Bir Alman fabrikasında çalışan işçi anlatıyor: Onlar ne iltimas dinliyorlar, ne de adamı hor kullanıyorlar!

Patronları alçak gönüllü insanlarmış; daima işçilerin arasında dolaşır, hal hatır sorarlarmış.

(35)


Aradan günler gençti. Bir gün fabrikadaki yevmilerimi ve oraya bıraktığım nüfus kağıdımı almayı düşündüm. Oraya gideceğim bir günü kararlaştırdım. O gün sabahleyin saat ona doğru köprüye indim. Haliç iskelesinde Balata uğrıyacak küçük vapura adımımı atarken işçi kıyafetli biri bilhassa sürtünerek benden önce vapura atladı.

Biletim ikinciydi. Yerime oturdum. Henüz iskeleden ayrılmamıştık. Bana sürtünen delikanlı da bir şeyler söyliyerek yanıma oturdu. Mütemadiyen bir deli gibi söyleniyor ve anlatıyor, sanki ben onun eski bir tanıdığı imişim gibi. Fakat sözlerinde takılma, yılışma edası yoktu. Samimi, bir erkek arkadaşiyle konuşur gibi davranıyordu.

Bana herkesin işitebileceği bir sesle dünkü günü nasıl geçtiğini anlatıyordu. Pazar günü hava iyi olduğu için gezip tozmuş, işçilik çok tatlı şeymiş, ne anası, ne babası varmıi, hayatta yegâne sevdiği şey İstanbulmuş.

Vaktiyle Alpullu şeker fabrikasında çalışıyormuş. Kendisini sevdirdiği için kredisi yerinde, mevkii bulunmaz bir yermiş. Fakat, sırf İstanbul için bu güzel yerini bırakıp gelmiş. Ehhhh! Şimdi de aç açık değilmiş. Hamdolsun yüz elli kuruş gündelik alıyormuş. Bu gün çok neşeli imiş. Cumartesi günü hafta sonu olduğu için toplu para almışlar. Dün eğlenmiş, sinemaya gitmiş, haydutlar filmini görmüş.

Genç adamın bu lâübaliliği tuhafıma gitmişti. Fakat bir işçi oluşundan yadırgamıyordum. Bundan evvel ben de işçi değil miydim. Şimdi de yevmiyelerimi almıya gitmiyor muydum? Benimle tanışıyormuş gibi konuşuşundan şüphelenmiştim. Yoksa bu genç de çalıştığım fabrikada mı çalışıyordu.

Delikanlı haki ketenden bir iş elbisesi giymişti. Üzerinde kırmızı yağlı boya izleri işçi olduğunun deliliydi.

Ona:

— Nerede çalışıyorsun? diye sordum.

Şöyle bir yüzüme baktıktan sonra:

— Almanların yanında, dedi. Onlar ne iltimas dinliyorlar, ne de adamı hor kullanıyorlar. Patron bizimle beraber çalışıyor, aramızda dolaşıyor. Hal, hatır soruyor, alçak gönüllü insanlar!: Ama çok ciddîdirler. Adamdan lâf değil, iş istiyorlar.

— İşe kaçta başlıyorsunuz?

— İşe tam yedide başlıyoruz, akşam da beş oldu mu paydos. Ha sen nerede işliyorsun? Herhalde Balatta...

— Evet, dedim, Balatta... Süreyya paşa fabrikasında çalışıyorum.

— Ne alıyorsun bari?

— Saatte altı kuruş.

Balata gelmiştik. İndim. İnerken de:

— Allaha ısmarladık, dedim.

— Güle güle...

Yılışık bir sokak çapkını gibi peşime takıldı. Yalnız arkamdan baka kaldı. Acaba bu ahbaplığın uzıyacağınımı tamin ediyordu?.

***

Fabrikaya girdiğim zaman her şeyi yabancı buldum. Üzerime tuhaf bir çekingenlik ve ürkeklik gelmişti. Kapı eşiğinde ayakta duranlar, gözüme çarpan bütün yüzler yabancıydı.

İyi kalpli kapıciyle karşılaşamadım. Onun yerinde bir başkası vardı. Gece nöbetine geçmiş olacaktı.

Ayakta duvara dayanmış olan küçük bir erkek çocuğuna yaklaştım:

— Ne bekliyorsun? diye sordum.

— İşçiyim, dedi. Yeni girdim. Muamelem yapılacak.

— Ne alacaksın?

— Saatte 6 kuruş.

— Geceleri de çalışacak mısın?

— Tabii!

Onunla fazla konuşmıya imkân bulamadım. Kapıcı sert, çatık bir suratla yanıma yaklaştı. Karga gibi dik bakışlarla beni süzerek tek kelime söylemeden gene yanımdan uzaklaştı.

Bu bakışın bir manası vardı. Fabrika işçileriyle konuşulmaz. Hattâ başka kısımda çalışanların bile biribirleriyle sıkı fıkı ahbap olmalarına tevaz yoktur.

Kapıcının dilsiz işaretlerinden bu manayı çıkarınca çocuğun yanından ayrıldım.

Doğru fabrikaya girdiğim zaman ilk uğradığım odanın kapısını tuttum. İçeride gene ayni adam, ayni masa başında oturuyordu. Bana arkası dönüktü. Ona fısıldar gibi artık fabrikaya devam edemiyeceğimi söyledim. Şimdiye kadar hasta olduğumu da ilâveyi unutmadım.

— Pek alâ, dedi.

— Nüfus kağıdımla çalıştığım günlerin parasını almaya geldim. O bu son cümleyi duymamış gibi hareket etti.

— Şimdiye kadar neredeydin? Neye devam etmedin?

Biraz evvel anlattıklarımı tekrarladım. Ve bu hikâye de böylece bitti.

NERİMAN

SON


Kaynak: Haber (Akşam Postası), 27 Birincikânun 1937, Sayfa 11.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

KupürKupür

BÜLTEN SAYISI

Bir işçi gibi fabrikada çalıştım; hizmetçilik yaptım! #9

"Biraz evvel anlattıklarımı tekrarladım. Ve bu hikaye de böylece bitti."

02 Ara 2022

Kupür #7

YAZARLAR

Kupür

Geçmiş gazete ve dergilerden yazılar, makaleler, röportajlar. İki haftada bir cuma neşrolunur.

İLGİLİ OKUMALAR