Bir Bilsen: Hollanda'da birinci kuşak göçmen kadınlar

Amerikalı antropolog Edward T. Hall’ın “buzdağı kültür modeli”ne göre, yeni bir kültüre girdiğinizde vücut dili, giyim tarzı, yeme alışkanlıkları gibi detayları kolayca fark etmek mümkün olurken değer, inanç ve önyargı gibi daha karmaşık kavramları anlamak zaman alır. Diğer bir deyişle, çarptığınız ve çarpmaya devam ettiğiniz dağın büyük kısmı suyun altındadır.
Hall, bu teoriyi 1970’lerde geliştirdi ancak bence hâlâ geçerliliğini koruyor. Buzdağı teorisi bana kendi özelimde, iki yıl önce taşındığım Hollanda’da toplumun bir parçası olmaya çalışırken bazen çatıştığım, bazen öğrendiğim değerleri ve yeni bir pencereden baktığım İkinci Dünya Savaşı tarihini düşündürüyor. Bilen (ve yaşayan) bilir, belki de tutumlu ötesi Hollandalılara 2024 yılında bile on sentin hesabını yaptıran 22.000 kişinin açlıktan öldüğü Açlık Kışı’dır. Ve pek düşünmeyiz, ama Türkiye’den Hollanda’ya 70.000 misafir işçinin (ve nihayetinde ailelerinin) gitmesi de aslında İkinci Dünya Savaşı’nın sonuçlarından biridir.
Bir Bilsen: Hollanda'da birinci kuşak Türkiyeli kadınlar, Çiğdem Yüksel. nai010 publishers.
Fotoğrafçı Çiğdem Yüksel’in anneannesi, Hollanda’ya eşinin işi sebebiyle gelen binlerce kadından biriydi. Yüksel’in, artık hayatta olmayan anneannesinin bu yeni ülkedeki “görünmez” statüsünden de ilham alan fotoğraf projesi “Bir Bilsen” bu hafta itibarıyla 25 Mayıs 2025’e kadar Hollanda’daki en prestijli fotoğraf müzelerinden Nederlands Fotomuseum’da görülebilecek. Yüksel’in aynı adı taşıyan kitabı da nai010 publishers etiketiyle Türkçe, İngilizce ve Hollandaca olarak yayımlandı.
Ödüllü bir fotoğrafçı olan Yüksel’in projedeki yola çıkış noktası, 40'ı aşkın yıldır Hollanda basınında Türkiye’den gelmiş kadınlar haberleştirilirken kullanılan fotoğraflar: Farklı zamanlarda, farklı fotoğrafçılar tarafından çekilse de bu fotoğraflarda her seferinde aynı kompozisyon var: Arkası dönük, desenli baş örtüsü takmış bir kadın, bir eliyle küçük bir çocuğun elini tutuyor, diğer eliyle naylon bir poşet taşıyor. Her fotoğrafta fotoğrafçı sanki yanlarına yaklaşmaya korkarmış gibi, çocuk ve kadının 15-20 adım arkasında.
Birinci kuşak göçmen kadınların gerçek hikayelerini merak eden Yüksel ise hem gezici fotoğraf stüdyosuyla kitaptaki 22 kadının portrelerini çekiyor ve mülakatlarla hikayelerini dinliyor, hem de gazeteci Hızır Cengiz’le beraber bu hikayeleri dünyayla buluşturuyor.
Ayrıca kişisel fotoğraf arşivlerine ışık tutarak “ailesinin/kocasının baskısı altındaki ev kadını” tektipleştirmesinin gerçekten ne kadar uzak olduğunun altını çiziyor. Sergiye adını veren “bir bilsen” ifadesi, birbirinden çok farklı hayatlar yaşayan bu kadınların ortak söylemi, kadınlar yılların emeğini ve yorgunluğunu taşırken bile etmedikleri sitemin ikamesi oluyor.

"Bir Bilsen" projesinin arkasındaki fotoğrafçı, Çiğdem Yüksel. Sanatçının izniyle.
Yüksel, projeden şöyle bahsediyor:
“Anneannem gibi, birinci kuşak Türkiyeli kadınların deneyimlerini anlatan görsellerin yokluğunu ne kadar çok hissettiğimi fark ettim. Onların tecrübelerini hakkını vererek anlatan, benim kuşağımın ve benden sonrakilerin bu kadınların kim olduğunu, Hollanda’daki hikayemizin nasıl başladığını anlatan bir arşiv. Görsel mirasımızı hemen güçlendirmezsek bu tarih, bu kadınların tarihi her zaman görünmez kalacak.”

Bertien van Manen, Almelo 1978, Ten Dam tavuk kesimhanesinde kadın grevi - “Misafir Kadınlar” dizisinden. Nederlands Fotomuseum'un izniyle.
Yüksel’in sergi ve kitap projesi, bu yıl hayatını kaybeden Hollandalı fotoğrafçı Bertien van Manen’e de saygı duruşunda bulunuyor, hatta serginin küratörlerinden biri van Manen’in asistanı Iris Bergman. Van Manen, 1970’lerdeki “Misafir Kadınlar” projesiyle, Hollanda’ya Türkiye’den gitmiş kadın işçileri fotoğraflayan az sayıdaki fotoğrafçıdan biri. Ten Dam tavuk kesimhanesinde çektiği fotoğraf, Nederlands Fotomuseum’un “Hall of Fame of Dutch Photography” kalıcı sergisinde yer alıyor.

İclal Sürmeli'nin Çiğdem Yüksel tarafından çekilmiş portresi, sanatçının izniyle.
Kitaptaki 22 kadının hikayesi de apayrı. Kitabın kapağında motosikletli resmiyle yer alan İclal Sürmeli, annesi ve babasıyla 15 yaşındayken Hollanda’ya gelip Hollandacayı fıstık ezmesi fabrikasındaki iş arkadaşlarından öğreniyor. Ülkedeki ilk günlerini şöyle hatırlıyor:
“Hollanda’ya yeni geldiğimde memleketimiz Urfa’nın dağlarını özlüyordum. Çatıya çıksam görürüm belki, dedim. Tavandaki kapaktan yukarıya çıkıp dışarıya baktım, dağ falan görmeyince ağlamaya başladım. Annem peşimden gelmişti, o da gözyaşı döküyordu. İkimiz çatıdayken babam geldi. 'Urfa’yı özlüyoruz' dedi annem. 'Unutun Urfa’yı,' dedi babam, 'buradayız artık.'”

Erzurum, 1984. Necibe Bulaz-Akbulut ve çocuklarının yaz tatili için Türkiye’ye geldiklerinde uçaktan inişleri. Necibe Bulaz-Akbulut arşivinden, Çiğdem Yüksel'in izniyle.
Necibe Bulaz-Akbulut, evlenip Iğdır'dan gittiği Lahey’de, güzel zamanlar kadar zor zamanları da anlatıyor:
“Bir keresinde kocamla sahile gitmiştik. Hava sıcaktı, kalabalıktı. Pardösü giymiştim, başım örtülüydü. Millet bizi görünce alkışlamaya başladı, bir tezahürat koptu, 'Humeyni, Humeyni!' diye bağırıyorlardı. Kocam oradan ayrılmak istedi, ben direndim, korktuğumuzu sanmasınlar diye. Çok tuhaftı, yolumuza devam ettik ama.
Başka zamanlarda da alay edildiğim oldu. Burada oturduğum ilk yıl, 1973 yılında, Hollandacam yoktu henüz. Temizlikçi olarak çalıştığım KLM Havayolları’na otobüsle giderdim. Bir keresinde şoför direksiyonu aniden kırınca bir hanıma çarptım. Kızdı, ne dediğini anlayamadım. Hollandaca tek kelime biliyordum: 'Teşekkürler.' Onu söyledim. Otobüste herkes gülmeye başladı.”

Selvet Şükür'ün Çiğdem Yüksel tarafından çekilmiş portresi, sanatçının izniyle.
1973’te, kadınlar nadiren Hollanda’ya göç ederken Kırklareli, Kumköy’den Amsterdam’a giden Selvet Şükür, gençliğinden şöyle bahsediyor:
“Cips ambalajlamada, manto fabrikasında, tekstil atölyesinde ve Kinkerstraat Sokağı’nda fotoğraf albümü yaptığımız bir dükkanda çalıştım. İş arkadaşlarımla iletişim kurabilmek için küçük bir sözlükten faydalanıyordum. Bir şey sormak veya söylemek istediğimde ilgili sözcükleri bulup gösterirdim. Beni kurtaran oydu.
Sonra temizlik işinde çok çalıştım, günde üç vardiya. Sabah evden çıkıp Dam Meydanı’nda bulunan bir bankanın yolunu tutardım. Öğleden sonra iki okulun, akşam da Stedelijk Müzesi’nin temizliğini yapardım. Çocuklarım için hafta sonları bayram gibiydi, büyük kahvaltı sofrası hazırlardım. Hafta içi yoktum evde. Çocuğunu uyandırma, giydirip saçını tarama, elinden alıp okula götürme zevkini yaşayamadım. Bu durumu içime sindiremedim bir türlü. Şimdi bu konuları konuşurken üzülüyorum yine.”
'Başka topraklarda yaşasaydın çiçek açardın'
Kitaba düşünceli redaksiyonlarıyla katkıda bulunan Hızır Cengiz, “Başka topraklarda yaşasaydın çiçek açardın” başlıklı, gözlerimi yaşartan denemesinde, hem kendi annesiyle ilişkisini, hem de kitabın editörlüğünün altında ezildiği anları şöyle anlatıyor:
“Birçok kez, aldığım görevi bırakmanın eşiğine geldim. Çünkü kadınların hakkını gereğince veremeyeceğimi biliyordum. Yaşamlarının, tüm o deneyimlerin, liderlik ettikleri protestoların, çalışkanlıklarının, karakterlerinin, nazik sözlerinin, bazılarının fotoğraflarda gördüğüm gülümsemelerinin, gözlerindeki ışıltının, Şefika’nın uzaklara bakışının, Birgül’ün rahmetli kocasından bahsederken akıttığı gözyaşlarının, tüm o kadınların cesaretinin ve azminin hakkını veremem. Ama düşününce hiçbir yazarın bunu yapamayacağı düşüncesi beni rahatlattı.”
Türkiye’den Hollanda’ya giden birinci kuşak göçmen kadınların tarihi, bana birinci kuşak göçmen bir kadın olarak kendi kimliğime, hatta temsil ettiğim grubun kimliğine dair bir şeyler de düşündürüyor: Ben ve benim gibi buraya 2020’lerde göçenler; İngilizce konuşan, kimi zaman Müslüman görünmeyen ya da olmayan, Hollanda’dan önce başka yerlerde de yaşamış kadınlar. Bekarsak özgürce flört ediyoruz, ailemiz varsa “koca”mızın pantolonunun ütüsü ya da evde pişen yemekle yargılanmıyoruz. Ve bunlar üzerinden çift taraflı bir üst kimlik oluşuyor: Göçmen kadın “Biz onlar gibi değiliz”i anlatmaya çalışırken, Hollanda toplumu da bu farklılığın altını çizmeye bayılıyor ve biraz samimileştiğiniz anda insanlar “Ama siz onlar gibi değilsiniz” tiradları atmayı çok seviyor.
“Bir Bilsen”le vakit geçirdikçe şunu fark ediyorum: Henüz sipariş vermenin ötesinde Hollandaca konuşamayan ben de bu kitaptaki kadınlar gibiyim ve bu “kötü” bir şey değil. Bu toplumun kültürü ve değerleriyle ilgili, kitaptaki kadınların Hollanda'daki ilk yıllarında bildiklerinden daha çok şey bilmiyorum. Hızır’ın sözleriyle bitireyim:
“Uzun süre, memleketlerinden başka bir yerde yerleşenlerin zavallı olduğunu düşündüm. Seni ve öyküsünü yazdığım kadınları tanıdığım kadarıyla artık şunu biliyorum: Uzaklara gitmek kadar cesur bir eylem yok.”
Bir Bilsen: Hollanda'da birinci kuşak Türkiyeli kadınlar kitabını buradan edinebilirsiniz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Aidiyet şarkıları ya da fotoğrafçı Çiğdem Yüksel’in gözünden, tektipleştirmenin ötesinde 22 kadın hikayesi ve objektiften geçerken görünürleşen hayatlar.
30 Eyl 2024

YAZARLAR

Büşra Erkara
Büşra Erkara, İstanbul'da yaşayan bir yazar. Kültür-sanat, yemek ve kurguyla diğer "şeylerden" daha çok ilgileniyor.

Tutto
Şimdiki zamanla ağır çekimde yeniden buluşmalar.
İLGİLİ OKUMALAR




