Burkina Faso'da bir hayalet dolaşıyor: Ibrahim Traoré'nin önlenemez yükselişi

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
Yazı: Kavel Alpaslan
“Sizi besleyenler, sizi kontrol ederler.”
Afrika’nın en yoksul ülkelerinden biri olan Burkina Faso’nun devrimci lideri Thomas Sankara (1949-1987) işte böyle söylüyordu. Genç bir subay olan Sankara, uğradığı suikasta kadar oldukça kısa bir süre iktidarda kaldı. Ancak bu süre içerisinde tüm Afrika ülkelerine ilham olacak bir sürece önderlik etti: Kitlesel aşı kampanyaları, kamulaştırmalar, dış politikada yeni-sömürgeciliğe karşı adımlar, eğitim ve sağlığı yoksul halka ulaştırma çabaları... Hatta Fransız sömürgesi mirası, eski adı Yukarı Volta olan ülkenin adını bile "başı dik insanların ülkesi" anlamına gelen Burkina Faso olarak değiştirdi.
Aradan geçen zamana ve suikasta rağmen bugün bu ülkede Sankara’nın ismi ve sözleri yeniden yankılanıyor. 2022 yılında darbe ile iktidara gelen 36 yaşındaki genç bir subay İbrahim Traoré, tüm dünyada ses getiren bazı adımlar attı: Ülkesindeki Fransa askerî birliklerini sınır dışı etti, altın madenlerini kamulaştırdı, altyapıda modernizasyona gitti, ülkeyi kendi kendine yeten bir hâle getirmeye yönünde bazı adımlar attı. Batı Afrika’daki Fransa ve ABD destekli ortaklıklardan dışlanan diğer iki komşu ülkeyle birlikte (Mali ve Nijer) Sahel Devletleri İttifakı’nın (AES) kuruluşuna öncülük etti; Rusya, Çin, İran ve hatta Türkiye ile çeşitli alanlarda ilişkiler geliştirdi. Traoré, sık sık "Sankara’nın düşüncelerini kendilerine rehber edindiklerini" dile getiriyor.
- Peki gerçekten yaşananlar Burkina Faso için ne ifade ediyor? Traoré’yi Sankara ile kıyaslamak mümkün mü? Yoksa bu sadece geçmişin popüler bir değerine yapılan sembolik bir referanstan mı ibaret? Traoré’nin attığı adımlar gerçek bir dönüşümün sinyallerini veriyor mu?
Gelin biraz da mesafe nedeniyle ismine yabancı olduğumuz bu ülkede yaşanan gelişmeleri daha yakından inceleyelim.
Tarihsel miras: Sankara
Sağlıklı bir kıyaslama yapabilmek için önce Sankara dönemini daha ayrıntılı bir şekilde hatırlamamız gerekiyor. Sankara, 1984 yılında bir askerî darbe sonrasında başkanlık koltuğuna oturduğunda henüz 33 yaşındadır. Yol arkadaşı Blaise Compaoré tarafından yapılan karşı darbe sırasında katledilmeden önce, sadece üç yıl gibi kısa bir sürede ülke tarihinin en büyük atılımının yaşanmasını sağlar.
Açık bir şekilde Marksist bir arkaplana sahip olan Sankara, kendi iktidarını “Paris Komünü’nün adalet hayallerini mümkün kılacak devrimimiz” olarak tanımlar. Sovyetler Birliği ile yakın ilişkiler kurar. Fakat elbette asıl değişim yurt dışında değil yurt içindedir:
Genç lider işe, devletin lüks harcamalarına kısıtlama getirerek başlar. İlk olarak kendi maaşını 450 dolara düşürür ve mülkiyetini de bir araba, dört bisiklet, üç gitar, buzdolabı ve dondurucuyla sınırlar. Ülkedeki sorunların toprak ve üretimden kaynaklandığını gören Sankara, konu hakkında şöyle söyler:
“Bizim ülkemiz bizi besleyecek seviyede üretim yapıyor. Hatta şimdi ürettiğimizin daha fazlasını bile üretebiliriz. Maalesef, organizasyon eksikliğinden dolayı hâlâ gıda yardımı için yalvarmak durumundayız. Bu tip yardımlar bizim önümüzü kesmekte. Ve bu alışkanlık, bu refleks bizim sadece yardım için yalvaranlar olarak görülmemize neden oluyor. Bu yardımları bir kenara bırakmalıyız ve daha fazla üretmekte başarılı olmalıyız.
Daha fazla üretmeliyiz çünkü size yemek veren doğal olarak size isteklerini dayatabiliyor. Kontrol edebildiğimiz kadarını üretelim. Bazıları soruyor 'Nerede bu emperyalizm' diye. Sadece tabaklarınızın içine bakın. Yemek yediğinizde ithal mısır, pirinç yiyorsunuz. İşte emperyalizm bu, öyle çok uzaklarda aramayın!”
Bu çerçevede atılan adımlar doğrultusunda, öncesinde ortalama olarak bir hektarda 1.700 kilo buğday alınırken 1986 yılında 3.800-3.900 bin kilo buğday hasat edilmeye başlanır. Tüm bunları "sihirli bir değnek" yardımıyla değil, toprak ağalarına savaş açıp arazilerini dağıtarak, kolektif bir üretim sistemi kurarak yapar. Ayrıca iki buçuk milyon çocuğa aşı yapılmasını örgütler. Ülke çapında başlattığı eğitim kampanyasıyla okuma-yazma oranını yüzde 13’ten yüzde 73’e çıkarır. Afrika’da çölleşmekte olan arazilerin önüne geçmek için harekete geçen ilk liderdir. Her kasabaya bir orman kampanyasıyla milyonlarca ağaç diker.
Fransız üsleri ve ekonomik tahakküm
Compaoré’yi iktidara taşıyan darbe sonucunda Sankara, 1986’da öldürülür. Koltuğun yeni sahibi ise 27 yıl boyunca iktidarda kalır. Ta ki 2014 yılındaki halk ayaklanmasıyla birlikte ülkeden sürülünceye kadar... Şimdi ise tarihsel belleği pek de paslanmamış bu ülkede Sankara’nın hem imgesel hem de sözel rüzgarı esiyor.
"Ülkedeki cihatçı tehdide karşı yetersiz mücadele" gerekçesiyle 2022’de yapılan darbe ile birlikte Traoré iktidara geldi. Fransız askerî üslerini geri çekilmeye zorlayarak anti-emperyalist bir söylem benimsedi ve halk arasında hâkim olan Fransa karşıtı hareketin desteğini aldı.
Fransa, özellikle eski sömürgelerinde "güvenlik işbirliği" çerçevesinde ciddi bir askerî varlık gösteriyor. Bu askerî varlık, ekonomik nüfuz ile yakından ilişkili. Örneğin para birimini ele alalım. Burkina Faso ve diğer 11 eski Fransa sömürgesinde CFA Frankı kullanılıyor ve Euro ile sabitleniyor. Yani para birimi 14 ülkede Paris tarafından kontrol ediliyor.
- Bir başka deyişle, CFA Frankı'nı kullanan ülkelerdeki tüm yabancı kambiyo işlemleri Fransa hazinesinden geçerek yapılıyor ve ister istemez Afrika ülkelerinin egemenliklerini eski sömürgeciden yana kısıtlıyor.
Eşitsiz ve bağımlı ilişki sebebiyle iktidara gelenler, Fransa’nın kamu sektörlerinde, doğal kaynaklarında, dış politikasında, savunmada, ticarette, kısacası bir ülkeyi "ülke" yapan her alanda asli söz sahibi olmasını mümkün kılıyor.
Fransa’nın bölgeye ilgisini somutlaştırmak gerekirse... Avrupa’nın uranyumdan üretilen enerjisinin 4’te 1’i Nijer’den geliyor. Batı Afrika Ülkesi, bu yüzden uranyum alanında Kazakistan’dan sonra ikici sırada. Mali ve Burkina Faso ise Batı’ya ciddi miktarlarda altın ithal ediyor. Bu sebeple CFA Frankı üzerinden kurulan yeni sömürgeci sistem ve Batı başkentleri ile yapılan diğer anlaşmalar, bölgeden çıkartılan yer altı kaynakları üzerindeki tahakkümü kolaylaştırıyor.
Fransa’nın ekonomik çıkarlarını korumak için tek askerî güvencesi, kendi üsleri değil; Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS) adı verilen örgüt, 1975’ten beri CFA Frankı’nın ve yeni-sömürgeci çıkarların bekçiliğini yapıyor. ECOWAS aynı zamanda askerî bir örgüt ve bu sıfatını sık sık askerî müdahalelerle kanıtlıyor. Bu askerî operasyonlar, Fransa’nın kabul edilemez bulduğu rejim değişikliklerinin peşi sıra geliyor.
Mali, Nijer ve Burkina Faso’da yakın tarihlerde yaşanan iktidar değişimleri sonucunda ECOWAS ile ilişkiler ciddi anlamda gerildi. Öyle ki dış ilişkilerde ve ekonomik işleyişte daha farklı ittifaklar arayan bu ülkeler, yüzlerini başta Rusya ve Çin olmak üzere Fransa’dan bağımsız çalışabilecekleri diğer başkentlere çevirdiler.
- Türkiye de bu ülkelerden biri. Bu işbirliği sonucunda üç ülke de çeşitli sayılarda Bayraktar TB2 temin etti.
Üç ülkenin 2024 yılında, Fransa’nın bölgedeki etkisini kırmaya yönelik kurduğu AES’i de bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor.
Değişim hangi alanlarda?
AES içerisinde en dikkat çekici gelişmeler Burkina Faso’da yaşanıyor. Traoré’nin yönetimi, ülkedeki altın madenlerinin kamulaştırılması yönünde büyük bir adım attı. Devlete ait ilk altın rafinerisi kuruldu. Yeni kurulan devlet madencilik şirketi (SOPAMIB) adına daha önce yabancı şirketlere ait olan 80 milyon dolar değerindeki iki maden kamulaştırıldı. Hükümet, kamulaştırmaların devam edeceğini açıkladı. Diğer şirketlere ait maden haklarındaki devlet payları artırıldı.

Afrobarometer tarafından yapılan araştırmada, Burkina Faso’daki askerî yönetime duyulan güvenin Traoré döneminde kayda değer bir şekilde arttığı gözlemleniyor.
Tarım ve ekonomide de benzeri yönde reformlar yaşandı. Tarımsal modernleşme için traktör alımları yapıldı ve konserve gıda fabrikaları açıldı. Devlet bankacılığı, açılan yeni kurumlarla teşvik edildi.
Fransa güçlerinin çekilmesinden sonra Traoré, Rusya’dan bir dizi askerî teşvik aldı. Karşı darbelerin önüne geçmek üzere bir grup Rus uzman, Burkina Faso’da çalışmaya başladı. “Bir uluslararası güç yerine öteki tercih ediliyor” diye düşünülebilir. Bir bakıma evet, askerî olarak yapılan bu. Ancak Fransa’nın nüfuzu ve bu nüfuzla bağlantılı askerî varlığıyla kurulan ilişkiyle kıyaslandığında, Rusya ile kurulan ilişkinin aynı düzeyde olmadığı görülüyor. Bu yorumları yapmadan önce CFA Frankı’nın rolünü tekrar hatırlamak gerekiyor.
Gölgenin önemi: 'Retro devrimci'
Peki tüm bu gelişmeler bizi gerçekten Sankara’ya mı götürüyor peki? Traoré, Sankara’nın ölümünden bir yıl sonra doğdu; iktidara geldiğinde ise hemen hemen aynı yaştaydı. Bu sebeple kısa süre içerisinde—biraz aceleci ve yüzeysel bir şekilde—Traoré için Sankara benzetmesi yapılmaya başlandı.
- The Economist onun hakkında "retro devrimci" demişti. Ancak daha sonra yaşanan gelişmeler gerçekten de çarpıcı bir yola doğru ilerledi ve bu benzetmenin sadece sembolik olmadığını gösterdi.
Burkina Faso’da yaşanan gelişmeleri hafife almamak gerekiyor. Yine de farklılıkları vurgulamakta fayda var. Derin bir Marksist birikime sahip Sankara’nın işlettiği süreç, bugüne göre çok daha radikal bir toplumsal dönüşümü hedefliyordu. Bazı açılardan başarılı da oldu. Bugün yaşanan değişimin bu denli köktenci olmadığı aşikar. Sankara dönemindeki sosyalist program yerine bugün sadece o programdan ilham aldığını söyleyen bir iktidarla karşı karşıyayız. Belki bu, farklı zaman dilimlerinin getirdiği bir zorunluluktur.
Sözün özü "Sankara’nın reenkarnasyonu" demek için acele etmeye gerek yok. Belki de asıl önemli olan Sankara’nın yıllar içerinde Burkina Faso’lular için devrimci bir kerteriz olmaya devam etmesidir.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.
16 Tem 2026

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.



