Ankara, buraya bakar mısın?

Doğma büyüme Ankaralı olan Fatih, İstanbul'a yirmili yaşlarının ortasında çalışmak için geliyor. Fatih de ilk öykülerini benim gibi lise yıllarında yazmaya başlamış ve o yıllarda da okuttuğu ilk kişi tabii ki edebiyat öğretmeniymiş.
Kitabın ismi, yine kitabın içinde yer alan "Buraya Bakarlar" öyküsünden geliyor. Buraya bakarlar ifadesi ise Ankaralıların hatırlayacakları; boş ilan panolarına yapıştırılmış olan o boş alanın reklamından geliyor. Bilmeyenler için bakınız eşlik sözlük entry'leri. Kitabın kapak tasarıma dair bir notla başlamak istiyorum, Fatih kapak tasarım çalışmaları sırasında bu Ankara olayından hiç bahsetmemiş, üretilen kapak seçimlerinde de göz teması ön plandaymış, kitabın adından dolayı şaşırmadık ama kapak tasarımcısı Burak Şuşut' un da bu bakma olayını bildiğini kayıt dışı konuşmamızda düşünmeden edemedik. Öyküyü ilk okuduğum yer olan balkonda çektiğim bu fotoğrafa Pınar bir bakışını ekliyor ve bülten kapağı olarak sizlerle buluşuyor.
- Finans sektöründe bir meslek sahibi olan Fatih’e ilk sorum yazmanın hayatında nerede konumlandığına dair oluyor?
"Yazmak hayatımın merkezinde, yazmayı masaya oturmak kalemi klavyeyi eline almak olarak görmüyorum daha gün içine yayılan bir eylem. Yazmak, işim ve ailemle ilgilenmekten dolayı da genelde gece saatlerine kalıyor. Sabah erken uyandığımda ise yazdığımı okuyorum.” - Kitabın ilk sayfası eşi İmren'e teşekkür ile başlıyor. Fatih, eşinin edebiyat dünyasının içinde bir akademisyen olmasından dolayı, öykülerini ilk okuttuğu ve fikrini aldığı kişinin eşi İmren olduğunu, kayıtlara geçiriyor.
- Fatih'in ilk öyküsü, 2011 yılında Sözcükler dergisinin ilk ürünler özel sayısında yayınlandı. Fatih sohbetimiz sırasında derginin o yılki editörleri Burcu Yılmaz ve Turgay Fişekçi’ ye teşekkürlerini sunuyor. Kendi ismiyle yayınlanan ilk öyküsü olduğunu dile getirirken, dergide yayınlanan öykünün kitabın içinde yer alan "Uç Aysyont Uç" öyküsü olduğunu söylüyor.
- Daha önce blog yazarı olarak öykülerini yayınlayan Fatih, o zamanlar öykülerini başka bir isimle yayınladığını söyledi. Bir nevi anonimlik diyebiliriz. O bu itirafla gelince, ben de başka bir isimle yazmaya onu iten düşüncelerin peşine düştüm. O yıllarda bunun sebebinin yazdıklarına güvenmemek olduğunu dile getirirken sonrasında bu kararından vazgeçip, öykülerini kendi ismiyle yayınlamaya başlıyor. Bununla ilgili söylediklerini doğrudan kayıtlara geçiriyorum.
"Beni öveceklerse de yereceklerse de bu kendi adımla olsun dedim ve böyle bir karar aldım." - O böyle söyleyince, ben de peki o zaman ilk yazar oldum dediğin an ne zamandı? diye sordum. Fatih, 2019 yılında kitabı yayınlanmadan evvel yazar nüshaları eline geçtiği an, evet galiba ben yazar oldum demiş, ancak bugün yine yazarım ben derken iki kere düşündüğünü itiraf ediyor. Galiba ile cümleye başladığının ise altını ben tekrar çiziyorum.
- Peki, o nüshaları eline alınca on yıl önceki Fatih'e dönüp ne söylemek istersin? diye, benim de kendimden beklemediğim bir soruyu ona yöneltiyorum.
"On sene önceki Fatih'e devam et demek isterdim, iki yıl önceki elini ilk kitabını alan Fatih'e de aferin demek isterdim. Dedim de hatta. Benim için zor bir süreçti, bunu sevdiğim için bırakmamış olmak, benim için büyük bir mutluluk." - Kitaptaki öykülerin hepsi aynı yıllarda üretilmiş öyküler değil. Kitap on yıl önceki ilk öyküleri de son yıllarda yazdığı öyküleri de içerisinde barındırıyor.

(Fotoğraf: Esra Ece Kuleci)
- Bu sefer kitapta yer alan otobiyografik öykülerin peşine düşüyorum...
-"Fındık Ezmesi" öyküsündeki o kavanozu rafa tekrar geri koyanın kendisi olduğunu itiraf ediyor.
-"Dedem Bir Uzaylı" öyküsü, benim sinema alanında peşine düştüğüm üretim süreçlerine dair olunca, öykü can evimi vuruyor. Burada ben kendi söylediğime bir not düşeyim; podcastte "televizyonda kaliteli şeyler izledik" cümlesini kuruyorum. Bu cümleden kastım Dünyayı Kurtaran Adamın Oğlu değil🙂Cümlemde Yeşilçam'ın açtığı kapılardan bahsetmeye çalışıyorum. Cüneyt Arkın ile olan komik anım için ise sizi podcaste alayım.
-"Kaçak İşçi" öyküsü Can Yayınları'nın, Öykü Gazetesi'nin 14.Sayı/Kasım 2017 yılındaki sayısında yayınlandı.
Fatih, bu öykünün, Post Öykü dergisinin yürüttüğü bir atölye programında üretilmiş bir öykü olduğunu not düştü. - Dosya süreci ve editör ile yürüttükleri süreç hakkında ise şunları söyledi. Dosya 2018 yılında tam anlamıyla bitmiş ve sunulacak hale gelmiş. Meslek sahibi olmasından dolayı uykudan feragat edilen gecelerle bunun mümkün olduğunu ben eklemeden geçmek istemiyorum. Fatih, dosya yayınevinden kabul alındıktan sonra editörü Barış Cezar ile verimli bir çalışma sürecinden sonra kitabın okuyucu ile buluştuğunu söylüyor. Kitabın düzeltisini Gökçe Yalım, kitap uygulamayı ise Gökçen Ergüven üstleniyor. İçinde on iki öykü barındıran kitap 2019 yılının haziran ayında bizlerle buluştu.

(Mehmet Fatih Özbey)
- Bu süreçte kendine kızacak noktalar bulduğunu söyleyen Fatih, üretim kelimesini sıkça geçirince bana da bu cümleleri doğrudan kayda geçirmek görevi düşüyor.
"Bu süreçte kendime en çok kızdığım noktalardan ilki, ne kadar az üretim yaptığımı görmüş olmam. Çok fazla üretebilen bir yazar değilim. Bir öyküyü yazma sürecim uzuyor. Bazen oturup yazma konusunda eyleme geçemiyorum, tembelim galiba. Bu konuda halen düzene oturta bildiğimi, rutine döndüğünü söylebileceğim bir yazma düzenim yok. Sanırım, kendime bu konuda kızgın olmaya devam ediyorum...Genelde kafamda döndürüp, o başlangıç cümlesini yazdıktan sonra öykü çıkıyor." - Kaydı sonlandırıyoruz. Fatih'in bizlerle buluşmayı bekleyen yeni bir öykü dosyası olduğunu da ben sizlere burada müjdeliyorum.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Bu sayıda Ankara'ya doğru bir trene biniyoruz. Podcast konuğum, yazar Mehmet Fatih Özbey.
02 Kas 2021

YAZARLAR

Esra Ece Kuleci
Üreten insanların, süreçlerini kayıt altına almaya merak sarmış biri 👀

Üretim Kaydı
Kültür ve sanat alanında üreten insanlarla buluşarak “üretim süreçlerini” kayıt altına alan ve bu buluşmalardan kendine kalanların da kaydını tutmayı dileyen yayın.
İLGİLİ OKUMALAR



