
Avukatlık üzerine konuşurken barolardan bahsetmemek olmaz. Zira barolar Avukatlık Kanunu md. 76 uyarınca “avukatlık mesleğini geliştirmek, meslek mensuplarının birbirleri ve iş sahipleri ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni sağlamak; meslek düzenini, ahlâkını, saygınlığını, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak, avukatların ortak ihtiyaçlarını karşılamak” amacıyla çalışmalarını yürüten kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları. TBB de bütün baroların katılmasıyla oluşan bir üst kuruluş. Ele aldığı her konuda ilk Anayasa’ya bakan biri olarak, kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşlarının Anayasal olarak öngörülen kuruluşlar olduğunu da söylemeliyim (bkz. Anayasa md. 35).
Gerek baroların gerekse TBB’nin görevleri Avukatlık Kanunu’nda düzenlenmiş durumda. Bunları bu yazı kapsamında ele almak yerine (şimdiden yazı çok uzun oldu) bu sene içerisinde denk geldiğim bazı hususları yukarıda da alıntıladığım baroların kuruluş amaçları doğrultusunda konuşmak istiyorum. Bunlardan ilki, barolara “siyasi” görüş açıkladıkları için (ör. LGBTİ+ hakları, idarelerin nefret içeren söylemleri…) verilen tepkiler. Oysa bu tepkiler doğru değil. Baroların hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunma görevi aslında baroların insan hakları ihlallerine sessiz kalmaması, hukuki olanı göstermesi ve hukuksuzlukları işaret etmesini de içinde barındırıyor, naçizane. Burada bence anlamlandırılamayan şey “siyasi” olarak görülen görüşlerin aslında (veya aynı zamanda) hukuki olması. Yani “siyaset yapıyor” diye eleştirilen baroların rahatsız olunan açıklamalarını bırakması için siyasetin temel hak ve özgürlükler alanında hareket etmeyi bırakması gerekir. Ki bu mümkün değil!
Baroları savunan birkaç sözden sonra benden bekleneceği üzere sırada eleştirilerim var. Baroların, yukarıda bahsettiğim avukatların sorunları ya da avukatçılık oynayanlara ilişkin yeterli bir çalışma yürüttüğünü düşünmüyorum, naçizane. Hiçbir çabaları yok demek doğru olmaz; fakat bu sorunların kronik bir hale dönüştüğü göz önünde tutulduğunda yeterli ve işe yarar şeyler yapılmadığı tespitinde bulunabiliriz.
Beni rahatsız eden bir diğer konu da bu dönemde İstanbul Barosu’nun “iptal kültürü” kervanına katılmış olması. Geçtiğimiz günlerde İstanbul Barosu, düzenlemeyi planladığı bir etkinliği Boğaziçi Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim görevlisinin katılması sebebiyle iptal etti. Kendi düzenlediği etkinliğe katılanlardan etkinlik duyurulduktan sonra rahatsızlık duymasının garipliği bir kenara, bir akademisyenin hedef gösterilircesine bir etkinliğin iptal edilmesi çok tedirgin edici. Boğaziçi Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin açılmasının hukuksuz olduğunu düşündüğümü ilk yazımda ele almıştım. Gerek akademisyenlerin gerek öğrencilerin hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiği bu gibi bir süreçte hukuka aykırı şekilde açılan bir fakültede çalışmanın eleştirilmesini anlarım. Fakat akademik çalışmaları ile değerlendirilmesi gereken akademisyenlerin çalıştıkları kurum sebebiyle “iptal” edilmesi, akademik özgürlüklerin iptal edilmesine kadar gidebilecek bir süreç. Ayrıca, eğer barolar kurumların veya kurucuların hukuka aykırılıkları sebebiyle karar mercii olmayan akademisyenleri iptal etmekte kararlıysalar, gelecekte etkinliğe davet edecek akademisyen bulamayabilirler. Aksi diğer tüm üniversitelerin her zaman hukuka tamamen uygun hareket ettiğini söylemek olacaktır. Sizce öyle midir?
Barolara ilişkin bahsetmemi bekleyeceğiniz bir diğer husus de aynı şehirde kurulan ikinci barolar olabilir. İzninizle, uzun süre bizlerle olacaklarını düşünmediğimi belirtmekle yetiniyorum.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Bu ay 5 Nisan Avukatlar gününün ve yüksek lisans eğitimimde aldığım avukatlık etiği dersimin bende düşündürdüklerinden yola çıkarak avukatlık etiği, avukatların sorunları, avukatçılık oynayanlar ve barolar üzerine konuşmaya karar verdim.
10 Nis 2022

YAZARLAR

Günebakan
Hadi gelin, güne bakalım.
İLGİLİ OKUMALAR


