Ben değil biz diye diye, Gülten Akın 91 yaşında

Ankara sokaklarını adımlamış, Ankara'yı yazmış şair Gülten Akın'a yakından bakıyoruz.
Ben değil biz diye diye, Gülten Akın 91 yaşında

(…)

Tuzluçayır'dan bir yanı kente bir yanı dağa
Yol gider asfalttır, Natoyolu
Ankara'nın ağaları beyleri
Oradan sürerler arabalarını
Bir tapınma gibi, karlı dağlara
Arınır mı sanırlar kim bilir
Yüreklerindeki kir

Ankara'nın susuz dereleri
Bademli'yi Kesikbaş'tan
Kesikbaş'ı Seyran'dan
Seyran'ı İncesu'dan, onu Topraklık'tan
Topraklığı Abidinpaşa'dan Tuzluçayır'dan
Ve Mamak'tan
Ayıran susuz dereleri

Ankara'nın kıraç tepeleri
Asi ve tunçtan
Yabanıl bir kısrak olup huysuzlanırken
Değince üstüne insan ayağı
Küçük kedilerce sokulup sırnaşıp
Uysallaşan
Ankara'nın kıraç tepeleri

(…)

Şair, Ağıtlar ve Türküler kitabındaki Natoyolu isimli şiirinde böyle betimlemişti Ankara’yı. Bu kitabıyla 1977 yılında, daha önceleri Dağlarca, Tanpınar, Cansever, Süreya, Necatigil gibi şairlerin ödüllendirildiği Yeditepe Şiir Armağanı’na layık görüldü.

Yozgat’ta feodal ilişkiler içinde kocaman bir ailede özgürce büyümüş, annesini kaybedene dek çok mutlu yaşamıştı. Zeynep’ti ismi. Babası yeniliğe vurgun oluşundan ötürü mü, yoksa tepkisel olarak mı bilmiyordu ama nüfusuna başka bir ad yazdırdı.

Ailesinde ozanlara büyük saygı duyulurdu. Dedesi, ezgiyle manzum kıssalar okur; dayıları, amcaları şiir yazardı. Tavan arasındaki bavulları kurcalar ve kitaplar bulurdu. Dostoyevski’yi, Tolstoy’u, klasikleri, Nazım'ı, Sabahattin Ali'yi çok erken tanıdı. Eline ne geçtiyse okudu, sokakta bulduğu bir gazete parçasını bile.

Yaşadığı evlerde ve geniş çevresinde; insan ilişkileri, davranışları, konuşmalarındaki çelişkileri gözlemledi. Kadın-erkek, yaşlı-genç, ana-baba-çocuk, zengin-yoksul… Bunlar onu derinden etkiledi. Karneli İkinci Dünya Savaşı günleri yaşandığında Ankara’ya, Denizciler Caddesi’nin üst yanına, Yahudi Mahallesi'ne taşındılar.

Sonraları yazmış olduğu Çember şiirinin ilk dizelerinden bir örnekle de söylenebilir, şairin hemen bütün dizelerinin temelinde birtakım olgular, gerçekler kendini gösterir.

Nerde bir deli Yahudi olur, orda çocuklar
Hızla bir çember çizerler ayaklarına
Yalvarır çırpınır ağlar
Çıkar yaşlılar kurtarırlar

Çocukluğundan itibaren şiirler yazmaya başladı. Nasıl bazı çocuklar müziğe, resme meyilliyse onun da şiire meyli vardı. Önceleri daha çok kendi yaşadıkları üzerine yazdı. Gözleri kendi içine çevrikti. Aşk, sevgi, ayrılık, özlem, yalnızlık, çeşitli acılar, sevinçler… Ancak o zaman bile bütün çabası -kendi iç gerçeklerinden yola çıksa da- olabildiğince çok insanı ilgilendiren ortak özleri seçmekti.

1960 öncesinde gerek kendi yaşamında gerekse toplumsal yaşamda çok önemli değişmeler, gelişmeler oldu. Şiirlerinin konusu, özü, biçimi de değişikliğe uğradı. Öz, bireyselden çok toplumcu olunca dili de yalınlaştı. Bu dönemde gördüğü haksızlıklara karşı sesi daha çok çıkmaya başladı.

Kendi kurduğu düşler ve imgelerle beslendi, onları avuçlarında sakladı. Bazen avucunun kanadığı da oldu ama o kanı kimseye göstermedi. Utanmaktan değildi, gizini kıskanıyordu. Her insanın bir gizi olduğuna, bu gizin onu başkalarından ayırdığına ve onu kendisi olarak toplumsallaştırdığına inanıyordu.

Toplumculuğu Milliyet Sanat ile yaptığı bir söyleşide tanımladı: “Halkla bütünleşmek, salt kültür, yazın, şiir kesimlerinde değil, yaşamın her kesiminde etkin olma gücünü kendinde bulan herkesin uyması gereken ilk kuraldır. Kişinin yeteneği doğuştan var olmaz. Eksikli değilse, bu yeter. Yaşadıkça birikir. Bu birikime göre kendini dışa vurur ve toplumda varolur. Ozan olarak, hele halkçı, toplumcu bir ozan olarak varolmak, bu birikime rastlantısalın dışında bir bilinci katmayı gerektirir. Hep söylüyorum, bıkmıyorum söylemekten, halktan biri, onun bir parçası olmadıkça ozan eksiktir.”

Ona göre, toplumculuk saplantı gibi beslenmeliydi. Acıları, yoklukları, yoksullukları, insana yönelik her türlü kötülüğü, işkenceyi yok etmenin yoluydu. Başkalarına acımayla değil, insanın kendine, kişiliğine, insanlığına, özüne ve gizine saygıyla; insanın kendi cevherini, gizini rahatça özgürce geliştirmesini engelleyenlere öfkeyle besleniyordu.

Erdal Eren’in ardından yazdığı:

(…)
Büyü de
Büyüyüp on yedine geldiğinde
Büyü de baban sana
idamlar alacak

dizeleri başta olmak üzere birçok şiiri bestelendi. Küçüklük adıyla Zeynep, babasının nüfusuna yazdırdığı isimle Gülten Akın, 91 yıl önce 23 Ocak’ta dünyaya geldi. Yaşadıkça yazdı. Yazdıkça yaşama katıldı. Var oldu, var etti. Ben değil, biz diye diye.

-

Kaynaklar

Bütün Eserleri I - Gülten Akın, Yapı Kredi Yayınları, 2019.


Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto AnkaraAposto Ankara

BÜLTEN SAYISI

Oliver Koletzki ile tekno, başarısızlık hikayeleri☠️

Berlin'den gelen tekno esintilerine kapılıyor, Fuck Up Nights ile uzun bir aranın ardından yeniden buluşuyor ve Ankara'da iz bırakmış şair Gülten Akın'ı anıyoruz.

29 Oca 2024

Oliver Koletzki ile tekno, başarısızlık hikayeleri☠️

YAZARLAR

Görkem Demir

Carl Sagan'ın izinde. Hikaye avcı-toplayıcısı.

Aposto Ankara

Her pazartesi saat 18.00'de Ankara'dan özenle seçilmiş etkinlikler, haberler ve hikayeler.

İLGİLİ OKUMALAR