
Görsel: The Love Shop
Bu aralar yatmadan önce TikTok’da biraz zaman harcıyorum ( hatta birkaç haftaya sevdiğim bir TikTokçu Alıp Başını Gidenler’de olabilir 🌝) ve orada bu bildiğimiz Boomers, Millennials (Y Kuşağı) ve Z jenerasyonu (Zoomers), etiketleri üzerinden çok fazla şaka yapılıyor.
Küçük bir özet geçmem gerekirse, Boomerlar ikinci dünya savaşı sonrası yani 1946-1964, Y kuşağı ya da Millennials 1981-1996, Z jenerasyonu ise 1990’ların ortası ile 2010 arasında doğanlar. ‘Okay Boomer’ diyerek, o dönemin şu an daha tutucu ve saygısız olarak görülen davranışları ve anlayışları ile dalga geçiyor, Y kuşağının dar pantolon giymesine, Eminem dinlemesine ve yandan ayırdığı saçlarına gülüyor bu Z jenerasyonu. Ebeveynleri genellikle Boomer olan Y kuşağı, ‘hayatları bizimkinden daha kolay olsun’ anlayışı ile büyütülmüş ve üzücü bir şekilde tembel ve hassas olarak damgalanmışlar. Aynı zamanda internetin yükselişini ve tam işe girip para kazanmaya başlayacakken ekonomik krizi deneyimlemiş olan kuşak. Z jenerasyonu ise internet ve sosyal medya ile büyüyor. Daha çok bilgi erişimine sahip. Genel olarak Z jenerasyonu aktivizm, iklim krizi, dünyanın problemleri ile daha ilgili ve kariyer/hayat beklentileri konusunda Boomerlar ve hatta Y kuşağına göre daha istikrarsız. Mesela ev sahibi olmak artık o kadar öncelikli bir şey değil. Bir şirket için çalışmaktansa insanlar kendi işlerini başlatmak istiyorlar. Z jenerasyonu, geride bıraktığımız bazı dönemlere kıyasla, alışılagelmiş eğitim sürecini izlemeden kendi işini başlatıyor, ya da işgücüne daha erken dahil oluyor.
1998 doğumlu olarak Z jenerasyonuna dahilim ancak kendimde Y kuşağından izler görmüyorum desem yalan olur. İlk olarak, Eminem’in Without Me şarkısı kendimi gaza getirme şarkılarımdan... Ayrıca ilk telefonum Çanakkale’de bir okul gezisine gittiğim için verilen kuzenimin eski Samsung X820’iydi. Sosyal medya ile büyümedim. Hatta bir yerde okuyordum, artık o ilkokul sonu-ortaokul başındaki tuhaf geçiş dönemi yok. Utanç verici kıyafetler giydiğimiz, vücudumuzun içinde tam olarak rahat olmadığımız, tuhaf saç kesimleri ve takıntılarımızın olduğu o dönem resmen kayıp. Bu jenerasyon sosyal medya sayesinde o kadar çok örnekle büyüyor ki, geriye bakınca güldükleri, düşe kalka yollarını buldukları özel zamandan yoksun kalıyorlar. Benim tarzım daha yeni yeni oturuyor, arada benden daha olgun, daha tarzı oturmuş, bir ortaokullu görüp şaşırıyorum. Ama bazen de üzülüyorum, herkes birbirine biraz fazla benziyor sanki… Tabii yanılıyor da olabilirim, sonuçta benden büyükler de benim jenerasyonuma az laf atmadılar...
Zaman değiştikçe, insanların doğruları, zihniyetleri değişiyor — değişmesi lazım zaten. Dünya dönüyor, mevsimler değişiyor, biz değişmeyecek miyiz? İmkansız. Hayat öğrenmek ve gelişmekten ibaret. Bu yüzden, özellikle son dönemde fazlasıyla adı geçen namıdiğer ‘cancel’ etme konseptine değinmek istiyorum. Amerika’da Black Lives Matter protestoları ile, birçok haksızlık ve saçmalığın yeniden yüzüstüne çıkarıldığından bahsetmiştim. Bu hareket ile birçok şirket, influencer ve ünlü aldığı ırkçı ve cinsiyetçi kararlarından sorumlu tutuldu ( örnek: Bon Appetit). Daha ilerlemeden, sorumlu tutulmanın gerekli olduğunu söylemek istiyorum — yanlış anlaşılmak istemem. Ama ‘cancel’ etme yeni bir boyut kazanarak insanların yatağının altında saklanan büyük bir canavara dönüştü. Herkes birbirinin geçmişinden hatalar bularak birbirini iptal etmeye başladı. Şimdi. Benim düşünceme göre bu bir sorun. Şirketlerin, etkisi büyük insanların devamlı bu hatalı davranışları sergilemeleri ayrı, gençliğinde bir kere saçma bir hareket yapmış olması ayrı. Herkes farklı şartlarda, farklı deneyimlerden geçerek büyüyor. İnsanlar hata yapabiliyor ya da doğrusunu bilmiyor. Direk ‘cancel’ etmektense, geçmiş hatalarından öğrenip öğrenemediklerine bakmanın önemli olduğunu düşünüyorum.
Omo çamaşır reklamında ne derler? Kirlenmek güzeldir. Yani özünde, hata yapmanın ve denemenin öğreticiliğine değinir. Bu çocuksu inanışla da şunu söylemek istiyorum: bu kesin çizgiler ve iptaller yerine, insanları eğitmek, o yanlış söylemleri, hareketleri yaptıktan sonra neler öğrendiklerine bakmak gerekmez mi?
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Yasmin Güleç
Anthony Bourdain'in #1 numaralı hayranı olmak dışında zamanımı genelde yazarak, yürüyerek, kahve içerek ve derin politik tartışmalara girerek harcıyorum.

20'lik
20’lik, kafada oluşan saçma soruların, açılmayı bekleyen ve bazen suratımıza çarpılan kapıların, gündem ile üzerimize çökebilecek fenalığın paylaşıldığı bir bülten.
İLGİLİ OKUMALAR




