Büyükçekmece’de Bir Gece
Mehmet Selahattin, 14 Ocak 1933
Küçükçekmece yolundayız. Her tahtası ayrı ses veren gürültülü bir otobüs içinde Çatalca Müstahkem Mevkii Kumandanı Fuat Paşa hazretleriyle konuşuyoruz. Ben bir aralık önümüze parça parça serilen Çekmece’nin dumanlı sahillerini göstererek;
“Paşam nasıl manzara?” diyecek oldum.
Fuat Paşa hazretleri gülümsedi:
“Yüzbaşılığım buralarda geçti. Her tarafını karış karış bilirim ve severim de. Fakat benim en hoşuma giden yer Boğaziçi’dir. Mesela Rumeli Kavağı’nda o hava nedir efendim! Gecede iki saat uyku uyusanız demir gibi kalkarsınız.”
Asfalt üzerinde rüzgâr hızıyla ilerliyoruz. Paşa hazretleri devam etti:
“Boğaziçi’nin yerlisi sayılırız biraz. Evvelce yaz kış Kavak’ta otururduk. Bence ne Adalar ne Yeşilköy ne de Erenköy. Boğazı dünyaya değişmem.”
Muhterem kumandanın yüksek tevazuundan cesaret alarak sorduk:
“Bu akşam Büyükçekmece’de kime misafir olacağız Paşam?”
Gülerek cevap verdi:
“Şimdilik ben de sizden fazla bir şey bilmiyorum. Çağrıldık, gidiyoruz!”
Söz döne dolaşa bizi davet eden Büyükçekmece Nahiye Müdürü Kenan Feyzi Bey’de karar kıldı.
Fuat Paşa diyor ki:
“Mutlaka bir sürpriz hazırlamıştır bize.”
Sonra hep beraber düşünüyoruz:
“Acaba köye elektrik mi getirildi?”
“Yoksa balo filan mı verecek?”
Balo sözü genç bir arkadaşı heyecana düşürdü:
“Aman sus! Ben bu açık renk elbiseyle nasıl giderim baloya?”
“Belki balo değildir canım!”
Nihayet otobüsteki Büyükçekmecelilere danıştık.
“Ne var bu akşam köyde?”
Omuzlarını kaldırarak birbirleriyle bakıştılar.
“Vallahi biz bilmeyiz ne var.”
İşin içinden çıkabilene aşk olsun. Anlaşılan Nahiye Müdürü Bey yapacağı işi kimseye haber vermemişti. Biz böyle tahminler yaparken otobüs bir anda altı üstüne gelmiş gibi sarsıldı. Can korkusu ile pencerenin demirlerine yapıştım. Fuat Paşa hazretleri heyecanımızı yatıştırmak için haber verdi:
“Asfalt bitti!”
Ben gülmeye başladım.
“Asfalt bitmedi, biz bittik Paşam!”
Yolun cefalı kısmı bundan sonra başlıyordu. Çamurları yer yer kabarmış batak bir yol ki neûzübillâh! Bizim otobüs otobüslükten hani neredeyse istifa edecekti. Böyle sarsıla sarsıla, kafamızı pencere camlarına çarparak sonunda Büyükçekmece’ye geldik.
Çatalca Kaymakamı Cevdet Salih Bey, Küçükçekmece Nahiye Müdürü Kenan Bey, Çatalca ve Çekmece’nin belli başlı simaları burada. Köyün meydanlığında meşaleler yakılmış, çoluk çocuk hepsi ayakta. Büyükçekmece bayram yerine dönmüş vesselam.
Akşam yemeğinden sonra parti binasındaki radyonun başında köylü şehirli bir araya toplandık. Sanki birbirleriyle tanışmamış insanlar değiliz. Memleketi içinden seven ve içinden tanıyanların hoşuna giden bir topluluk: Doksan yaşındaki köy ağaları burada. Yirmi yaşındaki hanım muallimler burada. Sekiz yaşındaki ilk mektep çocukları burada. Cumhuriyet’i kuran ordunun temsilcisi burada. Kazanın kaymakamı, nahiyenin müdürü burada.
Bu kaymakamın hafızamızda yer eden eski kaymakamlara benzer yeri yok, bu paşa halkı kasıp kavuran paşalardan değil. Hep bir arada, ayrı gayrı gözetmeden oturuluyor.
Radyoda 35 kilometre uzaktaki İstanbul’un Sesi’ni dinleyen köylülere bakıyorum. Henüz hayranlıktan kendilerini alamamışlar. Nahiye Müdürü diyor ki:
“Küçük arıza olmasaydı bu akşam onları sinema karşısında görecektiniz.”
Sinema, radyo… Belli ki onlar için hâlâ esrarını muhafaza eden şeyler. Esrarlı fakat cazip.
Bir aralık meclise hafif bir durgunluk çöker gibi olmuştu. Kenan Bey birdenbire ortadan kayboldu. Onun birkaç dakika sonra iki zurnacı ve bir davulcuyu önüne katarak içeri girdiğini gördük:
“Haydi çocuklar!”
Davul ilkin hafif bir tempo tutturdu.
“Dran dran da dran dran!”
Fakat bu ağır aksaklık tez canlı Kenan Bey’i memnun etmedi:
“Daha hızlı, daha hızlı!”
Davulcu da tuhaf bir adam. Tokmağı her indirişte yerinde bir kere zıplıyor. Zurnacıyı hiç sormayın. Coştu da coştu! Tabii bu davulla çifte zurna boşuna gelmemişlerdi. Kenan Bey rastgele birkaç genci kolundan tutup kaldırdı. Filiz gibi köy delikanlılarının ellerinde yazma mendil, memleket işi hora tepmeleri görülecek şeydi doğrusu.
Her zaman İstanbul eğlenmez ya, arada bir köylü de eğlenir! Hele Büyükçekmeceliler çok neşeli insanlar doğrusu. Bazıları oyuna kaldırılınca naz ederler, oynamamak için bin türlü bahane bulurlar. Büyükçekmece köylüsü böyle nazlanan takımından değil. Sekiz yaşındakiler bile bize oyundaki maharetlerini gösterdiler. Hele bir hanım kız yaşından hiç umulmayacak bir ustalıkla öyle mükemmel zeybek oyunu oynadı ki az kalsın alkışlamaktan avuçlarımız patlayacaktı.
Gece yarısına kadar bu davullu zurnalı eğlenti devam etti. Yerlerimize çekileceğimiz sırada merdiven ayağında ne bakalım? Davulcu bir tarafta, zurnacılar bir tarafta. Meğer bizi uğurlamaya gelmişler. Uzatmayalım davul zurna ile sulu sepken yağmur altında mektebe doğru şöyle bir yürüyüşümüz var, uyandığım zaman ilk işim pencereden bakmak oldu. Ortalığı bembeyaz görünce Nahiye Müdürü Kenan Bey’in sözleri hatırıma geldi:
“Beyaz köy, Büyükçekmece’yi bembeyaz bir köy yapacağım.” diyordu.
Tabiat ondan evvel davranmıştı. Nahiye Müdürü’nün yapmak istediği şeyi bir gece içinde yağan kar yaptı. Büyükçekmece hakikaten beyaz, bembeyaz bir köydü.
*Mehmet Selahattin Güngör’ün yazılarındaki bazı kelimelerin yerine, okumayı kolaylaştırmak için günümüzdeki karşılıkları yazıldı. Selahattin’in tüm ifadelerine katılmasak da anlamı ve anlatımı bozacak ya da değiştirecek herhangi bir değişiklik yapılmadı. Dönemin anlam dünyasına sadık kalındı. ‘İstanbul’da Nasıl Eğleniyorduk’un amaçlarından biri de, yazara hak ettiği değeri vererek İstanbul’un geçmişine dair çok zengin bilgiler içeren bu yazıları gün yüzüne çıkarmak.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
NEREDE YAYIMLANDI?
radyo, asmr, büyükçekmece, altın kızlar, kara kış, cengiz kahraman, istanbul kış günlüğü
11 Oca 2022

YAZARLAR

İstanbul'da Nasıl Eğleniyorduk?
1920 ve 30'ların İstanbul eğlence hayatını bir gazetecinin röportajlarından takip eder, her salı yayımlanır.
İLGİLİ OKUMALAR


