Berrak zihinler için yalın, zengin, bağımsız bir Türkçe dijital medya üyeliği.
Ücretsiz Kaydol →
Soner Can
Gazetelerin hafta sonu eklerinde, kültür-sanat servislerinde uzun yıllar haberci, yönetici ve yazar olarak çalıştı. Halen sanat edebiyat dergileri için yazarlarla söyleşiler yapıyor, okunmaya değer kitaplara dair yazılar yazıyor.
Zaman, Fadime Uslu öykülerinin dinamik bir kahramanı gibi. Hemen her öyküde boy gösteriyor. Yeni yayımlanan altıncı öykü kitabı "Bir Kıyıda"nın ise iki yakadaki sesleri duymak için bir durma noktası olmasını istediğini söylüyor Uslu. Yazar bu öykülerde "Bizden önceki kuşakların bize bıraktığı mirası nasıl taşıyoruz?", "Yeni bir hafıza türetilmeye çalışılan bu çağda geçmiş ne anlama gelir?" sorularını kendine has tarzıyla ele alıyor.

Zeynep Uzunbay yeni romanı "Nasılsın Hayatım"da, şehirle köy arasında sıkışmış, hep ayrımcılığa uğramış ama yine de hayata ve hayallerine tutunmaya çalışan Meşe'nin öyküsünü anlatıyor. Meşe bu meşakkatli uğraşı "Hayatın boş laf dolu ağır yükünü yıkmak" diye tabir ederken, ara ara "Nasılsın hayatım?" sorusunu sormanın önemine dikkat çekiyor.

Özgürlüklerin aşındırıldığı, küresel çapta felaketlerin zuhur ettiği, yapay zekanın bir düşmana dönüştüğü bir dünyada rastlantıların buluşturduğu iki gencin aşkı, hayata dair umutları nereye kadar taşıyabilir? Cem Akaş'ın yeni romanı "Sözcüklerin Anlamı" edebiyat, felsefe ve siyasete ilişkin açtığı ara yollarla okurunu anlamın dik yokuşlarına sürüyor.

"Leylekler Aşklar Söylentiler" romanıyla bir Cumhuriyet ailesi üzerinden toplumumuzun yüz yıllık değişimini irdeleyen Sedef Betil, bu değişimin karakterini şöyle resmediyor: "Günümüzde düşünce ufuklarımız daraldı. İleriye ışık tutan hiçbir şey yok. Bir sürü şey üretiliyor ama bir yandan da iyi kötü, doğru yanlış, içleri boşaltılmış değerler kargaşası yaşanıyor. Artık yaygın bir sorun bu!"

Meksikalı yazar Jorge Ibargüengoitia'nın "Ölü Kızlar" adlı romanı, adeta organize suç örgütüne dönüşen genelev patronu iki kız kardeşin işlediği ve işlettiği akıl almaz cürümleri anlatıyor. Yazarın ölümünden tam 42 yıl sonra, romanın Türkiye'de yayımlandığı sıralarda Netflix bu hikayeyi diziye çekiyordu. İlk kez bir eseri Türkçe’ye çevrilen Jorge Ibargüengoitia için "2666" romanının yazarı Roberto Bolaño'nun öncülü, "Kartal Koltuğu"nun yazarı Carlos Fuentes'in çağdaşı denebilir.

Beş öykü kitabı ve kadınlar, çocuklar ve hayatın türlü acılarına göğüs geren karakterleriyle tanıdığımız Polat Özlüoğlu'nun ilk romanı "Kalbin Durduğu Bütün Zamanlar" öyküsü, kurgusu ve dilinden çok romanı alıp götüren Meşhur Hanım'la anılacak. Kitabın hikayesini Özlüoğlu'ndan dinledik.

Arif Ergin, çok satan "Tekvin" romanından sonra yepyeni bir distopya ile okurlarını selamladı. "Gizlenen" adlı yeni romanında insanlığın distopyasının başka bir yaşam formunun ütopyası olacağının altını çizen yazar, "İnsanlık kendi distopyasını yaşarken büyük ihtimalle bir sonraki ütopya ve cennet, yapay zekanın olacak" diyor.

Gazeteci ve yazar Menekşe Tokyay, yeni kitabıyla eğitim-öğretim sistemimizdeki sorunlar yumağında en çok gözardı edilen konuyu gündeme getiriyor: İlköğretim koridorlarında, tıka basa dolu beslenme çantaları ve bol harçlıklarıyla okula gelen akranlarının yanında açlıklarını gizlemeye çalışan çocuklar meselesini.

Zamanla kabuk tutsa da çocukluğun yaraları hiçbir zaman geçmez. Aile, gerçek bir aile olamamışsa bir "yuva" değil, sürgün mekanıdır... Travmalar ise aile geleneği içine hapsolursa yazgı hâline gelebilir. Edebiyatseverlerin iki romanıyla tanıyıp sevdiği Alex Schulman, kendi hayatından biriktirdiği sorularla birlikte işte tam da buna odaklanıyor: Bir çocukluk travması ömür boyu sürebilir mi?

Mine Söğüt, "Ormandaki Kalpsiz Ceylan"da bir cennet sembolü olarak betimlediği, içinde barındırdığı türlü canlının doğasına uygun yaşayıp gittiği ormanın, insanın ayak basmasıyla esenlik duygusunu yitirdiğini daha masalının başında kayda alarak dikkatimizi insanın yıkıcılığına çekiyor. Söğüt ile yeni kitabını konuştuk.


