Özgür Mumcu: 'Dünyalılar'da insanlık kendi kaosuyla yüzleşiyor'

Özgür Mumcu, ikinci romanı "Dünyalılar"da, insanlığın kendi yarattığı kaosla yüzleşmesine dikkat çekiyor. Mumcu ile insanın geleceğine dair iyimserliğimizin ne durumda olduğunu ve bilimkurgunun sınırlarını konuştuk.
Özgür Mumcu: 'Dünyalılar'da insanlık
kendi kaosuyla yüzleşiyor'

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Özgür Mumcu'nun, 2016 yılında yayımladığı ilk romanı Barış Makinesi fantastik ögeler barındırıyordu. Bu romanda olaylar ikinci sanayi devrimi yıllarında geçiyordu. Yani yazarın esin kaynaklarından olduğunu sandığım bilimkurgunun Fransız üstadı Jules Verne'in romanlarında kahramanlarıyla birlikte benzer çılgınlıkların peşinde koştuğu zamanlarda...

Mumcu, ilk romanında insanları kötülük ve kıyımdan uzak tutacak bir makineyle dünya barışının kalıcı olarak kurulup kuralamayacağını sorgulamıştı. Eğer bu makine başarılı olursa aristokrasi ve her türlü tiranlık da lağvedilecek ve insan kendi kendinin efendisi olacaktı.

  • İnsanın yaklaşık 120 bin yıllık serüveninin ortalarında yitirdiği—bunu Arthur C. Clarke ve Stanley Kubrick 2001: Bir Uzay Macerası'nda ne güzel anlatır—dünya barışının imkan dahilinde olup olmadığını sorgulayan Barış Makinesi, başta İngilizce, Almanca, İtalyanca ve Arapça olmak üzere 11 farklı dile yayımlanmıştı.

Mumcu'nun ikinci romanı Dünyalılar'da da fantastik ögeler ve bilimkurgu özellikleri iç içe geçmiş. Bir yanda binlerce yıllık yaşama kültürleri, mütevazı yaşam alanları istila edilmiş Amazon yerlileri, diğer yanda yüzlerce kuşak önce gezegenimize doğru ölümcül bir yolculuğa çıkmış uzaylılar var. 

Öte yandan ellerindeki son gemiyle İstanbul kırsalına indiklerinde birbirlerine benzer soruları soranlar var: 

"Böyle olaylar hep Amerika'da yaşanmaz mı? Ufolar sadece Hollywood semalarında görülmez mi?"

Mafyası, küresel kapitalisti, dünyanın gidişatına yön veren seçkin yöneticileri ve sermaye sahipleriyle her şeyden bir hurafe çıkaran sapkın tarikatçılarıyla Dünyalılar'ın kahramanları, büyük bir komplonun dış halesini oluşturuyor. Roman, gezegenin ve türümüzün halen yaşadığı sorunları irdelerken varsa bir gelecek umudumuz bunun ne kadar imkan dahilinde olduğunu da sorguluyor. 

Beni daha romanın başında etkileyen, yüzlerce kuşak önce, Hacca giden karınca misali öleceğini bile bile sırf türlerinin son kuşağı kurtuluşa erebilsin diye yolculuğa çıkmaya, bir gemide ömür tüketmeye gönüllü uzaylılar oldu. 

  • Ama Dünyalılar, İstanbul yakınlarına inen uzaylı konukların hikayesi değil, aksine dünyanın ve dünyalıların gidişatına dair bir hikaye.

Parlak NBA kariyerini Amazon yerlileri uğruna feda etmiş antropolog Can Yaban, idealist sevgilisi biyoakustik uzmanı Karla Silva olan diplomat İzzet Derman, istihbaratçı Konuralp Sarpkaya, Silikon Vadisi’nden Nathan Sterling ile yeni çağın karizmatik kahini Alice Collins'ten oluşan Dünyalılar'ın belli başlı kahramanları, bu türün meraklılarını, sadece umutlar yüklediğimiz geleceği değil, bugünü ve geçmişimizi de sorgulatan bir maceraya davet ediyor.

Özgür Mumcu ile Dünyalılar'ı konuşurken bilimkurgunun sınırlarını, insanın geleceğine dair iyimserliğimizin ne durumda olduğunu da anlamaya, anlattırmaya çalıştım.

'Dünyalılar'ı bir türe hapsetmeyelim

Bazen bilimkurguya "âna maruz kalmış olmaktan" kaçmak gibi bir işlev de yükleyebiliyoruz. İlk kitabınızda da bilimkurgu öğeleri ağır basıyordu. Bu türe yakınlığınız ve yatkınlığınıza dair ne söylemek istersiniz?

Bilimkurguyu bir kaçış edebiyatı olarak değerlendirenlerden ya da benimseyenlerden değilim. Aksine, çağın hissettirdiklerinin en iyi böyle aktarılabileceğini düşünüyorum. Geleceğin toplumunu tasarlamaya çalışmak, bu gelecek yakın bile olsa, belki maruz kaldığımız andan kaçmamıza yarıyor. Ama diğer yandan günümüzün toplumsal, kültürel, ekonomik dinamiklerini de iyi takip etmeyi gerektiriyor. Bu dinamiklerin nereye evrilebileceğini kestiren, tartışan metinler için bilimkurgu öğeleri kaçınılmaz. Diğer yandan, bu romanı sadece bir türe dahil edip kutulayıp tasniflemeyi de istemem. Dünyalılar aynı zamanda bir siyasi gerilim, macera romanı da. 

Bilimkurgu doğası gereği devrimci, umutlu ve özgürlükçüdür. Burada Dünyalılar'ı nereye konuşlandırabiliriz?

Elbette daha iyi dünyalar tasavvur etmek için bilimkurgu harika bir alan. Ancak distopik bilimkurgunun birkaç sebeple çoğu zaman o gelecek tasavvurundan ziyade distopyanın söylem ve estetiğinin içselleştirilmesine de yol açabileceğini düşünüyorum. Bilimkurgu daha iyi dünyaları hayal edebildiği gibi daha kötü dünyalara karşı uyarabilir de.

Bilimkurguyu edebi alanda taçlandıran kuşakların yazarlarından ne ölçüde etkilendiniz?

Bilimkurgu çoktandır edebiyat masasında asli koltuklardan biri. Hepsini farklı sebeplerle hem okudum hem de çoğundan etkilendim. Beni teknoloji ve bilime teknik olarak odaklı hard sci-fi’dan çok, sosyo-kültürel olanı ele alan soft/sosyolojik bilimkurgu çekmiştir. Bir de elbette ayrıntılı ve gerçekçi dünya kurmayı iyi başaran eserler de öyle. İyi bir bilimkurgu eseri, bitirildiğinde okurun kafasına yepyeni soru işaretleri bırakabilmelidir. Yoksa kötü bir hikayeyi sırf uzay gemisinde geçiyor diye niye okuyalım?

Biz de pekala yeni dünyalar kurabiliriz

Ülkemizin bilimkurgu edebiyatını nerede görüyorsunuz? Bir gün bizden bir yazar Hugo Ödülü'nü alabilir mi? 

Ben Türkçe rock yapılamaz, bizden polisiye çıkmaz tartışmalarını ilk gençlik yıllarımda bizzat yaşadım. Sonuç ortada. 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana teknolojinin lideri ABD olduğu için bilimkurgunun merkezi orası. Ancak başka ülkelerden de bilimkurguda uluslararası ilgi gören eserler çıktığını biliyoruz. Fransa, Kore, Çin, Güney Afrika vs... Artık Türk bir yazarın kaynaklara ulaşmak, araştırma yapmak için Amerikalı bir yazardan eksiği yok. Neden hayal kurmak ya da dünyalar kurmak konusunda geri olalım ki?  

Uzaylılar etkileyici bir giriş yapsalar da Dünyalılar, adı gibi dünyalıların romanı, değil mi? 

İlk temas, bilimkurgunun içinde bir alt tür ve bence her zaman dünyalılar hakkında. Uzaylıları anlatmak için meydana getirilmiyor bence pek çok bilimkurgu eseri. Ne uzaylılar dünyayı istila ederken ne de ET gibi bisiklet sepetinde çocuk arkadaşlarıyla aya yükselirken... Uzaylılar bizim korkularımız, umutlarımız, endişelerimiz, sorularımız; edebiyatta da sinemada da. Uzaylılar kendimiz hakkında düşünmek için mükemmel bir araç. 

Çocukluğun Sonu'nda Arthur C. Clarke, insaniyetimize çok farklı bir pencereden bakmıştı. Siz bu "farklılık" bağlamında kendi romanınızı nereye koyarsınız?

Dünyalılar, Clarke’ın Çocukluğun Sonu’ndaki evrimsel kurtuluş fikrinden çok, insanlığın kendi yarattığı kaosla yüzleşmesini anlatıyor. Uzaylılar tanrı değil, yabancı. Kurtarıcı değil, ayna. Fatih değil, sığınmacı. Ama elbette tüm bunlardan ötürü de umudun yanında endişeyi de barındırıyor. Clarke’ın aksine tepeden bizi gözetleyen kadir-i mutlak Overlord uzaylılar değil Dünyalılar’dakiler. 

Kahramanınız Can Yaman, kendi vatanında umutları tüketildiği için geleceğini başka bir ülkelerde arayan gençlerimizi hatırlattı. Bu ülkenin gençlerini yitirme lüksü var mı?

Bu elbette ulusal bir sorun. Ama kimseyi de ülkeyi terk ediyor diye eleştirme hakkına sahip değiliz. Bu, birçok açıdan çok ciddi bir karar ve eminim bu kararı alanların büyük çoğunluğu bunun farkındadır. Bu işin bir çözümü var: İnsanların şu ya da bu sebeple kapağı dışarı atmak istediği bir ülke olmayı bırakmak. Ülkemiz o yönü seçerse o vakit yurt dışına yerleşenler de Batı’dan edindikleri tecrübe ve sermayeyle vatanlarına destek olacaktır. Geri dönüşlerin de yolu böylece açılabilir.

Sel çekilir, yeni formlar ortaya çıkar

Barış Makinesi'nin mucidi olarak yapay zekanın söz gelimi kusursuz sanatçılığa soyunma ihtimaline karşı ne düşünüyorsunuz?

Yapay zeka her alanda devrimci ve dönüştürücü nitelikte bir teknoloji. Kültür-sanat üretiminin demokratikleştirmesi hâliyle bir ucuzlaşma da getirecektir. Sonra sel çekilince sanat da sanatçı da yeni formlarını, anlatım şekillerini bulacaktır. 

Kaleminizin ucunda belirginleşen yeni bir hikaye var mı? 

Hikayeler hiç bitmez, bitmesin de zaten. Önümüzdeki iki sene içinde üçüncü romanı yayımlamak istiyorum.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

YAZARLAR

Soner Can

Gazetelerin hafta sonu eklerinde, kültür-sanat servislerinde uzun yıllar haberci, yönetici ve yazar olarak çalıştı. Halen sanat edebiyat dergileri için yazarlarla söyleşiler yapıyor, okunmaya değer kitaplara dair yazılar yazıyor.

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende

HİKAYE

Renata Salecl'ten 'Kabalık Çağı': Nezaketsizlik bu çağın yeni normali mi?

Renata Salecl, birçok kitabında neden sonuç bağlamında gündeminde tuttuğu neoliberalizm değişmezini, yeni kitabı "Kabalık Çağı"nda da pergelin sabit ayağı olarak kullanıyor. Bireyselden toplumsala yeni liberal düzenin yarattığı sosyal erozyonu incelerken deyim yerindeyse çuvaldızı hem dayatılmış neoliberal düzene hem de onun heveslisi, faili, sürdürücüsü ve kurbanı durumundaki günümüzün şaşkın bireyine batırıyor.

Soner Can

·

14 Eyl 2026

Renata Salecl'ten 'Kabalık Çağı': Nezaketsizlik bu çağın yeni normali mi?
DuendeDuende

HİKAYE

Makinelere karşı değil onunla aynı sahnede: Jojo Mayer ile ME/MACHINE üzerine

Virtüöz davulcu Jojo Mayer, “ME/MACHINE” projesi ile geçen Cuma akşamı Terminal Kadıköy’ün içinde bulunan Komünite’de sahne aldı ve akustik davul ile yapay zekayı aynı sahnede gerçek zamanlı bir diyaloğa soktuğu canlı bir performans sundu. Mayer ile insan-makine etkileşimli benzersiz müzik deneyimi konuştuk. Sanatçı, teknolojiden korkmak yerine onu müziğine nasıl adapte ettiğini anlattı.

Eda Solmaz

·

14 Eyl 2026

Makinelere karşı değil onunla aynı sahnede: Jojo Mayer ile ME/MACHINE üzerine
DuendeDuende

HİKAYE

Furious: Öfkenin kadından kadına aktarılan kanatları

Dying for Sex’te (2025) yaralı, öfkeli ve arzularıyla var olabilen bir kadın yaratan Elizabeth Meriwether, Furious’ta da kadın öfkesinin başka bir yüzüne bakıyor. Dizinin üç kadın karakterinin öfkeleri aynı yerden doğmuyor, aynı biçimde dışarı vurulmuyor ve onları aynı yola götürmüyor. Fakat üçü de kendilerinden önce başka kadınların taşıdığı öfkeden bir parça devralıyor. İlk sezon sona erdiğinde geriye tek bir kadının intikamından çok daha fazlası kalıyor: Kuşaktan kuşağa, bedenden bedene dolaşan ve kendisine başka başka yollar arayan bir kadın öfkesi.

Tuba Büdüş

·

14 Eyl 2026

Furious: Öfkenin kadından kadına aktarılan kanatları
DuendeDuende

HİKAYE

Bibliyoterapi'de bu hafta: Sadakatsizlikle başa çıkmaya çalışanlar için kitap reçetesi

Sadakatsizliğe uğramak insanın eğitimiyle, yaşıyla, güzelliğiyle, zekasıyla ya da ne kadar “iyi bir partner” olduğuyla açıklanabilecek bir şey değil. Yine de insan böyle bir şey yaşadığında çoğu zaman suçu kendisinde arıyor. Oysa bu soruların çoğunun sebebi kontrolümüz dışında gelişen bir olayı yeniden kontrol edilebilir hâle getirme çalışmamız. "Sadakatsizlikle nasıl başa çıkarım?" diye düşünenler için üç kitap.

Aslı Perker

·

11 Eyl 2026

Bibliyoterapi'de bu hafta: Sadakatsizlikle başa çıkmaya çalışanlar için kitap reçetesi
DuendeDuende

HİKAYE

'The Unknown': Bir bedeni aynı insan yapan nedir?

"Anatomy of a Fall"un Oscar ödüllü senaristi Arthur Harari, yeni filmi "The Unknown"da beden değiştirme motifini fotoğraf, kent hafızası ve kimlik üzerine tekinsiz bir bilmeceye dönüştürüyor.

Emre Eminoğlu

·

11 Eyl 2026

'The Unknown': Bir bedeni aynı insan yapan nedir?