birkaç ay sonra bu filmin, 1965 senesinde Japonya'da vizyona giren ilk anime filmlerinden biri olan Kimba the White Lion ile hemen hemen her konuda birebir aynı film olması üstüne sorulan soruya yönetmen Matthew Broderick, "Şey, ya zaten bizim filmimiz, o 1965'te vizyona giren filmin bir tür 'yeniden yapımı'. Farklı film demedik ki biz, ehe." minvalinde yaptığı açıklama ile eleştirilerin odağı olmuştu.
Tabii Amerikan sineması bu haberlerin ayyuka çıkmasına engel olacak kadar kuvvetliydi ve çalıntı olan animasyon filmini tüm dünya ezbere bilirken, orijinali ise kendi ülke sınırları içerisinde asla ünlenemeyecek olduğunu bilip sessiz-sedasız bir şekilde beklemekte. Elimden bu kadarı geliyor Kimba'cım.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Uzak Doğu'nun ürettiği; ancak Hollywood'un tükettikleri, Oscar tokadı ve ırk siyaseti, Mubi platformundan bağımsız öneriler, haftanın haberleri ve çok daha fazlası.
06 Nis 2022

YAZARLAR

Oğuz Altınöz
Yazar - Show Business

Show Business
Yeni dijital eğlence sektörüne dair gelişmeler, analizler ve öneriler her çarşamba saat 13:00'da gelen kutunuzda.
İLGİLİ OKUMALAR



