Ateşkese rağmen ateş altında: Beyrutlular yaşadıklarını anlatıyor

İran-ABD ateşkesinin Lübnan’ı kapsamadığını söyleyen İsrail, Beyrut’a yönelik saldırılarına devam ediyor. Çarşamba günü İsrail, Lübnan’a 10 dakika içinde eşzamanlı 100’den fazla hava saldırısı düzenledi. Lübnan hükümeti, saldırıların savaşın başından bu yana yaşanan en şiddetli saldırılar olduğunu açıkladı. Aposto’ya konuşan Beyrutlular, savaşın hayatlarını nasıl değiştirdiğini anlattı.
Ateşkese rağmen ateş altında: Beyrutlular yaşadıklarını anlatıyor

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

Çarşamba gününün ilk saatlerinde İran ile ABD arasında ateşkes ilan edildiğinde akla gelen ilk sorulardan biri, Lübnan'ın ateşkes kapsamına alınıp alınmayacağı olmuştu. Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif'in tarafların derhal ateşkes konusunda uzlaştığını bildirdiği sosyal medya paylaşımında ateşkesin yalnızca belirli bölgelerde değil, Lübnan dahil "her yerde" geçerli olacağını söylemesinin soru işaretlerini giderdiği düşünüldü.

Ancak İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun Şerif ile çelişen açıklaması kısa sürede gerilimi yeniden yükseltti. Zira Netanyahu, ABD'nin İran'a yönelik saldırıları iki hafta süreyle askıya alma kararını desteklediğini belirtirken bir yandan da ateşkesin Lübnan'daki Hizbullah güçlerine karşı yürütülen çatışmaları kapsamadığını söyledi.

Açıklamanın ardından İsrail, Lübnan'a karşı savaşın başlangıcından bu yana düzenlenmiş en şiddetli hava saldırılarından birini başlattı. 10 dakikalık bir süre içinde 100'den fazla hedefin vurulduğu açıklandı.

  • Önceden uyarı yapılmadan başlatılan saldırılarda başkent Beyrut'un güney mahalleleri, Lübnan'ın güneyi ve doğudaki Beka Vadisi'ndeki yerleşim bölgeleri, okullar, hastaneler ve bir cenaze töreni vuruldu.

Lübnan Sağlık Bakanlığı, ülke genelinde düzenlenen saldırılarda en az 254 kişinin öldürüldüğünü, 1.165 kişinin de yaralandığı açıkladı.

Raghed Waked | Reuters

Ayrıca: Bağımsız izleme kuruluşu Silahlı Çatışma Konum ve Olay Verileri'nin (ACLED) rakamlarına göre, 28 Şubat'tan bu yana İsrail güçleri Lübnan'a 1.840'tan fazla saldırı düzenledi. İsrail'in Lübnan genelinde yürüttüğü hava ve kara harekatında 130'u çocuk, 100'ü kadın olmak üzere 1.500'den fazla kişi öldürüldü ve 4.639'dan fazla kişi yaralandı.

Hürmüz Boğazı'ndaki geçişler yeniden durduruldu

İran ise Lübnan'a yönelik saldırılar nedeniyle Hürmüz Boğazı'ndaki tanker geçişlerini yeniden durdurdu. Tanker geçişlerine izin verilmesi, İran ile ABD arasındaki ateşkesin en önemli şartlarından biriydi.

  • Ayrıca Devrim Muhafızları da "Lübnan'a saldırılar derhal durdurulmazsa, pişmanlık uyandıracak bir karşılık vereceğiz" açıklamasında bulundu.

Öte yandan: İngiltere'yle birlikte Fransa, İtalya, Almanya, Kanada, Danimarka, Hollanda, İspanya, Avrupa Komisyonu ve Avrupa Konseyi liderleri ortak bir bildiri yayımlayarak İran'da "hızlı ve kalıcı bir barış" sağlanması ve "Lübnan dahil tüm tarafların" iki haftalık ateşkesi uygulaması çağrısında bulundu. 

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, "Lübnan'ın tüm dostlarına ellerindeki tüm araçlarla İsrail'in ülkesindeki saldırılarını durdurmaya çalışmaları" çağrısında bulundu.

Lübnan, dünyanın en ciddi yerinden edilme krizlerinden birini yaşıyor

Lübnan’da her beş kişiden biri, yani ülkenin 5,9 milyonluk nüfusunun %20’si, geçen ay İsrail’in saldırıları nedeniyle yerinden edildi. Lübnan'daki kriz, böylece son yılların en büyük 10 yerinden edilme krizi arasında sayılmaya başlandı.

  • İsrail’in Lübnan’a yönelik son işgali, aralarında 350.000 çocuğun da bulunduğu 1,2 milyondan fazla insanı evlerini terk etmeye zorlayarak, dünyanın en hızlı büyüyen ve en ciddi yerinden edilme krizlerinden birine yol açtı.

Lübnan ordusu 8 Nisan Çarşamba günü, yerinden edilen ailelere eve dönüşlerini ertelemeleri çağrısında bulunarak, devam eden İsrail saldırıları ve patlamamış mühimmatın oluşturacağı riskler konusunda uyarıda bulundu.

‘Normal tek bir günümüz yok’

Beyrut’ta kalanlar içinse hayat, savaşın başladığı 28 Şubat’tan bu yana tamamen değişti. Şehirde günlük yaşam kısmen sürse de “normal” bir günden söz etmek neredeyse imkansız.

Raghed Waked | Reuters

İnsanlar hâlâ işe ve okula gidiyor, okullar ile hastaneler zor koşullar altında da olsa çalışıyor, ama savaş öncesine kıyasla tam bir teyakkuz hâli hâkim.

Aposto’ya konuşan silahlı çatışma hukuku avukatı Marija, Beyrut’ta hayatın devam etmesini insanların başka bir seçeneği olmamasına bağlıyor:

“Yerinden edilmiş ailelerin çadırlarından oluşan bir çemberden daha çok yürek burkan tek şey, bu ailelerin çocuklarıyla oyun oynaması, şakalaşması ve Feyruz şarkılarına eşlik etmesi. İnsanlar ülkenin işleyişini sürdürmek için ellerinden geleni yapıyorlar.

Bazı okullar, üniversiteler ve hastaneler çalışıyor. Taksi şoförleri, her gün bombardıman altında olmalarına rağmen, Dahieh'den geçerek havalimanına giden Deniz Otoyolu'nda hâlâ hizmet veriyor. İnsanların devam etmekten başka seçeneği yok, mecburlar.”

Elektrik, su ve internet kesintileri devam ediyor

Şehirde sık sık elektrik, su ve internet kesintileri yaşanıyor. Altyapı yetersizliği nedeniyle birçok Beyrutlu su tankları ve güneş enerjisi sistemleriyle temel ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyor.

Ancak artan maliyetler, nüfusun yaklaşık yüzde 80’inin yoksulluk sınırında yaşadığı ülkede hayatı daha da zorlaştırıyor. 2019’daki ekonomik kriz ve elektrik fiyatlarındaki dalgalanmadan bu yana çoğu Lübnanlının elektrik üretimi için güneş enerjisine geçmesi, ülkede hayatın savaş öncesinde de hiç kolay olmadığının göstergelerinden.

Raghed Waked | Reuters

Marija, fiyat artışlarının ve kıtlığın mezhep gerilimlerini artırdığı görüşünde:

“ABD ve İsrail’in saldırıları durmazsa Lübnan bir iç savaşa sürüklenebilir. Netanyahu’nun amacı belki de tam olarak budur. İsrail, doğrudan kara operasyonu yerine iç çatışma ortamı yaratmaya çalışıyor.”

Çevresindeki birçok kişinin Beyrut’u terk etmek zorunda kaldığını söyleyen Marija“Tanıdığım birçok kişi evlerini terk etmek zorunda kaldı ama arkadaşlarının yanında kaldıkları için hiçbiri istatistiklere yansımıyor” da diyor. 

Marija, savaşın uzamasını liderlerin hırslarına bağlıyor; bu hırsların bedelini masum sivillerin ödemek zorunda olmasından öfkeyle bahsediyor:

“Şanslı olanlar için bu savaş sadece bir rahatsızlıktan ibaretken, milyonlarca insanın hayatı tehlikede. Defalarca kez yerlerinden edilen masum siviller, her gün ölümle yüz yüze. Birçoğu kelimenin tam anlamıyla her şeyini kaybetti. Sadece evlerini değil, ailelerini, çocuklarını, geçmişlerini ve geleceklerini de… Hepsi de birkaç sosyopat yüzünden....”

Lübnanlıların tek isteği “barış”:

“Beyrut halkı sadece nefes almak istiyor. Bir ülkeyi sürekli yeniden inşa etmek zorunda kalırsanız hiçbir ilerleme kaydedemezsiniz. Onlar sadece barış istiyorlar. 10.452 kilometrekarelik topraklarının tamamında... Bu kadim medeniyet daha önce birçok kez bunlara dayanmıştı, yine dayanacak. Ama daha kaybedecek ne kadar yaşamımız var?”

Marija, İsrail'in bugünkü saldırıları ve ateşkese uymamasıyla ilgili “İsrail söz konusu olduğunda en kötüsünü beklediğinizde bile şaşırmaktan kaçamıyorsunuz. Netanyahu hükümeti hiçbir sınır tanımıyor. Ateşkes iddiaları, Lübnan’da da Gazze’de olduğu kadar güvenilmez. Onlar ‘merhamet yok, tanık yok’ politikasını uyguluyorlar. Uluslararası toplum, İsrail ve ABD saldırganlığına karşı birleşmeli. Dünya, bunun devam etmesine izin veremez, vermemeli” diyor.

‘Biz barış istiyoruz, istediğimiz tek şey bu’

27 yaşındaki inşaat mühendisi Michel, Beyrut’un Achrafieh bölgesinde yaşıyor. Michel, Beyrutluların günlük hayatının sınırlı bir rutine sıkıştığını anlatıyor:

“Çevremdeki çoğu kişi uzaktan çalışıyor; bazıları hâlâ ofislerine gidiyor. Üniversite öğrencileri derslerine çevrimiçi katılıyorlar ancak sınavlarının çoğunu kampüste yapıyorlar. Beyrut’taki devlet okulları yerinden edilmiş insanlara ev sahipliği yapıyor.

Günlük olarak yapacak çok fazla bir şeyimiz yok. Genellikle birbirimizin evlerinde toplanıyoruz ve bombardımanın olmadığı 'güvenli' bölgelerde vakit geçiriyoruz. Hafta sonları ise gerçeklikten kopmak için dışarı çıkıp eğleniyoruz.”

Raghed Waked | Reuters

Michel’e göre Beyrutlular artık savaşa dayanma sınırını aşmış durumda:

“Herkes bu savaş yüzünden çok gergin. Nereye giderseniz gidin, insanların savaşın bir an önce bitmesi gerektiğini konuştuğunu duyuyorsunuz. Dünyanın en dayanıklı insanlarından olmamıza rağmen Lübnanlılar bu durumdan artık çok yoruldu. Biz sadece barış istiyoruz. İstediğimiz tek şey bu.”

Michel’in aktardığına göre İsrail saldırıları, çoğunlukla Bekaa Vadisi ve Güney Lübnan’da yoğunlaşıyor. Ancak yerinden edilmeler nedeniyle bazı Hizbullah yetkilileri Hıristiyan, Sünni ve Dürzi mahallelerine taşınıyor ve sivillerin arasında saklanıyor.

“Örneğin, Pazar günü Ayn Saade’de, üç çocuk annesi bir kadın, eşi ve komşuları öldürüldü. Oraya güvenli bölge diyorlardı ama o günden beri artık orası da güvenli değil. Ülke tam bir Rus ruleti gibi”

Michel’in bahsettiği Ayn Saade, Beyrut'un doğusunda bulunuyor ve uzun süredir güvenli kabul ediliyor. Ancak Paskalya günü düzenlenen saldırı, uzun süredir “güvenli” kabul edilen bölgelerin de risk altında olduğunu gösterdi. İsrail tarafından vurulan kasabada en az üç kişi öldürüldü. 

‘Beyrut daha önce yedi kez yıkıldı, yeniden inşa edeceğiz’

Ayn Saade’ye düzenlenen saldırıdan önce İsrail tarafından sivil halkın tahliye edilmesi için herhangi bir uyarı yapılmadı. Bölge sakinleri ise hedef alınan binada kimsenin yaşamadığını söylüyor.

Hedef alınan dairenin karşısında yaşayan 70 yaşındaki bir Lübnanlı, “20 yıldır bu evde yaşıyorum, bu dairenin ışıklarının yandığını hiç görmedim. İçinde kimse yok” diyor.

Ayn Saade’de yaşayan başka bir kadın, saldırı sırasında kuzeydeki bir köyde olduğunu anlatıyor:

“Buraya güvenli bölge diyorlardı. Şimdi birkaç eşyamı alıp, daha güvenli olduğunu umduğum bir bölgeye, kuzey tarafına gideceğim. Bizi her gün öldürüyorlar. Yavaş yavaş ölüyoruz.”

Michel, 2019’dan bu yana arkadaşlarının çoğunun ülkeyi terk etmek zorunda kaldığını ancak geri dönme umutlarının sürdüğünü söylüyor:

“Buradaki durum her geçen gün daha da kötüleşiyor ve daha fazla insan yurt dışına gitmeyi düşünüyor. Genelde Körfez ülkelerini tercih ediyorduk ancak şu an orası da hiç güvenli değil. Günün sonunda, hepimiz er ya da geç ülkemizi yeniden inşa etmek için geri döneceğiz. Ne pahasına olursa olsun geri döneceğiz. Beyrut, umudun asla tükenmediği bir şehir. Daha önce yedi kez yıkıldı, yeniden inşa edeceğiz.”

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

YAZARLAR

Melisa Gülbaş

Aposto editörü

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

SpektrumSpektrum

HİKAYE

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.

Uraz Kaspar

·

12 Tem 2026

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Yumuşak güç sertleşirken: 36. NATO Zirvesi'nde diplomasinin yeni kodları

Bu yılki NATO Zirvesi; semboller, anlatılar ve kültürel güçle örülen "yumuşak gücün" ortadan kalkmadığını; aksine yeni bir biçim kazandığını gösteren anlarla doluydu. Savunma sanayiinin ve caydırıcılığın öne çıktığı bir dönemde yumuşak güç de bu gerçekliğe uyum sağlıyor; daha sert semboller, daha karizmatik lider imajları ve daha gösterişli ritüeller üzerinden yeniden üretiliyor.

Nart Özel

·

11 Tem 2026

Yumuşak güç sertleşirken: 36. NATO Zirvesi'nde diplomasinin yeni kodları
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Görüş | Butlan krizi nasıl bir fırsata dönüştürülebilir?

Mutlak butlan kararı, yalnızca CHP iç dengelerini değil, toplumsal muhalefetin yönünü, enerjisini ve mücadele kapasitesini de doğrudan etkileyen bir kırılma noktası oldu. CHP’nin seçilmiş yönetiminin butlan tartışmalarına ayırdığı enerjiyi azaltıp odağını muhalefeti örgütlemeye ve CHP’yi de aşan geniş bir özgürlük cephesi kurmaya yöneltmesinin imkanları neler olabilir?

08 Tem 2026

Görüş | Butlan krizi nasıl bir fırsata dönüştürülebilir?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Trump’ın Türkiye’ye hediyesi: CAATSA yaptırımlarının kalkması ne anlama geliyor?

Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi aldığı için ABD’nin ulusal güvenliğine tehdit oluşturan devletleri ekonomik ve askerî olarak sınırlandıran CAATSA yaptırımlarına Aralık 2020’den beri maruz kalan Türkiye’ye ABD Başkanı Trump’tan müjde geldi. NATO Zirvesi için Ankara’ya gelen Trump, hediye paketini Erdoğan’a sundu: Yaptırımlar kalkacak, F-35 konusu ele alınacak.

Pelin Cengiz

·

08 Tem 2026

Trump’ın Türkiye’ye hediyesi: CAATSA yaptırımlarının kalkması ne anlama geliyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

NATO hazırlıkları: Ankara’ya abiler gelmiş, başkentte bir bayram havası

Ankara’dan bir NATO Zirvesi geçti, geçiyor. En çok akılda kalan da galiba normal zamanlarda kavganın dövüşün, kirin pasın eksik olmadığı bir evin misafir gelecek diye çehresinin değişmesi oldu. Bütün vaktini oturma odasında geçiren ev ahalisinin beyaz örtülerle üzeri kapatılmış salon takımını görme şaşkınlığı… Ve o salona alınmayıp odaya kapatılan çocuklara yapılanların haksızlığı…

NATO hazırlıkları: Ankara’ya abiler gelmiş, başkentte bir bayram havası