Beşiktaş Sırtında: Taşlık

Mehmet Selahattin, 25 Mart 1933
Geçen cuma havayı güzel buldum. Başka yapacak işim yoktu. Bir tramvaya atlayıp Beşiktaş’a kadar uzanayım dedim. İstanbul’un kabuğundan çıkmadığı halde bize bütün mevsimleri olgun birer yemiş gibi tattıran bu köyü nedense çok severim. Beşiktaş’a, hayır -Beşiktaşlıların kendi şivesiyle söyleyeyim- Beştaş’a ne tamamile şehir diyebiliriz ne tamamile köy. Boğaziçi burdan başladığı halde Beşiktaş’a giden Boğaz’ı görmüş sayılmaz. Bununla beraber Beşiktaş şehrin boğucu muhitine hiç benzemeyen bambaşka bir muhittir.
Dolmabahçe’nin önünde tramvaydan inince ne bakayım? Gazhane yokuşunun yanındaki sırt tıklım tıklım dolmuş. Tuhaf şey! Bu kalabalık ne acaba? Birkaç adım ilerledim. Âdeta bir pazar yeri içindeyim. Rastgele birine sordum:
“Bilmiyor musunuz?” dedi. “Ayazma var bugün.”
“Hangi ayazma?”
“Mart 9’u ayazması.”
Biraz ilerleyince gördüm. Etrafı defne yapraklarile donanmış bir kapı önünde insandan iki sıralı zincir. Ayazma burası imiş. Parmaklığın arkasından bir papas elile işaret ediyor:
“Apoki, apoki.”
Ve arka arkaya dizilen halk itişe kakışa daracık kapıdan içeri girmeye çalışıyor.
İstanbul’da ne kadar sakat adam varsa hepsi burada. Ayazmaya girmek için evvela bu dilencilere iltifat etmek lazım. Hepsinin önünde birer çanak. İstavroz çıkarırken dudaklarile Rumca bir dua mırıldanan bir dilenciye kelli felli bir çorbacı bir yirmi beşlik fırlattı. Herhalde ayazmada yatan ayanın himmetiyle olacak herifin iki gözü birden açılmasın mı? Ötekiler bu yirmi beşlik sesini duyunca fare kokusu almış kedi gibi köşelerinde sinsi sinsi bekleştiler. Fakat ikinci bir yirmi beşlik atan olmadı.
Avucundaki paraları şakırdatarak dolaşan papasa bir mektepli imrenerek baktı:
“Bu züğürtlükte dünyaya papas gelmeli imişiz!”
Arkadaşı güldü.
“Evet ama böyle papas değil.”
“Ya nasıl papas?”
“Matmazel Şor’u kaçıran papas gibi papas.”
Burada açıkgözler yalnız ayazmanın papasları değil. Arapçaya çalar kısık bir ses durmadan haykırıyor:
“Efendim, var ikramiye bol. Livanita, pudra, badehu şeker, şekolata ve daha envaı hediye!”
Çocuklar gündeliklerinin kuvveti yettiği kadar bu bol hediyeli (?) bisküvilere hücum ettiler. Fakat çekilen yüzlerce kutunun içinde hediye namına yarım kiloluk bayat bir çikolatadan başka bir şey çıkmayınca ilk hararet tavsadı. Bisküvici bu rağbetsizlikten sinirlenmeye başladı. Etrafına toplananları dağıtarak “Heydi yallah!” dedi. Yok burada Karagöz. Siz bir kenar durazak ben mal satazak.”
Derken kulağımın tozunda çıngırak gibi madenî bir ses:
“Başkasına yar oldu,
Eller bahtiyar oldu!”
Başımı çevirdim. Oh, keka! Ehlidilin biri çayırın etrafına germiş bir tel. Atmış içine birkaç sandalya, kurmuş gramofonu. Tele yaklaşanlara soruyor:
“Efendim ne emredersiniz? Çay mı kahve mi?”
Taşlık’a giden yolda karınca gibi satıcı. Macuncu durmadan bağırıyor:
“Haydi erbabı bilir. Erbabı bilir dedik!”
Fakat kimsenin aldırdığı yok. Kendi kendime güldüm. Şu adamcağız sabahtan akşama kadar sokak sokak “Erbabı bilir!” diye haykırarak dolaşır. Daha şu zavallının macunundan tadanı görmedim. Acaba İstanbul’da erbap adam kalmadı mı?
Taşlık’a çıkanların arkasına ben de takıldım. Seddin üstünde insanın bakmakla doyamayacağı bir manzara var. Çamlıca Tepesi ile hemen hemen bir hizadayız. Boğaz’ın Anadolu kıyısı, İhsaniye’den Çengelköy sırtlarına kadar ayağımın altında menevişli bir halı gibi serili duruyor. Sanki her uçuşta sinema gibi birkaç yeri birden gösteren uzun ipli bir salıncakta sallanıyorum. Başımı hafifçe sağa çevirdim mi Marmara… Sola çevirdim mi orta Boğaz… İleriye baktım mı tepesi dumanlı Alemdağı…
Taşlık’ta birkaç sevgiliyi bir anda kucaklamak fırsatı var. Gözler pek az yerde bu kadar bakışlarının sınırından dışarısını seyredebilir. Ve insan pek az yerde bu kadar güzelliği bir arada bulur.
* Mehmet Selahattin Güngör’ün yazılarındaki tüm ifadelerine katılmasak da anlamı ve anlatımı bozacak ya da değiştirecek herhangi bir değişiklik yapılmadı. Dönemin anlam dünyasına sadık kalındı. ‘İstanbul’da Nasıl Eğleniyorduk’un amaçlarından biri de, yazara hak ettiği değeri vererek İstanbul’un geçmişine dair zengin bilgiler içeren bu yazıları gün yüzüne çıkarmak.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Matmazel Şor, Atina, İstanbul, Taşlık, Beşiktaş
28 Mar 2023

YAZARLAR

İstanbul'da Nasıl Eğleniyorduk?
1920 ve 30'ların İstanbul eğlence hayatını bir gazetecinin röportajlarından takip eder, her salı yayımlanır.
İLGİLİ OKUMALAR


