Kitap okumanın yeni sosyolojisi: Kitap kulüplerini neden seviyoruz?

Sessiz okuma kulüplerinden kitap barlarına, her köşede karşımıza çıkan buluşmalardan çevrimiçi topluluklara kadar pek çok etkinlik, okumanın bazıları için artık tek başına yapılan bir eylem olmaktan çıktığını gösteriyor. Peki yüzyıllardır en mahrem, en yalnız uğraşlardan biri sayılan okuma, nasıl oldu da sosyal bir aktiviteye dönüştü?
Kitap okumanın yeni sosyolojisi: Kitap kulüplerini neden seviyoruz?

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Geçen yaz bir cumartesi sabahı, günün ilk treniyle Galway’e gittim. Hava kararana dek Atlantik kıyılarında rüzgarla boğuştuktan sonra, sapsarı ışıklarıyla dışarıdan sıcacık görünen küçük bir kafeye girdim. İçeride şaşırtıcı bir sessizlik vardı. Kahvemin parasını öderken öğrendiğime göre her cumartesi akşamı olduğu gibi, bir grup "sessiz kitap okuma kulübü" için toplanmıştı. Yirmiden fazla insan, kimi eski bir koltuğa yayılmış, kimi ahşap masaya yaslanmış kahvesini yudumlarken kitabına gömülmüştü. Arada telefonuna bakanlar, kulaklığını takanlar vardı. Yani öyle gergin hissettiren bir sessizlik sayılmazdı.

Hemen ben de çantamdan kitabımı çıkarıp boş bir sandalyeye oturdum. İlk başta dikkatimi toplamakta zorlansam da bir süre sonra toplu odaklanmaya alıştım ve diğerleriyle birlikte yaklaşık bir saat kesintisiz kitap okudum. Süre dolduğunda herkes yavaşça sayfasını bitirip kitabını kapattı. Az önceki sessizliğin yerini bir anda keyifli bir arkadaş buluşmasının neşeli uğultusu aldı. Kulübün müdavimleri birbirine okuduklarını gösteriyor, yeni başlayanlar sohbete ucundan dahil oluyordu. 

  • O an şunu düşündüm: Yüzyıllardır en mahrem, en yalnız eylemlerden biri sayılan kitap okuma eylemi ne zaman böyle toplu ve sosyal bir buluşmaya dönüştü?

Galway'deki kafede gördüğüm sahne aslında son zamanlarda bir istisna olmaktan çıktı. Artık Dublin’de, Londra’da, İstanbul’da, dünyanın pek çok şehrinde insanlar okumak için farklı şekillerde biraraya geliyor. Kitap barları açılıyor, bambaşka temalarda ve sınırlarda kitap kulüpleri kuruluyor. Okuma eylemi yavaş yavaş asosyal hâlinden sıyrılıyor. 

Eskiden kitap okumak evde yalnız başına, şömine başında, bazen sakin bir müzik eşliğinde hayal edilirken şimdi bu deneyimi bir toplulukla paylaşmak, hatta sergilemek bir sosyalleşme biçimi hâline geldi. Sosyal medyada önümüze düşen estetik kütüphane rafları ya da kitap kafelerde kahve fincanının yanında poz veren kitaplar da bu durumun en gözle görünür kısmı. 

Ünlü şarkıcı Dua Lipa’nın bültenlerinden Hollywood yıldızı Reese Witherspoon’un kitap kulüplerine kadar dünyanın pek çok yerinde ünlülerin de radarına giren kitaplar artık neredeyse bir aksesuar, bir yaşam tarzı göstergesi hâline geldi. Kimileri artık sadece bir hikayeyi merak ettiği, bir fikri anlamak istediği veya bir yazarı takip ettiği için değil, o metnin etrafında kurulan dünyada kendilerine bir yer bulmak için de kitap okuyor. Bir anlamda modern dünyada kitap okumak, bizi başkalarıyla yan yana getiren, topluluklara ilham olan, aidiyet ve dahil olma ihtiyacını gideren kolay ve ulaşılabilir bir araca dönüştü.

Zygmunt Bauman’ın akışkan modernite ve aidiyet üzerine söylediklerini düşündüğümüzde, bu yeni okuma kültürü biraz daha anlam kazanıyor. Bauman’a göre modern dünyada insanlar, geçici ama güvenli aidiyet alanları yaratmaya, kalıcı bağlar kurmaktan daha meyilli. Yani günümüzde insanlar hem yalnız kalmaktan korkuyor hem de bağlanmanın getirdiği sorumluluktan çekiniyor. 

Kitap kulüpleri ve okuma toplulukları bu açıdan da bir sosyalleşme alternatifi oluşturuyor. İnsanlara ihtiyaç duyduğu birlikte olma hissini sağlarken aynı zamanda bireysel alanlarını da koruyor. Burada okurun feda ettiği tek şey, kulübün diğer üyeleriyle değil ama kitabın kendisiyle kurduğu arkadaşlık oluyor. Birlikte okuma deneyimi arttıkça, okurun kitapla kurduğu özel bağın yerini, daha çok insanla paylaşılan ama daha yüzeysel bir ilişki alıyor.

Üçüncü mekanın doğuşu

Kitabın son dönemde güçlü ve yaygın bir sosyalleşme aracına dönüşmesinin arkasında, ekonomik gerçekliklerin payını da görmezden gelemeyiz. Yakın zamanda kurulan edebiyat ve kültür platformu Filika Kitap’tan Ogün Duman ile sohbet ettik. Yeni nesil okuma kültürü üzerine konuşurken konu "üçüncü mekan" kavramına geldi. Hemfikir olduğumuz üzere, modern hayatta ev ve iş dışında, insanın nefes alabildiği, dinlendiği, kendini bir topluluğa ait hissettiği alanlar giderek daralıyor.

Mevcut ekonomik koşullarda dışarıda vakit geçirmenin maliyeti her geçen gün artıyor. Bir restoranda veya kafede uzun saatler oturmanın ya da bir konsere, kursa, etkinliğe katılmanın bedeli ne yazık ki artık herkes için karşılanabilir değil. Oysa bir kitabın etrafında toplanmak, zihinsel ve entelektüel tatminin yanında bize pandemiden beri çok özlediğimiz birlikte olma hissini de hatırlatıyor. 

İnsan odaklı komünite fikrine odaklanan Filika Kitap’ta, farklı küratörler eşliğinde oluşturulan okuma listelerinin etrafında biraraya gelen okurlar sanatın ve edebiyatın meditatif etkisiyle güvenli bir alanda sosyalleşiyor.

Hikayelerin içinde aranan güvenli alan

İnsanların bu güvenli alan arayışı okuma tercihlerine de yön veriyor. Son zamanlarda "çok satan" listelerinde bir kitapçı/kütüphane güzellemesi hâkim. Gece Yarısı Kütüphanesi ya da Hyunam-dong Kitabevi gibi romanlar,okuru uçsuz bucaksız kütüphanelerin, insan hayatında iz bırakan kütüphanecilerin veya kahve kokan, çalışanların müşterilerle arkadaş olduğu, yazar söyleşilerinin düzenlendiği, zamanın yavaşladığı o huzurlu kitapçı atmosferinin içine çekiyor. 

  • Bir manada okur gerçek hayatta bulamadığı, ekonomik ya da sosyal nedenlerle mahrum kaldığı o sakin üçüncü mekanı, bu hikayelerin içinde arıyor. 

Okurlar, hikayenin kendisi kadar, o kitabın geçtiği dünyada bulunma ve güvende hissettiren bir topluluğa ait olma hissini de önemsiyor. Fiziksel olarak bir kitap kulübüne gidemeyen, kitap konuşulan ortamlara erişimi güç olan okurlar da bu kitaplar aracılığıyla hayallerindeki ideal topluluğun bir parçası oluyor.

Evden uzakta bir ev arayışı

Okuma eyleminin toplumsallaşması, okur fiziksel olarak güvenli alanından uzaklaştığında biraz daha farklı bir anlam kazanıyor. Son yıllarda dünyanın pek çok şehrinde, özellikle beyaz yakalı göçünün yoğunlaştığı yerlerde, anadilinde kitap okuyan göçmen kitap kulüpleri de hızla çoğalıyor. 

Gidilen yeni ülkede, yeni bir dile ve kültüre adapte olmaya, bambaşka bir yerde hayata tutunmaya çalışırken kitaplar iyi bir yol arkadaşı oluyor. Bütün gün yabancı bir dilde mücadele ettikten sonra akşam eve dönmek, anladığını ve anlaşıldığını hissettiğin bir dilde bir hikaye okumak yeniden güvende hissetmenin en kolay yollarından biri. Göçmenliğin getirdiği yalnız başınalığa kitap okumanın  içe dönük doğası eklenince, yine imdada kitap kulüpleri yetişiyor.

İki sene önce Dublin’e taşındığımda en büyük şansım henüz ilk ayımda, benim gibi Türkiye’den gelenlerin kurduğu bir kitap kulübüyle tanışmak olmuştu. Her ay, tarihî bir kütüphanede biraraya gelip o ay okuduğumuz kitabı tartışıyoruz. Kitaptan başlayıp konudan konuya geçerken kütüphanede bize ayrılan zamana sığamayıp başka bir yere taşıyoruz. 

Bir anda okuduğumuz kitabın hikayesi daha anlamlı hâle geliyor, yazara daha çok sempati duymaya başlıyoruz. Bazen konu kitaptan tamamen çıkıyor, kendimizi birbirimizin derdini dinlerken buluyoruz. Kitap kulübündeki arkadaşlarımdan biri, "Hayatımda ilk defa geldiğim ve kimseyi tanımadığım bu şehirde kendim gibi düşünenleri bulmanın, Türkiye’de alıştığım, doğal olarak dahil olduğum nitelikli arkadaş sohbetini yakalamanın en kısa yolu bir kitap kulübüne girmekti" diyor ve ekliyor:

“Dürüst olmak gerekirse kitabı bitiremediğimde, hatta kapağını açma fırsatı bulamadığımda bile kitap kulübü buluşmalarını kaçırmamaya çalışıyorum. Anadilimden uzaklaşınca mahrum kaldığım kültürel ortamı çok özlüyorum.”

Göçmenler, kitap okumak, okunan kitabı tartışmak bir yana aynı kültürel kodları paylaşan, benzer şakalara gülen ve aynı entelektüel ihtiyaçları duyan insanlarla birarada olmak için de buluşuyor. Bu buluşmalar, bir nevi göçmen okurun kendi dünyasını gittiği yere taşıma çabası olarak da görülebilir. Ne de olsa insan ne kadar uzağa giderse gitsin, kendine benzeyen birine rastlamak istiyor.

Sessiz okuma kulüplerinden kitap barlarına, her köşede karşımıza çıkan buluşmalardan çevrimiçi topluluklara kadar pek çok etkinlik, okumanın artık bazıları için kabuğundan çıkmak anlamına geldiğini gösteriyor. Artık bir kitabı sessizce okuyup kitaplığa geri koymak herkese yetmiyor, o kitapla birlikte birileriyle yan yana gelmek, kitap hakkında konuşmak ve bir grubun bir parçası olmak istiyoruz. 

  • Kimimizi alışık olduğumuz sosyalleşme yollarının, arkadaşlarla dışarıda bir yemek yemenin, bir kursa gitmenin, yeni bir şey öğrenmenin maliyeti bazen bu masalara itiyor, kimimiz içinse kendi dilimizde biraraya gelme ihtiyacı ağır basıyor.

İşin nihayetinde nerede olursak ve nerenin vatandaşı olursak olalım, okurlar olarak aradığımız, yeni bir hikayeyle tanışmaktan biraz daha fazlası olabiliyor: Oturduğumuz masadan yeni hikayeler dinlemiş, birilerine bir şeyler anlatmış, duyulmuş ve “dinlenmiş” olarak kalkmak.

Editörün notu: Siz de bir kitap kulübüne dahil olmak istiyorsanız, ancak henüz kendinize göre bir grup bulamadıysanız Aposto ekibinin Filika Kitap için hazırladığı "Yarından Önce" seçkisi Nisan ayında başlıyor. 

İlk kitabımız jeopolitik dengeleri anlamak için 2.500 yıldır geçerliliğini koruyan bir uluslararası ilişkiler klasiği olan Peloponnessos Savaşları; ilk söyleşi konuğumuz ise Aposto yazarlarından Utku Başar olacak. 

Yarından Önce paketine buradan ulaşabilirsiniz.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

YAZARLAR

Şeyma Ye

Editör ve çevirmen. Dublin’de yaşıyor. Kitaplar ve yollar üzerine okumayı ve yazmayı seviyor.

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende

HİKAYE

Sıcak günlere eşlikçi kitaplar: Bu yaz ne okumalı?

Kitapların mevsimleri vardır. Ya da mevsimlerin kitapları. Yağmurlu bir sonbahar günü elimiz istemsizce hüzünlü kitaplara gider. Selim İleri’nin "Her Gece Bodrum"uyla yazlıktan döneriz, günlerimiz yavaş yavaş "Aylak Adam"ın gri gökyüzüyle boyanır. Peki yazın sıcak günlerinde ne okuruz? Bir kitabı yaz kitabı yapan nedir? Hangi kitaplar denizden gelen esintiyle yaprakları çevrilsin ister?

Şeyma Ye

·

13 Tem 2026

Sıcak günlere eşlikçi kitaplar: Bu yaz ne okumalı?
DuendeDuende

HİKAYE

Pink Martini'den Storm Large: 'Türkiye’de çok güçlü bir müzikal hafıza var'

Pink Martini, 22 Temmuz’da bir kez daha Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahne alacak. “Üsküdar’a Gider İken” ve “Aşkım Bahardı” şarkılarına albümlerinde yer veren ve Türkiye ile güçlü bağları olan gruptan Storm Large ile biraraya geldik.

Eda Solmaz

·

13 Tem 2026

Pink Martini'den Storm Large: 'Türkiye’de çok güçlü bir müzikal hafıza var'
DuendeDuende

HİKAYE

Bir hayatla yeniden tanışmak: Betül Bakırcı'nın gözünden Agop Arad arşivi

Sanat tarihçi İnci Aydın’ın hazırladığı uzun soluklu bir araştırmaya dayanan, "Renklerin Diyojen’i: Ressam Agop Arad" isimli kitap, Aras Yayıncılık tarafından Mayıs ayında yayımlandı. Kitabın editörlerinden Betül Bakırcı ile 1940’lı yılların kültürel ve politik ikliminde Agop Arad’ın hayat yolculuğu; ressam, grafiker ve gazeteci kimlikleri ve bugün onun arşiviyle karşılaşmanın anlamı üzerine konuştuk.

13 Tem 2026

Bir hayatla yeniden tanışmak: Betül Bakırcı'nın gözünden Agop Arad arşivi
DuendeDuende

HİKAYE

Max Cavalera: 'İnsanoğlu hatalarından asla ders almadı'

Sepultura, Brezilya’dan çıkıp dünyada metal müziğe en büyük katkıyı yapan gruplardan biri olarak Latin Amerika’nın köklerine sadık müziğini de bizlere tanıttı. 12 Temmuz'da Pantera’dan önce sahne alacak Cavalera Kardeşler'den Max Cavalera’yla konuştuk.

Barış Akpolat

·

10 Tem 2026

Max Cavalera: 'İnsanoğlu hatalarından asla ders almadı'
DuendeDuende

HİKAYE

78. Primetime Emmy Ödülleri: Aday listesi bize ne anlatıyor?

25 adaylıkla "The Pitt"in öne çıktığı 78. Primetime Emmy Ödülleri aday listesinde Apple TV'nin yükselişi ve çeşitliliğin azalışı dikkat çekiyor.

Emre Eminoğlu

·

10 Tem 2026

78. Primetime Emmy Ödülleri: Aday listesi bize ne anlatıyor?