Bir Zamanlar 23 Nisan'da Koltuğa 20’likler Oturdu

Yıl 2006’ydı.
5. sınıfa gidiyordum. Derslerim de oldum olası iyiydi. 'Büyümüş de küçülmüş' diye tabir edilen çocuklardandım. Öğretmenlerimle de arkadaşlarımla da aram iyiydi ve ağzım bir çocuğa göre iyi laf yapardı. Sanırım bu özelliklerim sebebiyle bir gün müdürün odasına çağrıldım. “23 Nisan’da Milli Eğitim Müdürünün yerine oturacaksın” dediler. Çok heyecanlanmıştım. Her sene televizyonda gördüğüm o 23 Nisan çocuklarından biri olacaktım. Ailem de bu habere çok sevinmişti. Normalde spor ayakkabıyla okula gitmeme rağmen o akşam telaşla gidip siyah rugan bir ayakkabı almıştık. Ne söyleyeceğimi, ne yapacağımı hiç anlatmamışlardı, o yüzden çok şaşkındım.
Okula bir makam aracı geldi. Babam hep “Arabada senden başka kimse yoksa öne oturmalısın, yoksa ayıp olur” diyerek büyütmüştü bizi. Ben de makam aracında ön koltuğa oturdum ayıp olmasın diye... O gün öğrendim makam aracında sağ arka tarafa oturulması gerektiğini. Hemen yerimi değiştirdiler. Alışkın olmadığım rugan ayakkabılarla Milli Eğitim Müdürlüğüne geldiğimizde, orada çalışan memurlar beni ayakta bekliyordu. Müdürün makamına geldiğimizde birkaç gazeteci de bize eşlik etti.
Makama oturduğumda artık her yetkinin bende olduğunu söylediler. Çok heyecanlanmıştım. Oturduğum koltuk sebebiyle eğitimle ilgili bir şeyler söylemem gerekse de, eğitim konularına ek olarak bazı konulara değindiğim de oldu. Güç zehirlenmesi diyebiliriz sanırım.. “Artık Adana’da anız yakılmasına da bir son vermeliyiz” gibi telkinlerde bile bulunmuştum. “Bu konuyu valiye iletmeniz iyi olur dediler.” Heyecanla valiyi aradım, “İnanamıyorum valiyle konuşacağım, artık anız yakılmayacak” diye heyecanla telefonun açılmasını beklerken telefonu benden çok daha küçük bir çocuk açtığında hâlâ günlerden 23 Nisan olduğunu hatırladım... Hayal kırıklığım yüzüme yansımış olacak ki herkes gülmüş, keyiflenmişti. Süre bittiğinde Milli Eğitim Müdürü bir kol saati ve birkaç kitap hediye etmişti. Yerel gazetelerde çıkan fotoğraflarımla ailem çok gururlanmış, onları kesip saklamıştı.
Geçen sene o Milli Eğitim Müdürünün vefat ettiğini öğrendiğimde, üzülmüş ve aklıma o günleri yine getirmiştim. Bir cumhurbaşkanı, başbakan koltuğu olmasa da hâlâ konusu açıldığında mutlulukla hatırladığım bir gündür.
2013 yılından beri çocukların koltuğa oturması geleneğine son verildi. Gerekçesi ise şu şekilde açıklanmıştı: “Küçücük çocuklar yüzlerce kamera ve medyanın önünde büyük bir sorumluluk altına alınıyor. Sorulacak sorulara cevap verme stresi altına giriyorlar. Söyledikleri sözler medyada yayınlanıyor. Sonra bu çocukların sınıflarında günlük hayatlarına adapte olması zor oluyor. Çocuklar açısından bu uygulamanın kaldırılması doğru olmuştur.”
Her ne kadar çok duyarlı bir açıklama gibi gözükse de bu açıklama beni hiçbir zaman tatmin etmedi. Zamanında bu heyecanı tatma şansına eriştiğim için, buradaki bahanenin çocuğun psikolojisinden çok, yarım saatlik bir deneyimde bile bir çocuğun dile getirebileceklerine dair korku olduğunu düşünüyorum. 23 Nisan’da koltuğa oturmuş ya da oturmayı istemiş her çocuğun hayalinde bir gün bu koltuklarda gerçekten oturmak da yer etti.

Ankara'da 1940 yılında gerçekleşen 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlamaları, SALT Research
Artık 23 Nisan’larda ne statlarda gösteriler sergiliyoruz ne de bir günlüğüne koltuğa oturuyoruz. Koltuklara oturan çocukların hemen hemen hepsi 'parmakla gösterilen' çocuklardı. Bu çocukların gelecekte başarılı olacağı herkes tarafından tahmin ediliyordu. Ancak bence bu durum da, liyakatin hayatımızdan eksilmesiyle birlikte anlamını yitirmeye başladı. Zamanında 'parmakla gösterilen' çocuklar, ne kadar çalışsa ve saygın meslekler seçtiğini düşünse de mesleğe atılırken pek çok zorlukla karşılaştı. Hak ettikleri yerlerin, torpili olmayan hak etmemiş kişiler tarafından işgal edildiğini gördüler. Sırf ekonomik kaygılar nedeniyle potansiyellerinden çok daha düşük işleri kabul ettiler ya da yurt dışına kaçtılar. Çocukken güzel bir çocukluk yaşadık ve geleceğe dair umutlandık. Geleceğimizin ve gençliğimizin elimizden alındığını fark etmeden hayaller kurduk. Üzerinden 10 yıl geçmesiyle artık nostaljik diyebileceğimiz bu koltuğa oturma geleneğini de, statlarda gösteriler yapmayı da tebessümle hatırlıyoruz.
Belki çok büyük bir olay değil ama bir çocuğa değerli hissettiren, özel hissettiren bir gündü 23 Nisan. Sıklıkla büyüklerimiz “Geleceğimiz sizlere emanet” derdi. Bu sözü anlamaya çalışırdık. Bir çocuk için büyük bir sorumluluk sözü olsa da, o duyguyu hissetmeye çalışırdık. Artık 23 Nisan’da çocukların bu hissi daha az taşıdığını düşünüyorum. 23 Nisan’ın bir çocuk bayramı olduğunu bu geleneklerin gidişiyle daha az hissetmeye başladık bence. Umarım bir gün tekrardan statları çocuklar doldurur. Valsler, jimnastikler, koreografiler yapılır. Sadece 10 dakikalık bir gösteri için haftalarca hazırlanma heyecanıyla tanışır çocuklar. En güzel kıyafetleriyle kendi bayramlarını kutlarlar. Kendi bayramları olduğu için büyüklerin koltuklarına bile otururlar. Ve o koltuklara oturduklarında kendilerini bir çocuğun yarım saatliğine eleştirmesinden bile korkmayacak büyükler olur etraflarında.
Gençliğine çok büyük darbeler almış bir gençten, 23 Nisan’a heyecanlanmayan çocuklara bir söz söyleyeyim o hâlde: “Sizin gençliğiniz darbeler almasın diye yapacağız ne yapıyorsak. Çocukken fotoğraflarının çekilmemesi için hep hassasiyet göstereceğiz. 23 Nisan’da koltukta fotoğrafını çektirmeyip ve bu deneyimi elinden alıp, ağladığın zamanlarda basına servis etmeyiz fotoğraflarını. Başarılarının üstüne torpillerimizi koyup hayallerinden vazgeçirmeyiz. Tıpkı o koltukların geçici olduğunu bildiğimiz gibi, gençliğin/yetişkinliğin de geçici olduğunu biliriz. Hayatın bu kısa ama keyifli dönemini yaşarken haklarını elinden almayız. 23 Nisan senin bayramındır. Bunu bir gün hatırlayıp sonra unutmayız.”
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Ceren Kurt
Ceren Kurt, feminist aktivist avukattır. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. Hacettepe Üniversitesi Kadın ve Toplumsal Cinsiyet Çalışmalarında yüksek lisansa devam etmektedir. Uçan Süpürge Vakfı'nın genel koordinatörü ve yönetim kurulu üyesidir.

20'lik
20’lik, kafada oluşan saçma soruların, açılmayı bekleyen ve bazen suratımıza çarpılan kapıların, gündem ile üzerimize çökebilecek fenalığın paylaşıldığı bir bülten.
İLGİLİ OKUMALAR




