Bilgi Üniversitesi'nin faaliyet izni kaldırıldı: Öğrencileri ve akademisyenleri neler bekliyor?

Türkiye'nin dördüncü vakıf üniversitesi olarak kurulan İstanbul Bilgi Üniversitesi'nin faaliyet izni Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın Resmî Gazete'de yayımlanan kararıyla kaldırıldı. Peki şimdi ne olacak? Bilgi Üniversitesi öğrencileri ve akademisyenleri, üniversitede yaşananları anlattı.
Bilgi Üniversitesi'nin faaliyet izni kaldırıldı: Öğrencileri ve akademisyenleri neler bekliyor?

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

Türkiye'nin dördüncü vakıf üniversitesi olarak kurulan İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin faaliyet izni, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla 22 Mayıs 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan kararla, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun ek 11’inci maddesi uyarınca kaldırıldı.

  • Böylece TMSF'nin el koyduğu Can Holding'in bünyesinde yer alan ve Eylül 2025'den bu yana kayyum tarafından yönetilen üniversite fiilen kapatılmış oldu.

Üniversite Kuştepe, Dolapdere ve Santralİstanbul kampüslerinde yaklaşık 210 bin metrekarelik alanda faaliyet gösteriyordu. Resmî bilgilere göre İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin 20 bini aşkın öğrencisi, 70 binden fazla mezunu ve 1.000’i aşkın akademik personeli bulunuyor; 8 fakülte, 3 enstitü ve 3 meslek yüksekokulunda lisans, lisansüstü ve önlisans düzeyinde 150’yi aşkın program yürütülüyordu.

Bilgi Üniversitesi, 2006'da dünya genelinde üniversiteleri bulunan ABD merkezli Laureate Uluslararası Üniversiteler Ağı'na geçmiş; 2019'da 90 milyon dolar karşılığında Can Holding'e satılmıştı.

Can Holding operasyonları

Hazine ve Maliye Bakanlığı’na bağlı Mali Suçları Araştırma Kurulu’nun (MASAK) raporlarına ve mali denetim birimlerinin incelemelerine dayanan soruşturma kapsamında, Can Holding ve ilişkili 121 şirkete ait hesaplarda 88 milyar TL’lik şüpheli para hareketi tespit edildi.

Can Holding’e yönelik ilk dalga operasyon, 11 Eylül 2025’te İstanbul merkezli olarak Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatıldı. “Suç örgütü kurmak”, “vergi kaçakçılığı”, “dolandırıcılık” ve “kara para aklama” suçlamalarıyla yürütülen soruşturmada Mehmet Şakir Can, Kemal Can ve Kenan Tekdağ’ın da aralarında bulunduğu 10 kişi hakkında gözaltı kararı verildi; gözaltına alınan isimlerden Kenan Tekdağ daha sonra adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. 

  • Aynı soruşturma kapsamında Ciner Şirketler Grubu’nun sahibi Turgay Ciner ve bazı yöneticiler hakkında da işlemler yapıldı; Ciner Grubu’nun Can Holding’e devrettiği medya kuruluşları soruşturma dosyasına girdi.

1 Ekim 2025’te Can Holding ve Ciner Grubu çatısı altındaki 18 şirkete Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu kayyum olarak atandı; el konulan 121 şirket arasında Habertürk, Show TV, Bloomberg HT gibi medya kuruluşlarının yanı sıra Doğa Kolejleri ve İstanbul Bilgi Üniversitesi de yer aldı.

YÖK Başkanı Erol Özvar, kayyum atanmasının ardından üniversitedeki eğitim faaliyetlerinin kesintisiz süreceğini duyurmuştu.

Mevcut öğrencilerin durumu ne olacak?

Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK), vakıf üniversitelerinin faaliyet izninin kaldırılması hâlinde öğrencilerin eğitimine nasıl devam edeceğini düzenleyen bir “garantör devlet üniversiteleri” yönergesi bulunuyor. 

  • Bu sisteme göre “garantör üniversite”, faaliyet izni kaldırılan vakıf üniversitesinin öğrencilerinin aktarılacağı devlet üniversitesi olarak tanımlanıyor ve vakıf üniversitesiyle yapılan protokollerle önceden belirleniyor.

İstanbul Bilgi Üniversitesi için 2021 yılında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin (MSGSÜ) garantör devlet üniversitesi olarak belirlendiği açıklanmıştı. Yönergeye göre, garantör üniversitenin kapasitesinin yeterli olmaması durumunda YÖK, öğrencilerin aktarılacağı ikinci bir devlet üniversitesi daha belirleyebiliyor; bu kurum kamuoyunda “üçüncü üniversite” olarak anılıyor.

YÖK’ün mevcut mevzuat çerçevesinde izlediği uygulamalara göre faaliyet izni kaldırılan vakıf üniversitelerinde kayıtlı öğrenciler için YÖK bir yerleştirme süreci başlatıyor; öğrenciler ÖSYM puanları ya da belirlenen diğer kriterlere göre başta garantör devlet üniversitesi olmak üzere devlet veya vakıf üniversitelerine yerleştiriliyor. Öğrenciler isterlerse başka üniversitelerde “özel öğrenci” statüsüyle ders alabiliyor; ayrıca not ortalamalarına göre yatay geçiş başvurusu yapma imkanı da bulunuyor. Yerleştirilen öğrencilerin eğitimlerine, mezun oluncaya kadar yeni üniversitelerinin diplomalarıyla devam etmeleri öngörülüyor.

YÖK, Bilgi Üniversitesi kararı sonrasında yaptığı açıklamada, hem öğrencilerin hem de idari ve akademik personelin mağdur edilmemesi için gerekli tedbirlerin ivedilikle alınacağını ve ayrıntılı bilgilendirmenin kendi resmî kanalları üzerinden yapılacağını duyurdu.

Geçmiş örneklerde ne olmuştu?

Türkiye’de vakıf üniversitelerinin faaliyet izinlerinin iptal edilerek devlet üniversitelerine devredilmesi süreci ilk kez yaşanmıyor. Hafızalardaki iki örnek sürecin nasıl ilerleyeceğine dair ışık tutuyor:

  • Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu'nun adıyla özdeşleşen Bilim ve Sanat Vakfı tarafından 2008 yılında kurulan İstanbul Şehir Üniversitesi, Ahmet Davutoğlu ile Recep Tayyip Erdoğan arasındaki geriliminin yükseldiği dönemde faaliyet izninin kaldırılmasıyla gündeme gelmişti. Üniversitenin faaliyet izni, "mevcut mali durumunun eğitim-öğretim faaliyetini sürdürümeyecek hâle gelmesi; bunun öğrencilerin, akademik ve idari personelin mağduriyetini büyütecek olması ve eğitim-öğretim faaliyetlerinin aksamasının artık kaçınılmaz hâle gelmesi" gerekçesiyle önce 2019'da geçici olarak durduruldu; idaresi ve öğrencileri, garantör Marmara Üniversitesi’ne devredildi. Ardından 30 Haziran 2020’de Cumhurbaşkanı kararıyla faaliyet izni tamamen kaldırıldı; üniversite kapandı, Dragos kampüsü Marmara’ya tahsis edildi.
  • Haliç Üniversitesi'nde ise YÖK, 2016’da yapılan denetimlerde “kötü yönetim” ve ciddi mali sorunlar tespit etti; faaliyet iznini geçici olarak durdurup yönetimi garantör İstanbul Üniversitesi’ne devretti. Mütevelli heyeti görevden alındı, yerine İstanbul Üniversitesi yönetim kurulu geçici mütevelli heyet gibi davrandı. Ama üniversite tamamen kapatılmadı; yeni heyet atandıktan sonra Haliç kendi statüsüne dönerek öğretime devam etti.

Öğrencilerden çağrı

Kapatma kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasının ardından İstanbul Bilgi Üniversitesi öğrencileri ve üniversite bileşenleri, üniversitenin Santralİstanbul kampüsünde eylem çağrısı yaptı. Bilgi Öğrenci Dayanışması ve Bilgi Susmuyor Platformu’nun çağrısına göre öğrenciler bugün saat 14.00’te kampüste toplanarak karara karşı açıklama yapmayı planlıyor. 

  • İstanbul Üniversitesi, Sabancı Üniversitesi, Galatasaray Üniversitesi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi öğrencileri ile çeşitli öğrenci dayanışma ağları ve Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Vakıf Üniversiteleri Birimi de Santralİstanbul’a dayanışma çağrısında bulundu.

Bilgi Öğrenci Dayanışması imzalı duyuruda, “Bilgi Üniversitesi’nin kapatılma kararını tanımıyoruz. Önce hukuksuz kayyım ataması, ardından usulsüz kapatma kararı halkın iradesinin açıkça gasp edilmesidir. Geleceksizleştirildiğimiz bir düzende yaşamayı reddediyoruz” ifadeleri kullanıldı.

'Olayı sosyal medyada öğrendik'

Olay hakkında görüşlerini sorduğumuz İstanbul Bilgi Üniversitesi Psikoloji Bölümü ikinci sınıf öğrencisi ve Bilgi Öğrenci Dayanışması üyesi Hafize, kapatma kararını sosyal medyadan öğrendiklerini, üniversite yönetiminden resmî bir bilgilendirme almadıklarını söylüyor:

"Haberi ilk olarak Twitter’da gördük, ardından Resmî Gazete’yi kontrol ettik. Ne üniversite yönetimi ne de YÖK öğrencilere yönelik bir bilgilendirme yaptı. Hocalarımız da Rektörlük de kendilerine önceden bilgi verilmediğini söylüyor.”

Aynı zamanda hukuk bölümüyle çift anadal yapan öğrenci, sabah saatlerinde Rektörlükle yapılan görüşmeyi ise şu sözlerle aktarıyor:

“Bu sabah Rektörlükle görüştük. Rektör bize, ‘Bizim de önceden bilgimiz yoktu’ dedi. Şu an okulda yalnızca güvenlik önlemleri artırılmış durumda, ancak öğrencilere herhangi bir açıklama yapılmıyor. Önümüzdeki hafta için planlanan etkinlikler vardı. Geçen hafta üniversitenin 30. yıl festivalini yapmıştık. Eğer böyle bir durumdan önceden haberdar olsalardı bu kadar kapsamlı ve ileriye dönük etkinlikler planlanmazdı.”

Hafize, ilk haberin ardından öğrenciler arasında büyük bir belirsizlik ve kaygı oluştuğunu söylüyor. Ancak öğrenciler, uzun süredir üniversitenin yönetim anlayışının değiştiğini düşündüklerini, etkinliklerin engellendiğini, sansür uygulandığını ve güvenlik görevlilerinin baskısıyla karşılaştıklarını ifade ediyor.

Hafize’ye göre, kampüste derslerin ve sınavların akıbeti tartışılırken, özellikle yurtlarda kalan öğrenciler arasında da büyük bir belirsizlik yaşanıyor:

“Tüm öğrenciler, hocalar şok içinde. Kimse böyle bir kararı beklemiyordu. Derslere devam edilecek mi, sınavlar olacak mı diye konuşuluyor. Yarın sınavım vardı mesela, ne olacak? Okulumuzun kapatılması gerçekmiş gibi gelmiyor. Okul gruplarında herkes çok öfkeli, gece yarısı okula gelenler ve okulda bekleyenler vardı. Herkes ne yapabileceğimizi, nasıl bir eylem planı geliştirilebileceğini konuşuyor. Şu an okul çok kalabalık. Bütün öğrenciler, hocalar ve görevliler burada.

‘Bazılarımız okulu bırakmak zorunda kalacak’

Hafize, öğrencilerin başka üniversitelere yönlendirilmesi ihtimalinin ciddi akademik sorunlar yaratabileceğini de düşünüyor:

“Benim bölümüm İngilizce ama Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde psikoloji bölümü Türkçe. Ders içerikleri aynı değil. Ayrıca oradaki psikoloji bölümünün de kapatılacağını duyduk. Zaten bizim üniversitemizdeki pek çok bölüm MSGSÜ’de yok."

Üniversitenin yaklaşık 20 bin öğrencisinin başka kurumlara dağıtılmasının öğrencilerin tercihleri dışında olacağını belirten Hafize, bunun özellikle burslu öğrenciler açısından büyük hak kayıpları doğuracağını dile getiriyor:

“Başka okullara dağıtılmamız durumunda bu, insanların isteği dışında bir durum olacak. Çünkü mesela ben bu üniversiteye tam burslu şekilde Türkiye 2400'üncüsü olarak geldim. Ama başka üniversiteye geçme durumumda çift anadal yapma olasılığım olmayacak, Erasmus yapma ve İngilizce öğrenim görme olasılığım kalmayacak.

Okulda olanaklarımız çok genişti, çok iyi ve tecrübeli hocalarımız var. Ama hepsi işsiz kalacak. Biz şu an tamamen eğitim hakkımızdan yoksun bırakıldık. Bazılarımız okulu bırakmak ya da baştan başlamak zorunda kalacak.”

Akademisyenler ne diyor?

İstanbul Bilgi Üniversitesi Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Adem Sözüer, Türkiye’de üniversiteler ve akademik kurumlara geçmişte de benzer müdahaleler olduğunu belirtiyor.

Sözüer, önceki örneklere değinerek kayyum uygulamalarının ve üniversite yönetimlerine müdahalelerin akademik yapıyı zayıflattığını söylüyor:

“Ben 40 yıl İstanbul Üniversitesi’ndeydim, orada oluşturulan kayyum rejimi diploma iptallerine kadar gitti. Boğaziçi Üniversitesi'nde de görevden almalar, öğrenci kulüplerinin kapatılması gibi hukuka aykırı uygulamalarla üniversite akademik, kurumsal, maddi ve manevi kimliğinden koparıldı. Şehir Üniversitesi'nin kapatılması da aslında siyasi amaçlarla yapılmıştı.”

Sözüer, üniversitelerin kapatılması ya da yapısının değiştirilmesine ilişkin süreçlerin siyasi yönüne dikkat çekerek şu ifadeleri kullanıyor:

“Çünkü üniversitenin kurucu vakfında Ahmet Davutoğlu vardı ve o da iktidar partisinden ayrılmıştı. Hükümette kendine muhalefet edenlerin elinde bir üniversite olmasını uygun görmedi ve kapatıldı.”

Kendi akademik sürecine de değinen Sözüer, İstanbul Bilgi Üniversitesi’ne geçiş sürecini şöyle anlatıyor:

“İstanbul Üniversitesi’ndeki son yönetimle anlaşamadığım için sözleşmeli devam edemedim. Planlanmış uluslararası etkinlikleri yapmak için emekli öğretim üyesi olarak Bilgi Üniversitesi’ne geçtim. Orada çok kapsamlı akademik etkinlikler yaptık. Hatta bir etkinliğe Ekrem İmamoğlu geldi ve açılış konuşması yaptı. İmamoğlu’nu üniversiteye davet eden tek üniversite Bilgi Üniversitesi olmuştur.”

Sözüer, son gelişmelerin hem öğrenciler hem de akademisyenler açısından ciddi bir belirsizlik yarattığını söylüyor ve kararın zamanlamasına dikkat çekerek öğrencilerin sınav dönemi nedeniyle daha da zor bir süreç yaşadığını ifade ediyor:

“Bayram sonrası final sınavları var. Hukuksuz bir uygulamanın bile bir zamanlaması olabilir. Öğrencilere neden böyle bir durum yaşatılıyor? Binlerce öğretim elemanı ve üniversite çalışanı için çok zor bir dönem başlıyor.”

Üniversitenin akademik niteliğine vurgu yapan Sözüer, çözüm yerine kapatma kararının tercih edilmesini eleştiriyor:

“Bilgi Üniversitesi mevcut koşullarda özgürlükçü bir ortamın olduğu, çok sayıda yabancı öğrencisi bulunan güçlü bir kurumsallığa sahip bir üniversiteydi. Sorunlar çeşitli tedbirlerle giderilebilirdi. Örneğin Haliç Üniversitesi bir dönem İstanbul Üniversitesi tarafından yönetildi ama varlığını sürdürdü. O hâlde soru şu: Neden Bilgi Üniversitesi kurumsal kimliğiyle birlikte ortadan kaldırılmak isteniyor?”

Sözüer ayrıca vakıf üniversiteleri kanunla kurulduğu için idari bir kararla kapatılamayacağını da vurguluyor ve ekliyor:

“Türkiye pozitif hukuku devre dışı bıraktı ve fiili bir rejimle yönetilmeye başlandı. Bu nedenle verilen kararların hukukiliğini tartışmanın bir anlamı kalmıyor, karşı karşıya olduğumuz sorun hukuki değil, siyasal rejim sorunudur.”

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

YAZARLAR

Melisa Gülbaş

Aposto editörü

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

SpektrumSpektrum

HİKAYE

Britanya siyasetinin yeni perdesi: Andy Burnham dönemi ne getirecek?

Westminster siyasetinin geleneksel işleyişine karşı halk arasında biriken öfke, kendini Londra merkezli sistemin dışından geliyormuş gibi konumlandıran eski Manchester Belediye Başkanı, yeni Başbakan Andy Burnham için ilk aşamada bir avantaj sağlıyor şüphesiz. Ancak şimdilik adeta “İngiliz siyasetini kurtaracak bir halk kahramanı olarak selamlanan ve yüceltilen” karizmatik lider Andy Burnham için en büyük sınav, göreve geldikten sonra rüzgar tersten estiğinde ülkesi için anlattığı hikayeye tutunup tutunamayacağı olacak.

Batur Ozan Togay

·

21 Tem 2026

Britanya siyasetinin yeni perdesi: Andy Burnham dönemi ne getirecek?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

KKTC Doğalgaz Boru Hattı: Başarıya giden yol mu?

Türkiye ile KKTC arasında imzalanan mutabakat zaptıyla iki ülkeyi denizin altından bağlayacak doğalgaz boru hattı için çalışmalar resmen başladı. Doğu Akdeniz gaz havzası sadece Kıbrıs (Rum ve Türk kesimi olması bağlamından bağımsız) için değil, Mısır ve İsrail’de dahil olmak üzere son dönemde öne çıkan, doğalgaz rezervleri açısından da oldukça önemli bir havza. Peki bu adımın getirileri ne olabilir?

Birol Oğuz

·

20 Tem 2026

KKTC Doğalgaz Boru Hattı: Başarıya giden yol mu?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Güven ve şeffaflık: Derneklere bağış yapmadan önce nelere dikkat edilmeli?

Ahbap Derneği soruşturması, Türkiye'de milyonlarca kişinin bağış yaptığı dernek ile vakıflara ilişkin güven ve şeffaflık tartışmalarını gündeme getirdi. Peki bir derneğe bağış yapmadan önce nelere dikkat edilmeli? Bir derneğin güvenilir olduğu nasıl anlaşılır?

Melisa Gülbaş

·

20 Tem 2026

Güven ve şeffaflık: Derneklere bağış yapmadan önce nelere dikkat edilmeli?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Sahne önü ve arkası: NATO Zirvesi hakkında akla takılan hayati noktalar

7-8 Temmuz 2026 tarihinde Ankara’da toplanan NATO liderler zirvesi, ittifakın kendisi hakkında çok daha derin soru ve sorunları gündeme getiriyordu. Avrupa merkezli NATO ile Donald Trump başkanlığındaki Amerikan yönetiminin zıt tutumları nedeniyle Atlantik ötesi ilişkiler giderek karmaşıklaşıyor, anlaşmazlıklar derinleşiyor ve kapsamı genişliyor. Peki Türkiye bu denklemde nerede duruyor?

Faik Bulut

·

20 Tem 2026

Sahne önü ve arkası: NATO Zirvesi hakkında akla takılan hayati noktalar
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Başka bir kader yoksa: Çocuklara verilecek cezaların artırılmasının sonuçları ne olabilir?

Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

Başka bir kader yoksa: Çocuklara verilecek cezaların artırılmasının sonuçları ne olabilir?