Ben buraya neden geldim? Ne yapıyorum?

20’lik bültenle ilk karşılaştığımda açıklama kısmında okuduğum, “Ben ne yapıyorum ya diyenlerin yeri” cümlesinin çok tanıdık gelmesiyle kendisiyle hızlıca kaynaşmıştım. Çünkü bu cümleyi 2019’ların sonlarında çalışmaktan İstanbul’da nefes almaya bile vaktimin kalmadığı o günlerde kendime söylemiştim. Sonra dünya beni duymuşcasına otur evinde ve istediğin kadar nefes al dedi. Evde “kapanmış” dururken- birazdan yazacaklarım öyle uzak bir dönemmiş gibi hissediyorum ki sanırsın on sene öncesi ama değil!
'Ben İstanbul’da ne yapıyorum ya?' dedim. Buraya neden gelmek istediğimi, özellikle neden burada okumayı hayal ettiğimi tekrar bu soru ve kapanma sayesinde hatırladım.
Cevap ne mi? Hazır olun açıklıyorum:
Film izlemek, konserlere gitmek, sergilerden sergilere koşmak... Kısaca kültür sanatın kalbi burada olduğu için burada olmak istediğimi 26 yaşımın son demlerinde tekrar anladım ve hatırladım. “26’yı tamamladım adım adım…” İnsanın on yedi on sekiz yaşlarında kurduğu hayalleri unutması ne garip! Ve bu hayaline yeni bir hayalmiş gibi sıkı sıkı sarılması onun için baştan yeni bir yola girmesi. Bu hayali hatırladığım ve yapacağım dediğim zaman aralığının ise tahmin edeceğiniz gibi şöyle bir bir handikapı vardı. Yaşamak istediğim tüm bu deneyimler “kapanmıştı”. Geçen sene bir 23 Nisan günü benim de burada yazılarıyla tanıştığım Yasmin ile Zoom’da tanışmıştık. “Ne yapmak istiyorsun?” diye o sormuştu bana. “Ben sabahtan akşama kadar film izlemek istiyorum be, Yasmin.” demiştim.
Bu dileğimi yakın zamanda gerçekleştirebildiğim için 20'liğin başlangıcına dönüyoruz ve o günden bugüne bakıyoruz. Okuma gözlüklerinizi ya da düşünme şapkalarınızı takın bakalım.
2014 yılından beri pek çok festivalde sahada gönüllü olarak çalışmıştım, birkaç arkadaşımın film setine yardıma gitmiş, bolca üretim konuşulan masalara yancı olmuştum. Bugün Üretim Kaydı’nı yaparken aklıma gelen üretim soruları da biraz o zamanlarda sahada gördüklerimden besleniyor.
“Sahada çalışan arkadaşlarımı yeniden görüyorum.”
Bu sene, festivali günlük-vari edayla gün gün yazmam gerekiyor diyerek elimde defterle seanstan seansa koşuyorum. İstiklal Caddesinde benim gibi koşanları görüp mutlu oluyorum. Sahada çalışan arkadaşlarımla yeniden kucaklaşıyorum. Festival partilerinde, iki film arasında yeni fikirleri dinlemek ve kutlamak bana iyi geliyor.
Bu festival basın olarak katıldığım ilk festivalimdi. Yani 20’lerimin son demlerinde bir hayalimin gerçekleşmesine ve bunu üretime dönüştürmeye başlamıştım. Diğer senelerden farklı olarak bu sene izlediğim her film için kafamda beliren soruları o filme üretenlere sorma imkanım vardı. Basın olarak katılmanın yanı sıra film sonrası soru-cevaplarda insanların filme dair sorularını dinlemek, film ekiplerinden festivale dair heyecanına şahit oldukça, film sonu alkışlarına ellerim kızarana dek katıldıkça içimden sürekli “Teşekkürler, Özlem Türeci ve Uğur Şahin.” dedim.
Salonlarda film izleyemediğimiz o günlerin bir daha gelmemesi dileğiyle.
“Sahada çalıştığım son festival, en son buna bakarak Atlas Cafe’de kahvaltı tostumu yemiştim.”
Şimdi ise ben bu satırları yazarken Ankara’ya doğru yol alıyorum. Yaşadığım şehirde film peşinde bir yolculuktan sonra sıra başka bir şehirde! Belki seneye başka bir ülkenin film festivaline doğru adım atarken sizinle yine burada karşılaşırız. Belki Cannes, neden olmasın? Ben şimdilik Uçan Süpürge’mi Ankara’da park ettiğim yeri bulmaya gidiyorum.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
YAZARLAR

Esra Ece Kuleci
Üreten insanların, süreçlerini kayıt altına almaya merak sarmış biri 👀

20'lik
20’lik, kafada oluşan saçma soruların, açılmayı bekleyen ve bazen suratımıza çarpılan kapıların, gündem ile üzerimize çökebilecek fenalığın paylaşıldığı bir bülten.
İLGİLİ OKUMALAR




