Bana Bir Masal Anlat Nuno

Yıllar içinde kendi yükseldiği seviyenin kurbanı olan Tottenham, yarışmacı kalmak için her yolu deniyor.
Bana Bir Masal Anlat Nuno

Londra’nın üçüncü büyüğü, çok değil iki yaz önce Wanda Metropolitano’da büyük bir kırılmanın eşiğindeydi. Mauricio Pochettino’nun öğrencileri, Şampiyonlar Ligi Finali’nde Jürgen Klopp’un Liverpool’una karşı (belki de onun İngiltere kariyerinin en oturaklı takımı olan) zor bir sınav vermişti. İşte o günün ardından Spurs camiası bir türlü dikiş tutturamadı desek yanlış olmaz. O Haziran günü bir peri masalı sona erdi ve aynı gün anladılar, Haziran’da ölmenin ne kadar zor olduğunu.

Kaybedilen final ile birlikte yaprak dökümü başladı. Ana çekirdekten Eriksen İnter’e, Trippier Atletico Madrid’e giderken, hepsinden önemlisi ekibi bir arada tutan ve maksimum randıman alan Pochettino; istediği bütçeyi bulamaması ve peş peşe gelen kötü sonuçlar sebebiyle kulüpten ayrıldı.

Pochettino’nun flaş ayrılığından sonra takım sahibi Daniel Levy’den vizyoner bir hamle bekleniyordu. O da boşta olan Jose Mourinho ile anlaştı. Bu hamle başlarda soyunma odasında ve taraftarlarda birazcık heyecan uyandırsa da, Jose’nin artık kronik sayılabilecek sorunu “Oyuncuları kaybetmesi” fazla uzun sürmedi. Her şey yeniden alt üst oldu, geçtiğimiz sezonun son yarısı eski futbolculardan Ryan Mason’ın idaresinde tamamlandı.

Tottenham Hotspur artık bu kısır döngüden kurtulup istikrar kazanmak istiyordu. Bunun için de Wolverhamton Wolves ile 4 senedir başarılı bir grafik çizen Nuno Espirito Santo’ya yöneldiler. Nuno bu görev için daha önceleri adı geçen Zidane, Conte gibi isimlerle kıyaslandığında yetersiz görülse de, bugünlerde taraflı tarafsız herkesin dikkatini üzerine çeken bir başlangıca imza attı.

Görsel: TEAMtalk 

Takımı devraldığında kucağında bir bomba bulmuştu aslında. Harry Kane’in Manchester City’e gitmek istediğini duyurması, yaz boyunca tüm futbol dünyasının ana gündem maddelerinden biri oldu. Ha gitti, ha gidecek derken Ağustos sonuna kadar gelmiş bulunuyoruz ve oradaki belirsizlik hala sürüyor. Bununla beraber son günlerde ise Lyon’dan 60 milyon Euro gibi bir miktara alınan Tanguy Ndombele’nin de görevinden affını istemesi içeride kaynayan kazanın ateşini hala körüklemeye devam ediyor.

Gitme-Kalma konularında teknik ekibin tavrı çok net oldu. “Burada oynamak için kimseyi ikna edecek değiliz.” diyen Nuno Espirito Santo, demeçleriyle inşa edeceği sistemde sivrilen oyunculardan ziyade, takım olmanın ön plana çıkacağının sinyalini veriyordu. Kimsenin vazgeçilmez olmadığının farkında olan oyuncu grubu da bu adamın söylediklerine ikna olmuş olacak ki, çok kısa sürede ortaya gerçek bir “Oyun” koydular.

İlk iki maçlarına baktığımızda gözüme çarpanlar şu şekilde;

Nuno ilk hafta oynadıkları City maçında, Wolves’da doğru yaptığı ne varsa ona odaklanmıştı. Topu rakibe verip, derinde bekleyerek yakaladıkları hızlı kontra ataklarla etkili olmaya çalıştılar. Bu plan özellikle 15. dakikadan sonra tıkır tıkır işledi ve maçı seyretmeyen biri özete baktığında net gol fırsatlarının çoğunu Spurs lehine görecektir muhtemelen. Bunları yaparken topla oynama yüzdeleri 30-35 bandında gidip geldi. City’nin yıkıcı hücum gücü, savunma tarafından kanatlara yönlendirilmeye çalışıldı. Merkezi epeyce kalabalık tutup, buradan gelen atakları savuşturdular. Hücum kısmında ise Heung min Son’un şut tehditi, aynı geçtiğimiz senelerdeki Raul Jimenez gibi kullanıldı. Orta alanda altyapıdan yetişen 20 yaşındaki Skibb’e şans verilirken, Skibb’in diğer partnerleri küllerinden doğmaya çalışan Dele Ali ve pozisyonunda artık dünyanın en iyileriyle birlikte anılması gereken Hojbjerg’di. Bu üçlü City’nin Fernandinho-Grealish-İlkay hattını epeyce domine etti. 

Görsel: De Marke

İkinci maç Nuno için eve dönüş maçıydı. Zorlu Wolverhamton deplasmanında, maçın henüz 10. dakikasında kaleci Jose Sa’nın hatasında erken bir penaltı kazandılar. Burada hata yapmayıp, öne geçince de zaten dikine oynamaya çok yatkın olan Bergwjin-Son-Moura üçlüsüyle ilerideki boş alanları etkili şekilde değerlendirdiler. Benim beklentimin aksine skora rağmen bolca gol pozisyonuna da şahit olduk. 90 dakikanın sonunda Wolves cephesi 25 şut çekmişti ve Wolves gibi topla oynamaktan kaçınan bir takıma bile, topu yüzde 60 vermişti Spurs.

İki maçın sonunda izlediğimiz kadarıyla sahada rakibi ısıran bir takım görüyoruz. Eğer bu iyi başlangıç biraz daha sürerse, takımın antrenörüne olan aidiyeti de artacaktır. Bana kalırsa diğer Top Six takımlarıyla kıyaslandığında oyuncu kalitesi ve cazibesi daha düşük olan Tottenham doğru bir yolda. Bu başlangıcı sürdürülebilir hale getirmek tabii ki çok zor. Fakat imkan tanındığı takdirde Kane’in de durumuna bağlı olarak, önümüzdeki senelerde şampiyonluk için çok daha iddialı bir takım kurulabileceğine inanıyorum. Bu sene içinse, Tottenham hücumda öyle çok uçup kaçmasa da, savunmada belirli bir düzeni oturtup ligi derli toplu bir yerde bitirecektir. Zaten bu camianın da ihtiyacı olan birazcık dinginlikti bence.


Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

This Is EnglandThis Is England

BÜLTEN SAYISI

Deadline Day #6: Willian Ülkesine Dönüyor

Öne Çıkanlar, Transfer Hattı, Nuno Espirito Santo...

24 Ağu 2021

Deadline Day #6: Willian Ülkesine Dönüyor

YAZARLAR

Görkem Alkan

Author @This is England.

This Is England

Premier League gündeminden öne çıkan gelişmeler ve eşsiz yorumlar mail kutunuzda.

İLGİLİ OKUMALAR