
Şeyma Ye
Editör ve çevirmen. Dublin’de yaşıyor. Kitaplar ve yollar üzerine okumayı ve yazmayı seviyor.
Kitapların mevsimleri vardır. Ya da mevsimlerin kitapları. Yağmurlu bir sonbahar günü elimiz istemsizce hüzünlü kitaplara gider. Selim İleri’nin "Her Gece Bodrum"uyla yazlıktan döneriz, günlerimiz yavaş yavaş "Aylak Adam"ın gri gökyüzüyle boyanır. Peki yazın sıcak günlerinde ne okuruz? Bir kitabı yaz kitabı yapan nedir? Hangi kitaplar denizden gelen esintiyle yaprakları çevrilsin ister?

Han Kang'ın Nobel konuşması, şiirleri ve günlüklerinden oluşan "Işık ve İp", yazarın edebi dünyasını içeriden görme imkanı sunuyor. Küçük bir bahçeye düşen ışık, yazı masasında büyüyen sorulara dönüşüyor. Bu kitap, Han Kang'ın neden ve nasıl yazdığını anlamak isteyen okurlar için eşsiz bir rehber niteliğinde.

Virginia Evans'ın bir yas ve hayal kırıklığı kitabı olarak tanımladığı "Muhabbet", yazarından okuruna yazılmış, güzelce pullanıp posta kutusuna bırakılmış içten bir mektup. Sözcüklerin incittiği, iyileştirdiği, mesafeler koyduğu ve köprüler kurduğu, okurunda iz bırakan bir hikaye. Muhtemelen okuduktan sonra siz de elinize kalem kağıt alıp hayatınızdaki herkese mektup yazma isteği duyacaksınız.

Dublinliler'den Ulysses'e, James Joyce'un Dublin sevgisi romanlarının sayfalarına kazınmıştır adeta. Öyle ki kentte, kitaplarında adı geçmeyen bir yer bulmak neredeyse mümkün değildir. Joyce'un karakterlerinin izinde Dublin'i keşfediyoruz.

Jodi Picoult’nun April Yayınları’ndan çıkan "Adını Sen Koy" romanı, yüzyıllardır değişmeyen "Farklı olanla ne yapıyoruz" sorusunu merkezine koyuyor. Bazısının doğuştan bir hak olarak sahip olduğu masadaki yerini, kadınların dişiyle tırnağıyla kazıyarak elde edememesini aynı soydan iki kadının dört yüz yıl arayla anlatılan hikayelerinde takip ediyoruz.

Sessiz okuma kulüplerinden kitap barlarına, her köşede karşımıza çıkan buluşmalardan çevrimiçi topluluklara kadar pek çok etkinlik, okumanın bazıları için artık tek başına yapılan bir eylem olmaktan çıktığını gösteriyor. Peki yüzyıllardır en mahrem, en yalnız uğraşlardan biri sayılan okuma, nasıl oldu da sosyal bir aktiviteye dönüştü?

Dünya nüfusunun yaklaşık üçte biri yeni yıla geçen hafta girdi. Manila’nın ırak köylerinden Londra’daki China Town’a kadar, dünyanın dört bir yanında yüz milyonlarca insan ay takvimine göre yeni yılın gelişini kutladı. Çin mitolojisine göre sezginin ön planda olduğu Yılan Yılı’nı geride bırakırken özgürlük ve ivmeyi simgeleyen At Yılı, ateş elementiyle birlikte dörtnala geldi. Peki, bu yıl bizi neler bekliyor?

April Yayıncılık’tan çıkan Laura Bates imzalı "Kadınlardan Nefret Eden Erkekler" öfkelendiren, can sıkan, moral bozan bir kitap. Bates yıllara yayılan araştırmasının sonunda tamamladığı kitabıyla internetin derinliklerinde yaşları 11-12'ye kadar düşen, her gün karşılaştığımız insanlara benzeyen incel'lerin dilini, gençlerin arasına sızma yöntemlerini ve örgütlenme biçimini deşifre ediyor.



