Bir ustalık eseri: Adam Fawer'dan Mobius

Adam Fawer, Olasılıksız ile başladığı parlak yazarlık serüvenini yeni romanı Mobius ile farklı bir mertebeye taşıdı. İkinci kez bir romanı ilk defa Türkiye'de basılan yazar, kendisiyle yapılan bir söyleşide Mobius için "ustalık eserim" tabirini kullandı. Okur bunu teveccühüyle zaman içinde gösterecek, ancak yazarın fikrine ben de katılıyorum.
Çünkü bu roman; sevgi, pişmanlık, bağlılık, sadakat, özlem, telafi gereksinimi gibi duygu dünyamıza dair kavramları, bilimkurgu, fantazya, gerilim gibi türlerin dinamik alanlarına taşıyarak kalplerimizde bir füzyon etkisi yaratmayı başarıyor. Bu hâliyle Mobius, Olasılıksız'ın yerleştiği tahtın üzerinde bir makam talep ediyor. Ancak çok satmak, çok sevilmek meselesi bambaşka bir iş. Bazen okurun çığ gibi büyüyen ilgisinde rastlantıların da bahtın da parmağı vardır. Şans dediğin şey de zaten canı isterse tıklatır kapınızı.

Adam Fawer ve Mobius'un kapağı
Yazarın Mobius'un baş karakteri Caleb'i tasarlarken ona kendi hayatının tortularını da katması, hatta yaşamında problematik kabul ettiği başlıca konuları ve otobiyografik unsurları cömertçe öyküye yedirmesi romanın içtenliğine yansımış.
Şimdi henüz okumayanlar için romanın konusundan kısaca söz edip—elbette spoiler vermemeye itina göstererek—ardından Mobius'un özgül edebi ağırlığına dönelim.
Yazgı kendine dokundurtur mu?
Start-up dünyasının zeki, potansiyelli ama bir o kadar da derbeder ruhu Caleb'in artık bir yaşam biçimi hâline getirdiği başarısızlıkların altında büyük bir suçluluk hissi yatmakta. Daha da öncesinde eşi ve yakınları, onu evine ve çocuğuna yeterince zaman ayırmamakla suçlamış ve bu duygunun altında ezilmekte. Bir gün, daha da kötüsü oluyor ve kendi gözetimindeyken gözlerinin önünde oğlunu trafik kazasına kurban veriyor. O günden sonra tamamen dağılıyor Caleb. Onu toplama görevi ise daima yanında yöresinde Hızır gibi biten vefakar ustası Jim'e düşüyor—ilerleyen bölümlerde Jim'in kim olduğunu öğrendiğinizde dayak yemiş gibi hissediyorsunuz kendinizi, orası ayrı! İşinden kovulduğunda "şimdi ne yapacağım" diye kara kara düşünürken Caleb'in imdadına koşan da Jim zaten.
- Yeni işinde, uçuk kaçık start-up projesinin içine girdikçe aklında inanılmaz bir fikir geliyor. "Eğer," diyor "mümkün olur da geçmişe gidebilirsem?"
O andan sonra öykünün geri kalanı büyük sürprizleriyle birlikte soluksuz okunup bitiyor zaten. Bu arada Rowan, Andy ve Caleb'in savaşını izlerken start-up âlemini aslında nasıl acımasız bir rekabetin ve sınırsız hırsların yönettiğini, yeni kapitalist düzende sermaye hareketlerinin akıllara durgunluk veren zalimliklerini de öğreniyorsunuz. Elbette yazarın tam 20 yılını verdiği bu sektördeki engin deneyimlerini romanına yansıtması sayesinde...
Romanın sonunda Caleb gibi, insanın varoluşundan bu yana içinden çıkamadığı düşünceleri sorgularken buluyorsunuz kendinizi:
Yazgı geri çevrilebilir, sonuçları telafi edilebilir bir şey midir? Telafi ve teselli, söz konusu yaşanıp bitmiş acı bir geçmişse ne kadar etkili olur? Pişmanlık, evet özellikle pişmanlık, bir insan yaşamını ne denli etkileyebilir?
Metafor olarak Mobius Şeridi
Yazgı, pişmanlıklarımız, telafi arzumuz ve zamanın engellerini yıkmaya dair içtenlikli bir anlatı Mobius. Belki gerçekten bir "ustalık eseri". Bir tek kusuru var, o da, ilk bölümlerinde okurundan biraz sabır isteyen durağanlığı. Belli ki yazar finale yürürken enerjisini sona saklamış. Romanının adına esin kaynağı olan "sonsuz şeridin" üzerinde ancak böyle ilerlenebildiğini göstermek istemiş.

"Uzunca bir şeridin bir ucunu 180 derece bükerek diğer ucu ile birleştirilmesiyle elde edilen geometrik yüzeydir. 1861'de Johann Benedict Listing tarafından tanımlanmış, dört yıl sonra August Ferdinand Möbius, yayımladığı bir çalışmasında tanımını vermiş, şeridin tek yüzlü olmasını yönlendirilememesiyle açıklamıştır. Normal bir şeridin iki yüzü varken Mobius şeridinin sadece bir yüzü vardır."
Bu şeridin üzerindeki bir noktadan hareket etmeye başlarsanız aynı yüzey üzerinden aynı noktaya geri dönersiniz. Bu devinimin romanla bağıntısını okuyunca kendiniz kurmalısınız.
Yazgı karşısında çaresizliğimiz
Yazgı karşısında çaresizliğimiz, Mobius Şeridi'ndeki döngü gibi. Hayatımızın pek çok alanında dönüp dolaşıp aynı noktaya geliyoruz. Hayatın bin türlü zorluğu içinde bunalıp pes ettiğimiz zamanlarda "İşler olacağı yere varır" diyoruz.
- Ailesini kurtarmak isteyen Caleb da "... geçmiş, yarı donmuş bir kil kalıbı kadar yapışkan. Ne yaparsanız yapın bazı şeyler dönüp dolaşıp aynı yere varıyor" diye dert yanmıyor muydu hikayesinin başında?
Adam Fawer'ın beni şaşırttığı nokta da bu: Bir babanın (aynı zamanda bir evladın) acısını, pişmanlığını ve hayatını geri alma ve telafi uğraşını derinden hissettirmesi. Öyle ki bilimkurguydu, start-up dünyasıydı, fantazyaydı, gerilimdi, bütün başarısıyla bu duygulara hizmet ediyor. Adam Fawer, belki de Caleb'in deneyiminin verdiği ibretle pişmanlıklarımız üzerine yoğunlaşmamızı istiyor.
Eylemlerimizi ve sonuçlarını geri alamayız. Yazar tam bu aradaki gerçekliği bir söyleşinin cevabında, satır aralarında fısıldıyor kulağımıza:
"Hatalarımızı düzeltebilmek muhtemelen bizi (en azından beni) daha kötü biri yapardı..."
Pişmanlık bizi ruhen olgunlaştıran, kendi çapımızda çıkacağımız bilgelik yolu için büyük bir manevi enerji kaynağı. Bu yüzden ısrarla vurguluyor;
"Bir şey yaptığımda bunun artık geri alınamayacağımı bilmek beni daha temkinli ve nazik biri yapıyor."
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
YAZARLAR

Soner Can
Gazetelerin hafta sonu eklerinde, kültür-sanat servislerinde uzun yıllar haberci, yönetici ve yazar olarak çalıştı. Halen sanat edebiyat dergileri için yazarlarla söyleşiler yapıyor, okunmaya değer kitaplara dair yazılar yazıyor.

Aposto Kitap
Kitap incelemeleri, edebiyat haberleri, editörden okuma önerileri.
İLGİLİ OKUMALAR


