Bir Devlet Politikası Olarak Afrika

-
Bir Devlet Politikası Olarak Afrika

Turgut Özal döneminde Kuzey Afrika ülkeleri ile cılız ticari anlaşmalar yapılmıştı. Afrika ile resmi temaslarımız bu ve bunun gibi düşük kapasiteli ve plansız ilerliyordu. Takvimler 1998 yılını gösterirken dönemin Dışişleri Bakanı İsmail Cem’in teşvik ve katkılarıyla hazırlanan Afrika Eylem Planı ilan edildi.

Afrika Eylem Planı, hazırlandığı zamana göre oldukça ilerici bir çalışmaydı. Ülke iç gündeminde büyük tartışma ve problemler yaşarken, ekonomik krizlerle boğuşurken, böylesi bir planın yürürlüğe konması mühim bir gelişmeydi. Tabii planı yürürlüğe koymak aynı zamanda işletebilmek anlamına gelmiyor. Bu eylem planı yıllar boyunca resmi evraktan öteye geçemedi. 2003 yılında “Afrika ile Ekonomik ve Ticari İlişkileri Güçlendirme Stratejisi” hazırlandı. 2005 yılından itibaren bu planlar işletilmeye ve Afrika ile ilişkiler geliştirilmeye başlandı. Afrika algımız Kuzey Afrika ile sınırlıyken 2005 sonrası dönemde Sahraaltı Afrika’ya doğru genişledi. O günden bugüne Afrika ile olan ticaret hacmimiz 5 milyar dolardan 26 milyar dolara yükseldi.

Şüphesiz Afrika-Türkiye ilişkileri için en kritik yıl 2005’tir. Ülkemizde 2005 yılı, Afrika Yılı ilan edildi. Türkiye, Afrika Birliği’nde gözlemci ülke statüsü elde etti. 2008 yılında 1. Türkiye-Afrika Zirvesi düzenlendi. Bu zirve ile Afrika’ya açılma politikası daha sağlam bir zemin üzerine oturtuldu, ikili ilişkiler geliştirilerek stratejik ortaklıklar kuruldu.

Bir devlet politikası olarak Afrika son 16 yıl içerisinde gündeme alındı diyebiliriz. Diplomatik anlamda çalışmalar yoğunlaştı. Sadece diplomatik olarak değil devlet bünyesinde kurulan resmi kurumlar aracılığıyla insani yardım, eğitim ve kültür alanında işbirlikleri yapıldı.

Türk Hava Yolları (THY), Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA), Anadolu Ajansı (AA), Yunus Emre Enstitüsü (YEE), Türkiye Maarif Vakfı (TMV) ve Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) aracılığıyla kıtaya adeta çıkarma yapıldı.

Resmi rakamlar ve istatistikler gösteriyor ki Afrika’ya dair ciddi açılımlar var. Elçilik sayısının 12’den 42’ye yükselmesi büyük bir devrim. Ülkemiz adına sevindirici ve oldukça önemli bir adım. Ama Afrika ile ilişkiler noktasında 25 yıllık, 50 yıllık, 100 yıllık bir stratejimiz bulunmuyor. Sadece temas ediyoruz. 

Devraldığımız 'Osmanlı bakiyesi' anlayışın gölgesine sığınarak Afrika’yı sömürmeye değil dost olmaya geldik gibi oldukça romantik bir anlayış benimsiyoruz. Bunun yerine daha sistematik bir planlama yaparak ilişkiler geliştirilmeliydi. Bunu da Afrika-Türkiye ilişkileri bağlamında bir eleştiri olarak sunabiliriz. Zira bir yol haritamız, eylem planımız olduğunu söylemek güç. Zaten buna dair resmi bir açıklama veya evrak da yok. 

Afrika ile temaslarımız liderler nezdinde yürütülen ikili ilişkilerle sağlanıyor. İlişki kurma bakımından son 16 yılda bir devrim yaşansa da bunu sistematik bir hale dönüştüremediğimizi belirtmeliyiz. Zira uzman kadrolarca yürütülmesi gereken çalışmalar için yeterli miktarda yetişmiş insan bulunmuyor. Buna dair bir çalışma da yapılmıyor. Sadece liderler nezdinde temaslar yürütülüyor.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş