
Bozcaada’da yaklaşık 3 bin yıldır bağcılık yapılmasının arkasında -sen de doğal, ben diyeyim organik- bir hikâye var. Doğa kucak açmış, rüzgâr bereketli esmiş. Adaya gelene kadar 5 km ötede; havada karada bağcılık yapılırmış. Adanın bağlanmasının pek önemli bir sebebi mikrokliması. Yalnız dikkat, makroklima demiyorum mikroklima diyorum.
Paylaşacağım bu bilgiler Bozcaada seyahatimde Reşit Soley ile olan sohbetimizden alıntılardan oluşuyor. Reşit Soley Corvus’un kurucusu; mimar, tasarımcı ve şarap üreticisi. Mimarlığı şehirde bırakıp 2002 yılında bağcılık ve şarapçılığa Bozcaada’ya gelmiş. O gün bugündür de adada. Kendisinin 20 yıllık tecrübesi ve gözlemlerine istinaden yaptığı yorumları yazıya döktüm diyelim. Şanslıydım ki paylaştı, hep birlikte yer ve zamandan bağımsız bağlarda dolanacağız.

Şimdi bir rüzgâr esiyor, adada Corvus’tayız.
Temel bilgi ile bir girizgâh yapalım. Mikroklimanın sözlük anlamına bakalım; sonra sağdan sağdan ilerleyeceğiz.
TDK der ki:
mikroklima
isim, coğrafya, (mi'kroklima), Fransızca microclimat
Dar iklim bölgesi.
Hatta Haldun Taner İstanbul’dan bahsederken der ki:
"Emektar payitaht, mikrokozmosunun, mikrokliması olarak her telden çalmayı belki bundan ötürü benimsemiştir."
Yine yeşillendi ada bağları
Adada enteresan bir mikroklima var. Bulunduğu havza kurak, bol güneşli ve bol rüzgârlı. Toprak çok özel bir toprak değil; organik maddesi az, su tutacak kil yok, kumlu. Tam bir bozkır toprağı. Bu bozkır toprağına bol güneş ve bol rüzgâr eklenince bir bitkinin yetişmesi neredeyse imkansız oluyor. Fakat Bozcaada beklenmedik bir şekilde yemyeşil. Diğer adalara baktığında vadilerinde küçük yeşillikler var; parça parça. Bozcaada’da ise hemen hemen bütün ada yeşil.
Termik şok
Bu üzümler nasıl gelişiyor? diye soruyorum Reşit Bey’e.
“Deniz ve kara arasında termik hareketler var; poyraz ve lodos adanın rüzgarları. Poyraz bize daima belli bir serinlik ve rutubet getiriyor. Lodos ise kuraklık getiriyor. Lodos sonrasında bağlar dayak yemiş gibi olur; poyrazda bağlar çok daha diri hale gelir.”
diye başlıyor açıklamaya. Temmuz ayının başı ile birlikte; 21.00’den sonra kara ve deniz arasındaki sıcak-soğuk farklarından dolayı adada çiğ başlıyormuş. Ve gün doğuncaya kadar devam ediyormuş. Çiğ, bağdaki hastalıkların temel sebeplerinden de bir tanesi; bunu bir akılda tutalım, sebebine geleceğim.
“Gün doğumunda eskiden hemen poyraz başlardı. Şimdi küresel ısınma ile birlikte denge bozuldu. Gün doğumunda poyraz başlamıyor. Sabah 09.00'da başlıyor. Yani uzun bir süre güneş yukarıda, çiğ aşağıda; ısı ve nem birleşiyor. Bu da hastalıkları tetikliyor. Çiğin bağdaki hastalıkların temel sebeplerinden olması bundan.”
Adanın o 3 bin yıllık tarihinde bu işler başka türlüymüş tabi. Bu yağan çiğ bağdaki tüm vejetasyonu ıslatırmış.
“Eskiden bağlara gittiğinde sırılsıklam olurdun. Bütün bağlar çiğden sırılsıklam olurdu, ondan sonra da ilk rüzgar ile kururdu. Kurumak fiziksel olarak soğumak demek demek aslında. Yıllar boyunca bu kuruma çok ciddi bir termik şok yaptı bitkilere.”
diyor Reşit Bey.
Bu termik şok, ada üzümlerinin aromatik profilinde başrolde. "Neden?" diyorsun, farkındayım. Şöyle ki; gece gündüz arasındaki sıcaklık farkı üzümlerin gelişimi için pek önemli bir faktör. Soğuk geceler üzümün olgunlaşma döneminde aromalarını ve asiditesini korumaya yardım ediyor. Gece gündüz sıcaklık farkının fazla olduğu bir bağdan (az olduğu bir bağa göre) daha aromatik ve asidik şaraplar çıkıyor gibi düşünebilirsin. Bozcaada’da termik şok etkisini rüzgar yaratıyor. Çiğden sırılsıklam olan bağlar rüzgar ile kuruyor; yani soğuyor. Buyurunuz termik şok. Reşit Bey şöyle anlatıyor:
“Biz burada yaklaşık 500 metre rakımlı bir bağdaki üzüm ile hemen hemen aynı yoğunlukta aromaları ve asiditeyi çıkarabiliyorduk. Karşı kıyıya geçiyorsun, böyle bir etki yok.”

Mikroklimanın karanlık yüzü; gizli mildiyö etkisi
Adanın temel mikrokliması bu, fakat bu mikroklima mildiyöyü de getiriyor. Mildiyö bir bağ hastalığı. Yaprakta oluşan lekeler ile hastalığın geldiğini anlayabiliyorsun. Adada olan bir hastalık bu, kontrol altında tutuluyor. Fakat bir gizli mildiyö var ki onu anlayamıyorsun, çiçeklenme döneminde geliyor. Ve bu dönemde algılayabileceğin bir mildiyö değil bu; sadece çiçeğe etki ediyor ve kendini hiç belli etmediği için anlaşılamıyor. Bu ciddi bir problem. “Adada bir laf vardır.” diyor Reşit Bey,
"'Çavuş silkti.' Çavuş’un silktiği falan yok, Çavuş’un çiçeğine mildiyö geliyor, oradaki çiçeklerin yarısı telef oluyor. Ki bunu gözle algılamak mümkün değil. Çünkü yaprakta etkisini göremiyorsun. Görüp de ilaç atayım diyecek bir durum olmuyor.”
Bu da mikroklimanın karanlık yüzü. Adadan İstanbul’a Çavuş üzümünün satılamamasının sebeplerinden biri de bu; gizli mildiyö etkisi. Salkımlar çirkin oluyor, çirkin olunca da satılmıyor.
“Adadaki ekonomik çöküşün temel nedenlerinden biri bence mildiyödür.”
diyor Reşit bey. Başına saksı düşmesi gibi bir hastalık, ne zaman olacağı belli olmuyor!
Adada işler zor anlayacağın.
Mikro-nun-da-mikro-su
Adadaki mikroklima 40 kilometrekare ile sınırlı; 5 kilometreye 8 kilometre. Ve kendi içinde 3 tane alt mikrokliması var. Adadaki konumundan mütevellit farklılıklar gösteriyorlar.
1- Adanın Kuzey sahilleri; Çayır.
Bağlar poyraza açık ve tamamen kum. Kum biraz kurnaz. Drenajdan (suyun akıp gitmesi gibi düşün) ötürü faydalı; fakat bir yandan da su akıp gittiği için zararlı. Kafalar karıştı biliyorum, orta yolu bulmak zor. Mesela biraz daha killi toprak olsaydı suyu biraz tutacaktı.
2- Adanın Güney sahilleri; Ayana.
Burası Corvus’un bağlarının olduğu alan. Kum ve beyaz kil var, kireç var. Bunlar beyaz üzümler için önemli faktörler. Bir kanalın içinde gibi. Poyraz aksında bir kanalın yuvasında. Neredeyse çayır efektinde çalışıyor, poyraza açık.
3- Adanın orta göbeği; Ova.
Çavuş, Vasilaki, Kuntra ve Karalahna’nın yetiştiği yer gibi kalabilir aklında. Düz bir alan; ova. Küçük küçük, parsel parsel, goblet goblet bağlar bar. Buranın yerelleri anlayacağın.
Üçünün arasında verimlilik ve vejetasyon anlamında fark var. Güneydekiler biraz dayak yiyorlar, kuzeydekiler denizden biraz nem çekiyor ve daha diri oluyorlar. Adanın alt mikroklimalarının konum tarafından ayrımı bu. Mikro-nun-da-mikro-su.
Rüzgâr sert esiyor adada, ama iyi ki esiyor.

Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
YAZARLAR

Veraison
Kadehindeki şarabı keşfederken, sonraki yudumu hayal eden bir şarap yayını. Şarabın sadece beyaz örtülü masalarda içilmediğine inanıyor, her sofrada yer arıyor. Her hafta duyusal deneyim rotaları çizmek için e-posta kutunda!
İLGİLİ OKUMALAR



