Dağ, güneş ve zaman: Ugo Rondinone yeniden İstanbul'da

DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Sanatçı Ugo Rondinone’nin the sun and the mountain sergisi, doğayı hepimiz için belirli bir coğrafyanın görüntüsü olarak değil, yüzyıllardır ortak hafızamızda yer eden temel imgeler üzerinden ele alıyor. Taşlar, dağ, güneş, deniz ve elbette renkler… Rondinone’ye göre doğanın bize sunduğu bu imgeler, Carl Gustav Jung’un arketip kavramından yola çıkarak aramızdaki tüm farklılıkların ötesinde paylaştığımız ortak bir dili temsil ediyor.

Sergi, 20 yeni Mountain heykelini ve 2023 tarihli 14 gündoğumu ve günbatımı suluboyasını biraraya getiriyor. Farklı renklerdeki taşların üst üste dengelenmesiyle oluşan Mountain heykelleri, ağırlık ve kalıcılık gibi kavramları öne çıkarıyor. Farklı kültürlerde ortak bir sembol olarak karşımıza çıkan dağ imgesi ise dayanıklılık, süreklilik ve bilinmezlik gibi anlamlar taşıyor.

Mountain serisinin aksine, gündoğumu ve günbatımını resmettiği eserlerinde ise değişim ve hareketi görüyoruz. Rondinone’nin 2023 tarihli bu suluboyalarında güneş, her gün tekrar eden ancak hiçbir zaman tamamen aynı olmayan bir döngünün parçası olarak karşımıza çıkıyor. Dağın kalıcılığı ve sabitliği ile güneşin sürekli hareketi, aslında zıtlıkların karşılaşmasını temsil ediyor.
Bu zıtlıklar hem sergide hem de doğanın kendisinde birbirini dışlamak yerine, aynı bütünün içinde birbirini tamamlıyor ve insanlığın doğayla kurduğu ilk ilişkilerin de izlerini taşıyor. Bir dağla karşılaşmak, gün batımını ya da gün doğumunu izlemek pek modern bir deneyim değil. Aksine, insanlık tarihi boyunca tekrar eden bu imgeler, bugün aramızdaki tüm farklılıklara rağmen bize ait olan ortak bağları ve doğayla kurduğumuz ilk ilişkiyi hatırlatıyor.
Bu ilişkiyi izleyiciyle daha bütüncül kurabilmek için Dirimart Dolapdere’nin sergi alanına bu sergiye özel ses yalıtımı uygulandı. Böylece dış dünyanın seslerinden arınan mekan, izleyicinin eserlerle daha doğrudan bir ilişki kurmasına alan açtı.
Sanatçının portresi
Rondinone, otuz yılı aşkın süredir doğa, zaman, insanlık ve yalnızlık hâli üzerine çalışan çağdaş sanatçılardan biri. 1964’te İsviçre’de doğan sanatçı, Viyana’daki Universität für Angewandte Kunst’ta eğitim aldıktan sonra 1997’de New York’a taşındı.

Doğayla kurduğu ilişkinin örneklerinden biri, 2016’da Nevada çölünde kurduğu "Seven Magic Mountains". Büyük ölçekli taşlardan oluşan çalışma, sanatçının "Mountain" serisinin en bilinen örneklerinden. 2007’de İsviçre’yi Venedik Bienali’nde temsil eden Rondinone’nin işleri, bugün MoMA’nın yanı sıra dünyanın önemli müze ve kurumlarının koleksiyonlarında da yer alıyor.
Rondinone’nin İstanbul’la ilişkisi
Rondinone’nin İstanbul’la ilişkisi, tam 27 yıl önce 1999 yılına, 6. İstanbul Bienali’ne uzanıyor. Bienalde "Where Do We Go From Here?" adlı neon gökkuşağı Taksim Meydanı’nda sergilenirken "when the sun goes down and the moon comes up" adlı yerleştirmesi Aya İrini’de izleyiciyle buluşmuştu.
"Where Do We Go From Here?" yıllar sonra, 2017’de 15. İstanbul Bienali kapsamında yeniden İstanbul’a döndü ve bu kez kalıcı olarak kente yerleşti. Rondinone’nin "Rainbow Poems" serisinin bir parçası olan neon gökkuşağı, bu kez Mustafa Kemal Kültür Merkezi’nin çatısına yerleştirildi.

"Where Do We Go From Here?" başlığı, Rondinone’nin pratiğini anlamak açısından bugün de oldukça açıklayıcı. Doğrudan bir cevap vermeyen, izleyiciyi düşünmeye ve sorgulamaya davet eden basit bir soru. Bu çalışma, sanatçının heykel, resim, fotoğraf, video, ses ve yerleştirme gibi farklı disiplinlerin yanı sıra şiirle de kurduğu ilişkiyi gösteriyor.
Benim Rondinone ile tanışıklığım da, İstanbul’a yıllar sonra yeniden geleceğinden habersiz, yaklaşık üç yıl önce şiirleri üzerinden başlamıştı. Rondinone’nin şiirleri, eserlerinin bir uzantısı olarak düşünülebileceği gibi, sanatçının Instagram hesabı @ugorondinone’da da zaman zaman karşımıza çıkıyor.

Belki de serginin asıl söylemek istediği, doğanın bizlere anlattığı hikayeleri duyabilmek için dilin ötesine geçip farklılıklarımızı bir kenara bırakabilmek. Güneşin doğuşu, batışı ya da gökyüzünde beliren bir gökkuşağı, kimliklerimizin ve farklılıklarımızın ötesinde, her şeye rağmen aynı dünyaya ait ve bir olduğumuzu hatırlatmalı.
Ne zamana kadar görülebilir? Ugo Rondinone’nin the sun and the mountain sergisi, 2 Eylül - 8 Kasım 2026 tarihleri arasında Dirimart Dolapdere’de ziyaret edilebilir.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
YAZARLAR

Yaren Serra Akgün
Brand Partnerships

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Lukas Dhont’un Cannes’ın ana yarışmasında prömiyerini yapan üçüncü uzun metrajı "Korkak", Emmanuel Macchia ve Valentin Campagne’a En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü kazandırdı. Dhont ile festivalde biraraya geldiğimizde ilk kez bir savaş filmi yapmasından, daha büyük bir ölçekte çalışmaktan ve filmin çıkış noktasındaki fikirlerden konuştuk.

İşitme engelli bireyler titreşim, ritim, beden hareketleri, ışık ve işaret diliyle müziğin başka bir dünyasını keşfediyorlar. İşitme engelli müzisyenlerden oluşan Moon Deaf Music üyeleri ve uzmanlar ile biraraya geldik; müziğin yalnızca kulakla duyulan bir şey olmaması üzerine konuştuk.

Contemporary Istanbul’un şehirdeki 21. edisyonu, sanat fuarlarının işlevine bakmak için iyi bir fırsat. Buradan yola çıkarak kaputu açıyoruz: Fuarların rolleri nasıl değişti, şehirlerle ilişkileri neden önem kazandı ve fuarın mesaisi neden fuar günleriyle sınırlı kalmıyor?

14–20 Eylül tarihleri arasında düzenlenen ve medya sponsorları arasında yer aldığımız Ayvalık Uluslararası Film Festivali’ne; değişen alışkanlıkları, süren samimiyeti ve bu yılın filmleri üzerinden baktık.

Bazen insanın ihtiyacı, acısına bir cevap bulmak değil, o acının içinde bütünüyle yalnız olmadığını bilmektir. Belki kitapların yapabileceği şey de tam burada başlıyor. Acıyı dindirmek değil, çünkü bazı acılar dindirilemeyebilir. Bir kaybı anlamlandırmak ya da ona teselli olacak birkaç güzel cümle bulmak da değil; yalnızca insanın acısının yanında sessizce bulunmak.




