Utanç taraf değiştirene dek: Laura Bates'ten 'Kadınlardan Nefret Eden Erkekler'

DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Gazetelerin manşetlerine göz ucuyla bakmak bile kadın cinayetlerinin hem şiddetinin hem sayısının her geçen gün arttığını görmek için yeterli. Yalnızca ülkemizde değil, dünya genelindeki haber başlıkları da pek farklı değil. Fakat ne yazık ki bu haberler bırakın gündem olmayı, artık görmeye alıştığımız, homurdanıp geçtiğimiz, anlık öfkelendiğimiz ama günün hırgüründe unuttuğumuz olaylara dönüşüyor.
Erkekler cinnet geçirmeye, kadınlar hayatlarını kaybetmeye ve yine de her nasılsa suçlu olmaya devam ediyor. Ölen kadınlar suçlanadursun, hayatta kalanlar da nefrete, tacize, şiddete maruz kalmaya devam ediyor. Örtülebilenin üstü örtülüyor, saklanamayana göz yumuluyor, o da olmazsa yasaklanıyor. Oysa Fransa’da hayat arkadaşının ilaç vererek yıllarca bedenini pazarladığı Gisèle Pelicot’un söylediği gibi:
"Utanç yer değiştirmeli."
April Yayıncılık’tan çıkan Kadınlardan Nefret Eden Erkekler bu utancın, huzursuzluğun ve şiddetin anatomisini çıkarıyor. Kitabın yazarı Laura Bates, kadın düşmanlığının nasıl başladığını, nasıl yayıldığını, nasıl cesaret bulup desteklendiğini kendi gözüyle görmek için internette Alex adında bir profil oluşturuyor. Okuru Alex’le birlikte internetin en karanlık köşelerine götürüp kendilerine "incel" (zoraki bekar), "MGTOW" (kendi yoluna giden erkekler) ya da "pick-up artist" diyen grupların dünyasına sokuyor.
Birkaç öfkeli gencin saçmalaması diyerek küçümsediğimiz şeyin, aslında nasıl kusursuzca işleyen, organize ve her geçen gün büyüyen bir nefret makinesi olduğunu kanıtlarıyla önümüze koyuyor. Alex’le birlikte gizlice dolaşırken geçtiğimiz sokaklarda bir topluluğa ait olmak isteyen fakat yalnız hisseden, karşı cinsten aradığı ilgiyi, hak ettiğini düşündüğü muameleyi göremeyen genç erkeklerle karşılaşıyoruz.

Yaşı 11-12'ye kadar inen genç erkekler bu toksik topluluklarda önce bir "aidiyet" buluyor, ardından yavaş yavaş kendilerini kanıtlamaya teşvik ediliyorlar. Kadınları cinsel ihtiyaçlarını karşılamak için kurulmuş birer otomat olarak gören bu zihniyet için kadın kesinlikle bir özne değil, ele geçirilmesi ve yönetilmesi gereken bir kale. Topluluğa yeni girenler bu tarz aşırı fikirleri destekledikçe topluluk içindeki yerleri sağlamlaşıyor ve destek görmeye başlıyorlar.
Kabullenmekte en çok zorlandığım konu ise bu fikirleri savunanların yalnızca anonim birer trol olmadığını fark etmek oldu. Yan masamızda oturan iş arkadaşımızla, kahve sırasında arkamızda bekleyen kişiyle, çocuklarımızın kurs öğretmeniyle bu konuda biraz sohbet etsek hiç ummadığımız cevaplar alabiliriz. Bates’e göre sohbeti biraz derinleştirsek hiç ummadığımız insanların gizlediği tuhaf ve karanlık fikirlerinin gün yüzüne çıktığına şahit olabiliriz.
Nitekim kadın cinayeti işleyen erkeklerin pek çoğu o sabah işine gitmiş, pazara uğramış, yoldan geçen bir arkadaşına selam vermiş “normal” görünen insanlar. Yazar aslında bunları okuru korkutmak amacıyla söylemiyor, tam tersi, bu tuhaflığın, aşırılığın, saçmalığın ne kadar yaygın ve tehlikeli olduğunu anlamadan kadına yönelik şiddetle mücadele edemeyeceğimizi savunuyor. Laura Bates’in kitabın ilk bölümlerinde sorduğu o can alıcı soru, aslında bugün neden bazı cinayetlerin durdurulamadığının da cevabı:
"Bu cinayetlerin mizojinik bir güdüyle işlendiğinin çok açık olduğunu bile dile getiremiyorsak bu korkunç şiddet dalgasıyla nasıl mücadele edebiliriz?"
Kadınlardan Nefret Eden Erkekler öfkelendiren, can sıkan, moral bozan bir kitap. Okurken muhtemelen siz de benim gibi defalarca kitabı elinizden bırakıp günlerce geri dönmeyeceksiniz. Buna rağmen ve tam da bu yüzden, odadaki fili görmezden gelenlere ve gerçeği sansürleyenlere inat bu kitabı okumak zorundayız.
Bates yıllarca süren araştırmalar ve okumalar sonucunda tamamladığı bu kitabıyla düşman ideolojinin dilini, gençlerin arasına sızma yöntemlerini ve örgütlenme biçimini deşifre ediyor. Yazara göre bu karanlığa karşı en temel savunma hattımız, bilmek ve farkında olmak. Çünkü okumaktan vazgeçsek bile, internete her girişimizde kadına yönelik yeni şiddet haberleriyle yüz yüze geliyoruz. Gözümüzü kapayınca kötülük kaybolmayacak. Görünmez kılınan her şiddet, bir sonrakinin yakıtı olmaya devam edecek.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR
İLGİLİ OKUMALAR
Kitapların mevsimleri vardır. Ya da mevsimlerin kitapları. Yağmurlu bir sonbahar günü elimiz istemsizce hüzünlü kitaplara gider. Selim İleri’nin "Her Gece Bodrum"uyla yazlıktan döneriz, günlerimiz yavaş yavaş "Aylak Adam"ın gri gökyüzüyle boyanır. Peki yazın sıcak günlerinde ne okuruz? Bir kitabı yaz kitabı yapan nedir? Hangi kitaplar denizden gelen esintiyle yaprakları çevrilsin ister?

Pink Martini, 22 Temmuz’da bir kez daha Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahne alacak. “Üsküdar’a Gider İken” ve “Aşkım Bahardı” şarkılarına albümlerinde yer veren ve Türkiye ile güçlü bağları olan gruptan Storm Large ile biraraya geldik.

Sanat tarihçi İnci Aydın’ın hazırladığı uzun soluklu bir araştırmaya dayanan, "Renklerin Diyojen’i: Ressam Agop Arad" isimli kitap, Aras Yayıncılık tarafından Mayıs ayında yayımlandı. Kitabın editörlerinden Betül Bakırcı ile 1940’lı yılların kültürel ve politik ikliminde Agop Arad’ın hayat yolculuğu; ressam, grafiker ve gazeteci kimlikleri ve bugün onun arşiviyle karşılaşmanın anlamı üzerine konuştuk.
13 Tem 2026

Sepultura, Brezilya’dan çıkıp dünyada metal müziğe en büyük katkıyı yapan gruplardan biri olarak Latin Amerika’nın köklerine sadık müziğini de bizlere tanıttı. 12 Temmuz'da Pantera’dan önce sahne alacak Cavalera Kardeşler'den Max Cavalera’yla konuştuk.

25 adaylıkla "The Pitt"in öne çıktığı 78. Primetime Emmy Ödülleri aday listesinde Apple TV'nin yükselişi ve çeşitliliğin azalışı dikkat çekiyor.






