Altın Koza'nın ardından: Adana'da neler izledik?

33. Adana Altın Koza Film Festivali’ni, ulusal yarışmanın hayal kırıklıkları, Dünya Sineması’nın güçlü filmleri ve sinemanın sınırlarını sorgulatan tartışmalarıyla ele aldık.
Altın Koza'nın ardından: Adana'da neler izledik?

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Adana Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen Adana Uluslararası Altın Koza Film Festivali, festival yapmanın gittikçe zorlaştığı ülkemizde 33. kez düzenlendi. 

Üçüncü kez katılma fırsatı bulduğum, tüm film gösterimleri ücretsiz olan festivalin her geçen yıl daha büyük bir izleyici ilgisiyle karşılaştığına tanık olmak, her şeye rağmen onu sürdürmek için harcanan emek ve çabanın ne kadar anlamlı olduğunu gösteriyor.

Adana’da Ulusal Yarışma filmleri

Altın Koza için yarışan 10 filmden Beklenti, Günyüzü ve Varlık hariç hepsini izledim. 2000’lerin sonu ve 2010’ların başında Türkiye sineması için heyecan verici bir yerde konumlanan ve ülkemizin en köklü film festivali Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin en büyük rakibi hâline gelen Adana Altın Koza Film Festivali, iki yıldır ulusal yarışma seçkisinde Türkiye prömiyerini yapan filmlerin zayıflığıyla üzüyor. Geçen yıl olduğu gibi bu yıl da ödül dağılımında, Türkiye’deki ilk gösterimleri İstanbul Film Festivali’nde yapılan filmler öne çıktı. Bunun sebebi festivalin maddi ve manevi imkansızlıkları mı, yoksa sinemamızda bir yıl içerisinde üretilen filmlerin sayısında ve niteliğinde bir düşüş mü, bilmiyorum. Fakat sebebi ne olursa olsun, gelecek yıllarda daha iyi koşullarda, daha güçlü yarışma seçkileriyle buluşmayı umuyorum.

Festivalin 4 milyon lira değerindeki büyük ödülü Altın Koza En İyi Film Ödülü’nün yanı sıra dört ödül daha kazanan Bir Arada Yalnız (yön. Ali Vatansever), İstanbul Film Festivali’nden Adana’ya taşınan yapımlardan biriydi. Yılmaz Güney Ödülü dahil üç ödül kazanan Günyüzü (yön. Banu Sıvacı), En İyi Senaryo Ödülü dahil üç ödül kazanan Karanlıkta Islık Çalanlar (yön. Pınar Yorgancıoğlu) ve SİYAD Ödülü’nün sahibi Ölü Köpekler Isırmaz (yön. Nuri Cihan Özdoğan) da ilk kez İstanbul’da seyirciyle buluşmuştu.

Karanlıkta Islık Çalanlar | Kaynak: Adana Altın Koza Film Festivali

Tıpkı İstanbul’daki gibi Adana’daki favorim de değişmedi: Daha önce de yazdığım gibi, Pınar Yorgancıoğlu’nun ilk uzun metrajlı filmi Karanlıkta Islık Çalanlar, Ankara’da sıradan bir orta sınıf ailenin birbirlerinden sakladığı sırlara, birbirlerine söyledikleri yalanlara ve bastırılmış arzularına odaklanıyor ama bunu hem fantastik hem de mizahi öğeleri harikulade kullanarak yapıyor.

İnci Sefa Cingöz, Müfit Kayacan ve Hülya Gülşen Irmak’ın hem bireysel performansları hem de birbirleriyle uyumu inandırıcı ve izlemesi keyifli. Hiç kimsenin doğruyu söyleyemediği bir ailede gerçekleri dile getirenlerin yalnızca hayaletler ve gerçekte var olmayan karakterler olması, filmin büyülü gerçekçiliğini ve hikaye anlatıcılığındaki yaratıcılığını besliyor. Karanlıkta Islık Çalanlar, yalnızca başarılı bir ilk film değil; Türkiye sinemasının bugünü adına sevindirici, geleceği adına umut verici bir yapım.

Bir Arada Yalnız | Kaynak: Adana Altın Koza Film Festivali

Büyük ödülün sahibi Bir Arada Yalnız, sanal gerçeklik kullanımını biraz abarttığını düşünsem de, ölümcül bir hastalığın sadece hastayı değil yakınlarını da nasıl etkilediğine dair hikayesini iyi kuruyor. Adana’da Umut Veren Genç Erkek Oyuncu ödülüne uzanan Onur Gözeten’in performansı, filmi izlemek için başlı başına bir neden.

Kapanış gecesinde beni en çok şaşırtan, Ölü Köpekler Isırmaz’ın SİYAD Ödülü dışında bir ödül kazanamaması oldu. Tam bir Çukurova filmi olan yapım, bölge için festivalin afişine ve “Avrupa’nın çöpünü burada istemiyoruz!” çağrılarıyla ödül törenine taşınacak kadar önemli ve güncel bir sorunu ele alıyordu. Politik bir hikaye anlatmasına rağmen net bir duruş sergilemekteki korkaklığının ve repliklerin yapaylığının filmin beğenilmesinin önünde önemli engeller olduğunu kabul ediyorum.

Canavar | Kaynak: Adana Altın Koza Film Festivali

Gelelim Türkiye prömiyerini Adana’da yapanlara... Tunç Şahin’in birkaç sezondur ilgiyle izlenen tiyatro oyunu Canavar, beyazperdede Adana izleyicisiyle buluştu. Yıllardır görüşmeyen üç kuzenin bir aile yemeği hazırlarken ortak geçmişlerindeki travmayla yüzleşmesini anlatan oyun, son yılların en etkileyici metinlerinden birine sahip olmasıyla ve Tülin Özen, Gülçin Kültür Şahin ve Hakan Emre Ünal’ın performanslarıyla konuşulmuş, bende de iz bırakmıştı. Oyuncuları, yönetmeni ve sahne düzeni korunarak tiyatro sahnesinde çekilen yapım, kurgu ve görüntü yönetmenliği tercihleriyle sahnedekinden çok daha fazla yönetmenin bakışını hissettiriyordu. 

Biz sinema yazarları arasında neyin film olup olmadığı konusunda tartışmalara vesile olması da heyecan vericiydi. Adana izleyicisi ise İzleyici Ödülü’nü bu filme vererek tartışmaya noktayı koydu.

Mutter: Bir Annenin Hatıra Defteri | Kaynak: Adana Altın Koza Film Festivali

Alphan Eşeli’nin Mutter: Bir Annenin Hatıra Defteri filmi, insana benzemeyen bir bebek dünyaya getiren Gül’ün, her şeye rağmen çocuğunu sevmeye ve büyütmeye çalışmasını anlatıyor. Türkiye’de fazla örneğini, hele ki bu denli iyi işçilikle çekilmiş örneklerini görmediğimiz tür sineması adına heyecan verici bir yapım. Teknik dallardaki ödülleri silip süpüren film, Hazar Ergüçlü’nün etkileyici oyunculuğuyla da bu yılın en çok konuşulanlarından olacak, belli.

Ne var ki bu teknik kusursuzluğun karşısında, hikayenin boşlukları daha da görünür hâle geliyor. Bir evi ya da buzdolabını, kirliliğiyle bile insanı ürkütecek şekilde gösterebilmek büyük bir başarı; fakat o kirliliğin karakterlerin hayatında neye karşılık geldiğini kuramadığınızda, geriye yalnızca etkileyici bir görüntü kalıyor. Eşeli’nin filmi yer yer, korku ve body horror sinemasının güçlü örneklerinden seçilmiş imgelerin kolajı gibi hissettiriyor. Oysa bu imgeleri birbirine bağlayan, görselliğin ardındaki anlamı ve annenin yaşadıklarıyla ilişkisini kuran hikaye aynı ölçüde güçlü değil.

Çocuğun neden böyle doğduğunun belirsiz kalması da benim için bu eksikliğin merkezinde. Çok yakın zamanda izlediğimiz Finlandiya yapımı Nightborn, iyi bir film olmamasına rağmen benzer bir hikayede bebeğin doğasını ve annenin psikolojisini Nordik mitolojiyle, trollerle ve ormanın ruhuyla ilişkilendiren sağlam bir arka plana sahipti. Mitler ve tarih açısından hiç de yoksul olmayan coğrafyamızda geçen Mutter ise kendi hikayesini besleyecek böyle bir zemin kuramıyor. Üstelik hikayeyi 1990’larda geçirip Çernobil sonrası radyasyon korkusuna bağlayabilecek bir fikir kıvılcımı filmde belirmişken, bunun da peşine düşülmemesi kaçırılmış bir fırsat gibi geliyor. 

Patates Kızartması | Kaynak: Adana Altın Koza Film Festivali

Borç içindeki tiyatrosunu kurtarmak için bir dizi setinde günübirlik figüranlık yapan tiyatrocunun, başrol oyuncusuyla eski dostluğunun ortaya çıkmasıyla sette gördüğü muamelenin değişmesini anlatan Patates Kızartması, başında set işçilerine çaktığı selama ve film setlerinin kaosunu yansıtma arzusuna rağmen, anlattığı dünyayı yeterince tanımıyor gibi hissettirdi. Tek plan ya da birkaç uzun plan üzerine kurulmaya çalışıp bu tercihten filmin yarısında vazgeçilmiş izlenimi veren teknik tutarsızlığı da bir diğer olumsuz yanıydı. Öte yandan yüksek sesle attığım kahkahaların da gösterdiği gibi, bir komedi olarak amacına gayet iyi ulaşıyordu.

Moda Evlilik | Kaynak: Adana Altın Koza Film Festivali

Ve Adana Altın Koza Film Festivali’nde maruz kaldığımız o “şey”... Şey diyorum çünkü Moda Evlilik söz konusu olduğunda, izlediğimiz hareketli görüntülerin film olup olmadığını tartışmanın bile ötesine geçtik. Yönetmenin kendisini ve egosunu filmin önüne koyarak festival ekibinden moderatörüne, basınından izleyicisine herkesi kendi gösterisinin bir parçasına dönüştürme arzusu, izlediğimiz her şeyi gölgede bıraktı.

Altı bölümden oluştuğunu söyleyen dış sese inat filmin yedi bölümden oluşması, kameranın 81 dakika boyunca yalnızca iki noktaya sabitlenmesi, oyuncuların yüzlerini göremememiz, senaryonun güçsüzlüğünden değil yokluğundan söz etmek zorunda kalmamız, oyunculukların amatörlüğü... Bunların her biri başka bir filmde övülebilecek, hatta sinemanın sınırlarını zorladığı söylenebilecek tercihler olabilir. Fakat burada birbirlerini beslemek yerine, filmi izlenemez kılan bir bütüne dönüşüyorlar.

Gösterim öncesinde kendisini yönetmen olarak tanıtan, sonradan yönetmen olmadığını öğrendiğimiz kişi, bize şaka yapmakla yetinmeyip seyirciye parmak sallıyordu. Bir filmin bağımsızlığını ve dayanışmayla üretilmiş olmasını savunmak; rakiplerinin birçoğundan söz ettiği belli olan bir yarışma ortamında fon alan filmleri düşmanlaştırmak, senaryo atölyelerine katılanları aşağılamak anlamına gelmemeli. Gösterimin sonunda şaka açığa çıktığında salona güneş gözlüğü ve şapkasıyla üstelik gecikmeli gelen, gösterimin bir gün sonrasında tüm röportajlarını iptal eden yönetmenin, salonun yarısı filmi yarısında terk etmişken kalan izleyicilere parmak sallamayı sürdürmesi de bu deneyimin son noktasıydı.

Sinemayı salonda izlemenin önemini her zaman vurgulamışımdır ama bu düşünce ilk kez farklı bir anlam kazandı. Moda Evlilik’in festivalin üçüncü büyük ödülünü almasını anlamlandırmaya çalışırken aklıma gelen tek açıklama, jürinin filmi izleyicisiz ve film ekibi olmadan, kendilerine ayrılan bir salonda izlemiş olması ve bizim yaşadığımız gösterimin öncesine ve sonrasına tanıklık etmeden, yalnızca perdedekileri değerlendirmiş olmaları. 

All of a Sudden | Kaynak: Adana Altın Koza Film Festivali

Altın Koza’da dünya sineması

Dünya Sineması programından iki film izledim: Ryūsuke Hamaguchi’nin All of a Sudden’ı ve Marie Kreutzer’in Gentle Monster’ı... 

Bir yaşlı bakım merkezinin yöneticisiyle kanser teşhisi konmuş Japon bir tiyatro sanatçısının dostluğunu anlatan All of a Sudden, Hamaguchi’nin Japon ve Fransız sinemaları arasında kurduğu köprüyle beni büyüledi. Uzun süresine rağmen dikkatimi hep diri tutan film, imkansız olanın peşinden gitmeye dair söyledikleriyle kendime beklediğimden de yakın geldi. Hamaguchi’nin her zamanki gibi tiyatroyla iç içe geçirdiği öyküsünde iki sanatın kucaklaşmasını ustalıkla kullanması, yaşlı ve hasta bakımına ve kapitalist düzene dair verdiği hiç de sıkıcı olmayan derslerle birleşince film, uzun süresinin hakkını fazlasıyla veriyordu. 

Kocasının korkunç bir suçla itham edilmesiyle aile hayatı altüst olan bir piyanisti merkezine alan Gentle Monster ise Léa Seydoux’nün performansı kadar, izleyiciyi etik açıdan zorlayan sorularıyla da çarpıcı ve sarsıcıydı. Başta Altın Palmiyeli Fjord olmak üzere bu yıl birçok filmde aile içinde yaşananlara dair etik tartışmaların karşımıza çıkması da dikkat çekici.

Gentle Monster | Kaynak: Adana Altın Koza Film Festivali

Lübnanlı yönetmen Jocelyne Saab’a ayrılan “Direniş ve Yıkım Arasında” seçkisi de Dünya Sineması bölümünde yer alıyordu. Ne yazık ki izleme fırsatı bulamadığım seçki, yönetmenin Beyrut Üçlemesi ile ilk uzun metraj kurmacasını restore edilmiş kopyalarıyla biraraya getirerek savaş, kent belleği ve direniş üzerine düşünmeye davet ediyordu. 

Festivalin Yaşam Boyu Başarı Ödülü sahibi yönetmen Asghar Farhadi ile Onur Ödülü sahibi yönetmen Ferzan Özpetek’in ustalık sınıfları yoğun ilgi gördü; Farhadi’nin son filmi Parallel Tales’in Türkiye prömiyeri de festival kapsamında yapıldı. Dünya Sineması programında yer alan, kimini az, kimini çok sevdiğim The Beloved, Bitter Christmas, The Diary of a Chambermaid, Everytime, Fatherland, Hope, In Waves ve Iron Boy hakkındaki yorumlarımı daha önce Saraybosna Film Festivali, MUBI Fest ve Ayvalık Film Festivali yazılarımda paylaşmıştım. Siz de All of a Sudden ve Gentle Monster’ın yanı sıra bu filmlerin birçoğunu bu hafta Filmekimi kapsamında izleyebileceksiniz.

Yönetmen Ali Vatansever ve Bir Arada Yalnız ekibi Altın Koza En İyi Film ödülünü kabul ediyor. | Fotoğraf: Adana Altın Koza Film Festivali

33. Adana Altın Koza Film Festivali Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda ödüller

En İyi Film: Bir Arada Yalnız (yön. Ali Vatansever)
Yılmaz Güney Ödülü: Günyüzü (yön. Banu Sıvacı)
Jüri Özel Ödülü: Moda Evlilik (yön. Miraç Atabey)
En İyi Yönetmen: Ali Vatansever (Bir Arada Yalnız)
En İyi Senaryo: Pınar Yorgancıoğlu, Emre Gülcan (Karanlıkta Islık Çalanlar)
En İyi Kadın Oyuncu: Hazal Ergüçlü (Mutter: Bir Annenin Hatıra Defteri)
En İyi Erkek Oyuncu: Fatih Al (Bir Arada Yalnız)
Yardımcı Rolde En İyi Kadın Oyuncu: Asena Hotamış (Günyüzü)
Yardımcı Rolde En İyi Erkek Oyuncu: Süleyman Kadim Kabaali (Günyüzü)
En İyi Müzik: Alican Çamcı (Karanlıkta Islık Çalanlar)
En İyi Görüntü Yönetmeni: Özkan Karaköse (Mutter: Bir Annenin Hatıra Defteri)
En İyi Sanat Yönetmeni: Saye Özçelik, Gülseren Cizdan, Melike Yılmaz, Umut Kambak, Oğuz Yıldırım, Hüseyin Yalçın, Hasan Yalçın, Hasan Kameray, Hüseyin Dolunay, Eren Dama, Yener Kaplan (Mutter: Bir Annenin Hatıra Defteri)
En İyi Kurgu: Mesut Ulutaş (Mutter: Bir Annenin Hatıra Defteri)
Umut Veren Genç Kadın Oyuncu: Ege Damatoğlu (Moda Evlilik)
Umut Veren Genç Erkek Oyuncu: Onur Gözeten (Bir Arada Yalnız)
SİYAD En İyi Film Ödülü: Ölü Köpekler Isırmaz (yön. Nuri Cihan Özdoğan)
FİLM-YÖN En İyi Yönetmen Ödülü: Pınar Yorgancıoğlu (Karanlıkta Islık Çalanlar) ve Ali Vatansever (Bir Arada Yalnız)
Adana İzleyici Ödülü: Canavar (yön. Tunç Şahin)

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

YAZARLAR

Emre Eminoğlu

Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende
∙

HİKAYE

Gabriele Esposito ile bedenin görsel hafızası üzerine

Çocuk yaşta başladığı dans eğitiminin ardından İtalya’da profesyonel bir dansçı olarak tanınan Gabriele Esposito, zamanla odağını performansın ötesine taşıyarak bedenin bir görüntüyü nasıl şekillendirdiğine yöneldi. Esposito ile bedenin görsel anlatıdaki rolünü, moda ve koreografi arasındaki ilişkiyi ve hareketin yeni teknolojilerle değişen sınırlarını konuştuk.

Bartu Bıçak

·

05 Eki 2026

Gabriele Esposito ile bedenin görsel hafızası üzerine
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Arabesk yeniden: Gençlerin çalma listelerinde neden kara bulutlar geziniyor?

Spotify verileri arabesk müzik dinlenmelerinin 2020’den bu yana yüzde 435 arttığını gösteriyor. Üstelik bu yükselişin merkezinde gençler var ancak yeni kuşağın bir kısmı, dinlediği müziğin arabesk olduğunun farkında bile değil. Türler arasındaki sınırların silindiği, yalnızlık ve gelecek kaygısının arttığı bir dönemde ana akım Türkçe müzik giderek daha karamsar bir tona bürünüyor.

Eda Solmaz

·

05 Eki 2026

Arabesk yeniden: Gençlerin çalma listelerinde neden kara bulutlar geziniyor?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

'Uzaklar, Kuşaklar, Bakışlar': Bir aile arşivinden dünyaya bakmak

“Uzaklar, Kuşaklar, Bakışlar” başlıklı sergi, 212 Photography Istanbul’un 2026 edisyonunda Erbak ailesinin üç kuşağının seyahat tutkusu ve fotoğraflarını biraraya getiriyor. Nuri Z. Erbak (1914), Mehmet H. Erbak (1950) ve Ceylin Erbak Aytekin’in (1988) dünyanın farklı noktalarında çektiği kareler, 1930’ların Mısır ve Japonya’sından Tibet’e, Antarktika’ya uzanıyor. Bu arşivin nasıl oluştuğunu fotoğrafçı, yazar ve Erbak ailesinin üçüncü kuşak temsilcisi Ceylin Erbak Aytekin ile konuştuk.

Elif Bayram

·

02 Eki 2026

'Uzaklar, Kuşaklar, Bakışlar': Bir aile arşivinden dünyaya bakmak
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Ela Lee'den 'Ceyda': Kırılınca görünür olanlar

Ela Lee, kendi hayatından izler taşıyan ilk romanı Ceyda’da, dışarıdan kusursuz görünen hayatı bir cinsel saldırının ardından parçalanan Türk-Koreli genç avukat Jade’in hikayesini anlatıyor. Rıza, adalet, göçmenlik, aile, başarı baskısı ve suçluluk duygusu etrafında ilerleyen roman, Jade’in başına gelenlerden çok, yaşadıklarının ardından kendisi ve kurduğu hayatla yeniden yüzleşmesine odaklanıyor.

Şeyma Ye

·

02 Eki 2026

Ela Lee'den 'Ceyda': Kırılınca görünür olanlar
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Bavuldaki dil: Türkçeden Almancaya göç edebiyatı kuşaklar boyunca nasıl değişti?

1960’ların başında Sirkeci’den Almanya’ya giden trenlere binenler birkaç yıl çalışıp dönmeyi düşünüyordu. Ama bavullarda yalnızca eşya değil, dil ve kültür de taşındı. Bekir Yıldız’dan Aras Ören’e, ‘Emine’ Sevgi Özdamar’dan Fatma Aydemir’e uzanan 60 yılı aşkın edebiyat geleneği “misafir işçi”nin Almancayı nasıl içeriden dönüştürdüğünü ve sonunda o dili kendi evi hâline getirdiğini anlatıyor.

Bavuldaki dil: Türkçeden Almancaya göç edebiyatı kuşaklar boyunca nasıl değişti?