'Gezip görmeden' sürdürülebilir olmak mümkün mü sizce?

Sevgili Merve, Sevgili Naz -
Son dönemde değişik hisler içindeyim. Size aklımdaki bir soruyu yazmak ve fikirlerinizi almak istedim. Bugün İzmir'den Marmaris'e yol yaptım. Bütün yol aklımda bu soru vardı; “farklı farklı yerleri görüp, kültürler tanımadıkça, insan hikayelerini içselleştirmedikçe, doğayı gözlemlemedikçe sürdürülebilirliği gerçekten içselleştirmek mümkün olabilir mi?”.
Yolda 'İnsan için orman’, ‘Ekonomi için Orman' gibi tabelalar gördüm. Üzücü yani. Sürdürülebilirlik konusu bu kadar mı yanlış anlaşılır? Aslında bu tabelalar da biraz kamçıladı düşüncelerimi.
Neyse, soruya dönelim. Daha doğrusu bendeki cevabına. Belki öyledir, belki değildir bilmiyorum ama bana cevap 'hayır' gibi geliyor ve sizin görüşlerinizi merak ediyorum.
Babam doğduğunda Türkiye nüfusunun yüzde 25'i şehirlerde yaşıyordu. Ben doğduğumda ise yarısı. Şu anda ise yaklaşık %75'i şehirlerde yaşıyor. Bu oranda şehirleşmenin dünya genelinde 2050 yılında gerçekleşmesi bekleniyor.
2050 size bir şey hatırlattı mı?
IPCC raporları?
Hani net sıfıra ulaşmamız gereken yıl?
O 2050, bu 2050. Peki bu şehirleşme oranı aynı zamanda sürdürülebilirlik önündeki en büyük engellerden biri değil mi?
Şehir çoğu zaman rahat. Elektrik ve suyunun bağlı olduğu evler. Yakınında gıda alabileceğin marketler, bakkallar ve hatta süpermarketler. İstediğini edinebileceğin e-ticaret siteleri. Hepsi tabii ki gerekli. Hatta şanslıysan bir kliman bile olabilir. Dev şehirlerde, kendine benzer kişilerle daha çok iletişim kurarak bir hücre içinde; 250 yıl önce sultanlara bile nasip olmayan bir ortamda yaşayabiliyorsun. Bu durumun yan etkilerinden biri de bizi doğa ve çevrenin gerçeklerinden uzaklaştırması. Romantik bir yerden söylemiyorum bunu, oldukça gerçek bir yerden bahsediyorum.
Herkes doğayı biraz da olsa yaşasa, orman yangınları sırasında 'kızılçam ormanlarını 1950'lerde dikmişler' safsatasına kimse inanır mıydı? O kadar kocaman ormanları insanlığın dikebileceğine kimse inanır mıydı?
Şuna bir baksanıza:

Doğanın, havanın, güneşin, bulutların ve yağmurun etkilerinden asgari bir şekilde etkilenmek şehirde mümkün. Ama bu insanlık olarak konfor alanımızın hassasiyetini bize unutturmuyor mu? Sürdürülebilir hayat tarzını benimsediğimizde, elektrikli aracımız olduğunda veya yarısı geri dönüştürülmüş bir pantolon aldığımızda 'tamam abi oldu' mu diyoruz? Elektrikli araç almanın neredeyse imkânsız olduğu bir yerde yaşıyor olmamızı bir kenara bırakarak, teorik bir yerden söylüyorum bunu.
Ama yolculuklar sanki hayatımızı değiştiriyor. Şehirden çıkıp ormanda olduğumuzda, yol yaptığımızda, farklı yerlerde yaşayan insanlarla tanıştığımızda, bir şekilde doğayı daha iyi mi tanımaya başlamıyor muyuz zaten? Hatta onu bile geçiyorum, kendi hayatımızın, pek güvendiğimiz bazı konfor alanlarımızın ne kadar dar olduğunun farkına varmak, daha sonra da farklı olasılıkları sorgulamak bile insanın ufkunu acımıyor mu? Hayali alanlarımızın silikliği ile yüzleştikçe, doğrularımızın sadece 'görece doğru' olduğunu görüyoruz. Bu sorgulamaya başlama ve farkındalık yolundaki birinci aşama.
Aşırı alakasız bir şey geldi aklıma. Dün bir video izledim. Türkiye'de yaşayan bir Japon, bir amcaya 'Japonya hakkında neler biliyorsun?' diye soruyor; amca da 'siz kedi köpek yiyorsunuz, belgeselde gördüm' diyordu. Çocuk da 'hayır, öyle bir şey yapmıyoruz' diyordu, ama nafile. Amca 'hayır ya! Yiyorsunuz ben gördüm belgeselde' diyordu. Aslında Japonya’ya gitmeye de gerek yok. Hakkında önyargılarımız (olumlu veya olumsuz, zararlı veya zararsız) olan topluluklarla karşılaşıp gerçekten tanımaya başladığımızda, önyargılarımızın aslında ne kadar fuzuli ve gerçek dışı olduğunu gördüğümüzde, tüm diğer önyargılarımız da temellerinden sarsılmıyor mu?
Belki de sürdürülebilirlik konusunu içselleştirmek için, bu zelzeleye ihtiyaç vardır? Belki de bazı kişiler için böyle bir ihtiyaç yoktur? Belki kendimdeki bir ihtiyacı, kendi küçük hücremde çoğaltıp, genele yayıyorumdur?
İşte tam bu yüzden size de soruyorum.
Anlamak için.
Sevgiler,
Derin
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
YAZARLAR

Derin Altan
Esmiyorsa, bir nedeni var demeye devam ediyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR



