AYM Kararlarının Genel Bağlayıcılığı

Anayasa Mahkemesi bireysel başvuruda verdiği ihlal kararlarının objektif bağlayıcılığına ilişkin önemli bir karar verdi.[1] Buna göre AYM’nin bir bireysel başvuruda verdiği ihlâl kararı benzer diğer olaylar açısından da bağlayıcıdır ve kamu otoriteleri ve mahkemelerce dikkate alınmalıdır. Esasen bireysel başvurunun bir amacı da ülkenin insan hakları standardını yükseltmektir. Bunun için Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kapsamında verdiği kararların ikili bir işlev gördüğünü kabul etmek gerekir. Bir taraftan Anayasa Mahkemesi önüne gelen somut başvuru vesilesiyle anayasal hakların kapsamını ve sınırlarını yorumlamaktadır. Bu bireysel başvurunun objektif işlevi olup, temel hak ve özgürlüklerin kapsamının belirlenmesi suretiyle anayasal adaletin gerçekleştirilmesine aracılık etmektedir. Diğer taraftan ise başvuru sahibi kişinin hakkına yönelik ihlâli tespit etmek suretiyle ihlâlin ve sonuçlarının giderilmesine karar vererek Mahkeme bireysel adaleti gerçekleştirmektedir. Buna da bireysel başvurunun sübjektif işlevi denilmektedir.
Elbette bireysel başvurunun sübjektif işlevi göz ardı edilemez. Anayasal hakları ihlâl edilen bireylerin ülkenin en yüksek mahkemesi önünde haklarını arayabilmeleri hayatî bir öneme sahiptir. Ancak 17 üyeli bir mahkemenin ülkede yaşayan 85 milyon insanın uğradığı bütün hak ihlâllerini tespit etmesi ve haklarını telâfi etmesi fiilen imkânsızdır. Bu nedenle bireysel başvurudan beklenen faydanın sağlanabilmesi için bireysel başvurunun objektif işlevi ön plana çıkarılmalı ve bireysel başvuru kararlarının genel (erga omnes) bağlayıcılığı hayata geçirilmelidir. Yani AYM bir konuda ihlâl kararı verdikten sonra kamu idareleri uygulamalarını, diğer mahkemeler de kararlarını AYM kararı ile uyumlu hale getirmelidir. Esasen bu, AYM’nin de belirttiği gibi, bireysel başvuru yolunun ve AYM’nin yetkisinin “ikincilliği” ilkesinin de gereğidir. Bu nedenle zaten Anayasa Mahkemesine başvurmadan önce diğer hukuk yollarının tüketilmesi koşulu getirilmiştir. Temel hak ve özgürlüklerin öncelikle kamu makamları ve derece mahkemeleri tarafından korunması gerekir.
Bu açıdan AYM Genel Kurulunun verdiği İbrahim Er ve diğerleri kararı hayatî önemdedir. Söz konusu başvuruda AYM daha önce çeşitli mahkemelerce Hizb-ut Tahrir örgütü üyesi oldukları gerekçesiyle yargılanarak terör örgütü üyeliğinden cezalandırılan ve cezaları kesinleşen başvurucuların yargılamanın yenilenmesi taleplerinin reddedilmesine ilişkin kararları incelemiştir. Mahkeme daha önce 2018 yılında verdiği Yılmaz Çelik kararında, esas olarak derece mahkemelerinin kararlarında Hizb-ut Tahririn bir terör örgütü olarak kabul edilmesine ilişkin olarak yeterli bir değerlendirme yapılmadığı ve derece mahkemelerinin bazı şablon cümlelerin tekrarı görünümünde olan kararlarının hangi temele dayandırıldıklarının yeterince açık olarak belirtilmediği gerekçesiyle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan âdil yargılanma hakkı kapsamında ‘’gerekçeli karar’’ hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.
İbrahim Er ve diğerleri kararında Mahkeme Yılmaz Çelik kararında yaptığı değerlendirmelerin benzer durumda olanlar yönünden etki doğurmasının gerekli olduğunu belirtmiştir. Bu çerçevede Yılmaz Çelik kararı sonrasında birçok mahkemenin yargılamanın yenilenmesi taleplerini kabul ederek kişiler hakkında yeniden bir değerlendirme yaptığı ve beraat kararları verdiğini hatırlatan Mahkeme, somut olayda ilk derece mahkemesinin herhangi bir gerekçe ortaya koymaksızın başvurucuların taleplerini Anayasa Mahkemesinin kararlarını da görmezden gelerek reddettiğini vurgulamıştır. Yılmaz Çelik kararından sonra Türk yargı sistemi içerisinde Hizb-ut Tahrir’in neden bir terör örgütü olarak kabul edildiğine ilişkin bir değerlendirme yapılmadığı, meselenin Anayasa Mahkemesince ortaya konan kriterler gözetilerek çözüme kavuşturulmadığını belirten Mahkeme, yargılamanın yenilenmesi taleplerinin reddedilerek verilen kararların infazına devam edilmesinin AYM tarafından tespit edilen ihlâllerin sürdürülmesi anlamına geldiğini vurgulamıştır. Hizb-ut Tahrir’in bir terör örgütü olup olmadığına yönelik değerlendirme içermeyen her kararın adil yargılanma ilkesinin bir gereği olan gerekçeli karar hakkının ihlâli sonucunu doğuracağını belirterek, somut olayda başvurucular tarafından ileri sürülen ve yargılamanın sonucunu değiştirme ihtimali bulunan iddiaların dikkate alınmaması ve gereği gibi değerlendirilmemesi nedeniyle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkının ihlâl edildiğine karar vermiştir.
Bu karar insan haklarının korunması açısından öncü nitelikte bir karardır. Ancak bunun beklenilen iyileşmeyi sağlayabilmesi için öncelikle bir istisna olarak kalmaması, benzer tüm durumlarda benzer kararların verilmesi gerekmektedir. Bu arada, Anayasa Mahkemesinin de kendi kararlarında AİHM standartlarını uygulama konusunda daha titiz davranması ve seçici hareket etmemesi zorunludur.
1 İbrahim Er ve diğerleri [GK], B. No: 2019/33281, 26/1/2023, şuradan erişilebilir: https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2019/33281
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
AYM Kararlarının Genel Bağlayıcılığı, İmamoğlu ve Kılıçdaroğlu’na Saldırı, LGBT+’ların Zor Sınavı: 2023 Seçimleri.
11 May 2023

YAZARLAR

Ali Rıza Çoban
Anayasa hukuku doçentidir. Doktorasını temel haklar alanında İngiltere'de Leeds üniversitesinde yapmıştır. İnsan hakları hukuku, hukuk devleti, yargı bağımsızlığı, anayasa yapımı, karşılaştırmalı anayasa yargısı alanlarında çalışmaktadır. Kendi uzmanlık alanlarında sivil toplum kuruluşlarıyla ortak çalışmalar yürütmektedir.

Özgürlük Gündemi
Özgürlük Araştırmaları Derneği'nin hazırladığı Özgürlük Gündemi, Türkiye’nin hukuk devleti, ekonomi, siyaset ve sivil toplum gündemine ilişkin vakıaların değerlendirildiği, iki haftada bir pazartesi günü yayımlanıyor.
İLGİLİ OKUMALAR



